İçeriğe geç

Mardin'in kara sevdası (Ağa ve asker kızın aşk destanı).

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Mardin'in kara sevdası (Ağa ve asker kızın aşk destanı).

Bölüm 1

1. Bölüm: Namlunun Ucundaki Töre

Güneş, Mardin’in kadim taş evlerinin üzerine bir altın gibi doğarken, şehrin dar sokaklarında yankılanan tek ses postalların sert ritmiydi. Üsteğmen Asena, bir elinde sıkıca tuttuğu telsizi, diğer elinde ise her an tetiğe gitmeye hazır parmaklarıyla operasyon bölgesine sızıyordu. Görevi netti: Sınır hattındaki kaçakçılık şebekesinin izini sürmek. Ancak bu iz, onu Mardin’in en dokunulmaz kapısına, Karadağ Konağı’na getirmişti.

"Merkez, hedef bölgedeyim. Sessizlik hakim," diye fısıldadı Asena. Üzerindeki kamuflaj, bu şehrin sarı toprağıyla bütünleşmişti. Tam o sırada, konağın devasa ahşap kapısı ağır bir gıcırtıyla aralandı.

İçeriden çıkan adam, adeta bu toprakların vücut bulmuş haliydi. Siyah gömleği, üzerinde gümüş işlemeli yeleği ve keskin bakışlarıyla Mirza Ağa. Adımları kendinden emin, duruşu ise şehre hükmeden bir kralla eş değerdi.

Asena, saklandığı taş duvarın arkasından nefesini tuttu. Ancak Mirza, sanki havada yabancı bir kokuyu sezmiş gibi aniden durdu. Bakışları, Asena’nın gizlendiği o karanlık köşeye kilitlendi.

"Mardin’in taşları bile yabancıyı hemen tanır," dedi Mirza, sesi derinden ve buz gibi bir sakinlikle geliyordu. "Saklanmana gerek yok asker. Bu topraklarda benden izinsiz kuş uçmaz."

Asena, yakalandığını anladığı an saklandığı yerden çıktı. Silahı omzunda asılıydı ama eli hala yakınındaydı. "Ben izin belgesini kanunlardan alırım, Mirza Ağa. Törelerden değil."

İkili arasında saniyeler süren o sessizlik, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Mirza, birkaç adım atarak Asena’ya yaklaştı. Aralarındaki mesafe kapandığında, bir yanda barut kokusu diğer yanda ise Mezopotamya’nın sert rüzgarı vardı.

"Kanunlar sınıra kadar işler Üsteğmen," dedi Mirza, gözlerini Asena’nın kararlı bakışlarından bir an bile ayırmadan. "Burada ise son sözü ben söylerim."

Asena hafifçe gülümsedi, bu meydan okuyan bir gülüştü. "O zaman bu şehirde yeni bir kural öğrenmeye hazır olsan iyi edersin. Ben emir almam, emir veririm."

O sabah Mardin, sadece bir güneşin doğuşuna değil; bir ağa ile bir askerin, töre ile vatanın, aşk ile intikamın çarpışmasına tanıklık ediyordu. Namlu henüz ateşlenmemişti ama kalpler çoktan nişan almıştı.

Asena'nın geri adım atmayan duruşu, Mirza’nın alışık olduğu o itaatkar sessizliği paramparça etmişti. Mirza, elini ağır bir hareketle siyah yeleğinin cebine attı ve kehribar tesbihini çıkardı. Tanelerin birbirine çarpma sesi, aralarındaki gergin sessizlikte bir kırbaç gibi şaklıyordu.

"Emir vermeye alışık olduğun kışlalara benzemez burası, Üsteğmen," dedi Mirza, bir adım daha yaklaşarak. Şimdi aralarında sadece bir nefeslik mesafe vardı. Asena’nın üzerindeki askeri kamuflajın sert dokusu, Mirza’nın ipek karışımlı siyah gömleğine neredeyse değiyordu. "Mardin’in dar sokaklarında emirler değil, fısıltılar yürür. Ve o fısıltılar seni sağ çıkarmaz."

Asena, çenesini dikleştirerek Mirza’nın kömür karası gözlerinin en derinine baktı. Geri çekilmek onun lügatinde yoktu. "Beni korkutmaya mı çalışıyorsun Ağa? Ben mermilerin havada uçuştuğu dağlardan geldim. Senin fısıltıların benim kulağımda rüzgar sesi kadar bile yer etmez."

Mirza’nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Bu, bir takdir mi yoksa bir uyarı mıydı, kestirmek güçtü. Tam o sırada Asena’nın kulağındaki telsiz cızırtıyla bölündü.

"Komutanım, hedef bölgenin iki sokak arkasında hareketlilik var. Üç araç konvoy halinde çıkış yapıyor, müdahale edelim mi?"

Asena, gözlerini Mirza’dan ayırmadan telsizin mandalına bastı. "Beklemede kalın. Hedefi takip edin ama temas kurmayın. Ben geliyorum."

Mirza, duyduklarıyla kaşlarını çattı. "O konvoy benim adamlarımın konvoyu Üsteğmen. Şehrin huzurunu bozmaya kalkarsan, karşında sadece beni değil, bu taş duvarları da bulursun."

"Senin adamların eğer kanun dışı bir şey taşıyorsa, o duvarları başlarına yıkarım Mirza Ağa," dedi Asena ve arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı. Postallarının taş zemindeki sert sesi, Mirza’nın kulaklarında yankılanıyordu.

Mirza, kadının gidişini izlerken tesbihini sıkıca avucuna hapsetti. Yanına yaklaşan sadık adamı Şerwan fısıldadı: "Ağam, bu kadın başımıza bela olacak gibi durur. Ne yapalım?"

Mirza, Asena’nın köşeyi dönüp gözden kaybolduğu noktaya bakarken sesi her zamankinden daha derin çıktı:

"Bırak gelsin Şerwan. Mardin’in sıcağına dayanabilecek mi görelim. Ama dikkat edin... Bu kadın sadece bela değil, bu şehri yakacak olan o kıvılcım."

Asena sokağın sonuna geldiğinde kalbinin, adrenalin ve öfke karışımı bir ritimle çarptığını hissetti. Mirza Karadağ, sandığından daha tehlikeli bir rakipti. Ama bilmediği bir şey vardı: Asena, yanacağını bile bile ateşe yürümekten asla çekinmezdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.