Bir ay geçmişti. Bu zoraki evlilikten kaçamayacağımı biliyordum ama her geçen gün, içimdeki yaşam enerjisi yeniden canlanıyordu. Belki de bu durum, yaşadıklarıma bir tepkiydi; güçsüzlük yerine, gücümü yeniden kazanmam gerekiyordu. Konağın içindeki sessizlik yerini dolup taşan bir canlılığa bırakıyordu. Ben, Gülseren, eskisinden daha güçlü ve dirençliydim.
Her sabah kalkıp aynaya baktığımda, solgun yüzümde yavaş yavaş eski neşemi ve enerjimi görmeye başladım. Bu evlilik beni benden almamıştı, aksine beni daha da güçlendirmişti. Gözlerim daha parlaktı, gülüşüm daha içten.
Mahir ise bu değişimi fark etmemek için elinden geleni yapıyordu. Bana olan bakışlarında bir şeylerin değiştiğini hissediyordum, ama bunu saklamaya çalışıyordu. Aramızdaki mesafe hâlâ oradaydı, ama bir şekilde bu mesafe, eskisi kadar soğuk ve yabancı gelmiyordu. Onun bakışlarından kaçtığı zamanlarda bile, gözlerinin beni takip ettiğini hissediyordum. Ancak Mahir, duygularını belli etmemek konusunda kararlıydı.
Bir sabah, kahvaltı masasında otururken, Mahir’in gözlerinin üzerimde olduğunu hissettim. Başımı kaldırıp ona baktım, ama o hemen gözlerini kaçırdı. Bu küçük an, içimde bir şeyleri tetikledi. Onun benden hoşlandığını hissediyordum, ama bunu açıkça ifade etmiyordu. Sanki aramızdaki bu sessiz anlaşmayı bozmak istemiyordu.
Mahir’in bu tavrı, beni daha da meraklandırdı. Onun ne hissettiğini anlamaya çalıştım. Sessizliği, sakladığı duygularının bir yansımasıydı belki de. Beni sevmek istemiyordu, ama içinde büyüyen bu duyguyu engelleyemiyordu. Onunla geçirdiğim her an, aramızdaki bağın güçlendiğini hissediyordum. Ancak, Mahir, bu bağı fark etmiyormuş gibi davranmaya devam ediyordu.
Bir akşamüstü, Mahir’in işten erken döndüğünü fark ettim. Bu pek sık olmazdı. Evin verandasında gün batımını izlerken yanıma geldi. Sessizce yanımdaki koltuğa oturdu. Ne ben ona bir şey söyledim ne de o bana. Ama bu sessizlik, rahatsız edici değildi. İçimde bir sıcaklık, bir huzur vardı.
Gün batımını izlerken, Mahir’in bana doğru dönüp baktığını hissettim. Onun gözlerinde bir sıcaklık vardı, ama bunu saklamak için elinden geleni yapıyordu. Sanki aramızdaki bu yeni durumu kabullenmek istemiyordu.
“Mahir,” dedim yavaşça, onun dikkatini çekmek için. “Bu evlilikten gerçekten ne bekliyorsun?”
Soruma cevap vermedi. Yüzünde belirsiz bir ifade vardı. Ne hissettiğini çözmek neredeyse imkansızdı. Ancak, bakışlarındaki derinliği görebiliyordum. Onun hissetmekten korktuğu bir şeyler vardı, ama bu duyguyu bastırmak için büyük bir çaba sarf ediyordu.
O gece, yatağa uzandığımda, Mahir’in yine geç saatlere kadar odama gelmediğini fark ettim. Onunla aynı yatakta uyumak, aramızdaki mesafeyi kapatmak için bir fırsattı, ama Mahir bunu yapmaktan kaçınıyordu. İçinde neyin savaşı verdiğini anlamaya çalıştım. O, bu evliliği bir zorunluluk olarak görüyordu, ama zamanla içinde büyüyen bir şeyleri de bastırmaya çalışıyordu.
Sabah uyandığımda, Mahir’in yatağın kenarında oturduğunu fark ettim. Gözleri uykusuzluktan kızarmıştı. Bana bakmadan odadan çıkmaya hazırlanıyordu. Onu durdurmak istedim, ama kendimi geri çektim. O, bu mesafeyi korumakta kararlıydı.
Ona doğru adım atarken, Mahir’in bu mesafeyi koruma çabasının aslında kendi içinde bir savaşa dönüştüğünü anladım. Beni sevmek istemiyordu, ama içindeki bu duyguyu bastırmak için de mücadele ediyordu. Ve ben, onun bu savaşını izlerken, aramızdaki bağın zamanla daha da güçleneceğini hissediyordum.
Mahir’in bana bakmadan odadan çıkışını izlerken, onun aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. O, güçlü görünmek istiyordu, ama içindeki bu savaş, onu zayıf kılıyordu. Ve ben, bu savaşın sonunda neyin galip geleceğini görmek için sabırla beklemeye karar verdim.