Mardin’in eski taş evlerinin arasında yankılanan sessizliği dinlerken, içimdeki huzursuzluğu bastırmaya çalışıyordum. Sabahın ilk ışıkları odaya dolarken, uyanmış ve uzun zamandır hissetmediğim bir endişe ile yatağımda oturuyordum. Kafamda dönen düşünceleri bir kenara bırakıp yeni bir güne başlamak için kendimi zorladım. Annem mutfakta kahvaltıyı hazırlarken, içimdeki karmaşa daha da büyüyordu. Son zamanlarda babamın sessizliğinin altında bir şeyler olduğunu hissediyordum ama bunu ona sormaktan korkuyordum.
Evimiz her zamanki gibi durgundu, ama bu sabah farklı bir şey vardı. Babam Halil, masaya oturduğunda yüzündeki derin çizgiler dikkatimi çekti. Sanki yaşadığı onca zorluk onu bir gecede birkaç yaş yaşlandırmıştı. Beni yanına çağırdı, gözlerimdeki endişeyi görmemek mümkün değildi. Kalbim hızla çarparken, babamın bana ne söyleyeceğini merak ediyordum.
"Gülseren," dedi babam, sesi titreyen bir ağırlık taşıyordu, "Rıza Bozdağ'la bir anlaşma yaptık. Seni oğlu Mahir'le evlendireceğiz."
Sözleri, içimde bir kasırga estirdi. Gözlerim babamın yüzüne kilitlendi ama kelimeler boğazımda düğümlenmişti. "Ama baba, bu çok ani... Hem ben... Mahir'i tanımıyorum bile!" Kelimeler zorla çıkıyordu ağzımdan. Bir yabancıya, üstelik istemediğim bir evliliğe zorlanmak, dünyamı altüst etmişti.
Babamın gözleri kararlıydı, ama derinlerde bir yerlerde acı çektiğini görebiliyordum. "Gülseren, bu bizim için bir fırsat. Bozdağ ailesi güçlü ve zengin. Senin geleceğin için en iyisi bu olacak. Bizim için de... başka bir seçenek yok."
Annem Zeynep sessiz kaldı. Her zaman olduğu gibi babamın kararlarına boyun eğmişti, ama gözlerindeki üzüntüyü saklayamıyordu. Gözlerim doldu, içimdeki öfke ve çaresizlikle başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da ailemin bu karara neden ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışıyordum. Zorla evlendirilmek... Bu düşünce, kalbimde büyük bir boşluk yarattı.
Ertesi gün, Bozdağ konağına gidişimiz kaderimin ne kadar değişeceğini belirleyecekti. Kalbim sıkışmıştı, içimde büyüyen huzursuzluk beni bu karanlık yolda daha da ileri itiyordu. Konak, taş duvarları ve gösterişli avlusuyla her zaman uzaktan hayranlıkla baktığım bir yerdi. Ancak, şimdi bu duvarlar bana bir hapishane gibi görünüyordu.
Kapıdan girdiğimizde, Rıza Bozdağ’ın gözleri üzerimdeydi. Oğlu Mahir ise köşede duruyor, sanki bu durumu kabullenmiş ama içindeki isyanı bastırmaya çalışıyordu. Mahir’in bakışları, derin ve soğuktu. Bu evliliğe mecbur bırakılmanın ne demek olduğunu onun gözlerinde gördüm. O da istemiyordu. İkimiz de istemiyorduk.
Sessizlik içinde geçen birkaç dakikanın ardından, Rıza Bozdağ, konuşmaya başladı. "Gülseren, ailemizin bir parçası olacaksın. Bu evlilik, hem senin hem de ailen için büyük bir fırsat. Mahir ile birlikte bu yükü taşıyacağınıza inanıyorum."
O an, kaderimin benden alınmış olduğunu hissettim. Rıza’nın sesinde buyurgan bir ton vardı, ama gözlerinde bir pazarlığın izleri de belirgindi. Mahir ise sessiz kalmaya devam etti. Onun bakışlarıyla karşılaştığımda, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Kendi isteğim dışında bu adamla bir hayat kuracak olmak, beni içten içe tüketiyordu. Ama geri dönmek için artık çok geçti.
