İçeriğe geç

Mardi'nin Zalim Ağası Ve Masum Gelini (+18)

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Mardi'nin Zalim Ağası Ve Masum Gelini (+18)

Bölüm 2

Hayatın başladığı yer.

Ben, herşeye ve herkeze rağmen şükrettim. Çünkü; bu acımasız ve canilerle dolu bir Dünya da, sen bana geldin. Sen bana masumluğunu getirdin...

***_***

Genç adam biraz yıpranmış, rengi solmuş, ve yapraklarının eskidiğinden olacak ki sararmış kahverengi günlüğünün kapağını açtı. O an geçmişin, hatıraların, mutlu günlerin, mutluluktan akan göz yaşlarının ve bazende mutsuzluktan, çaresizlikten akan göz yaşlarının kokusu geldi burnuna. Bir diğer sayfayı açtı. Yaprağın sol üst köşesinde 19 Ocak 2007 cuma tarihini gördü. Siyah keçeli kalem ile iyice bastırılarak yazıldığı belli olan tarih, önemli ve unutulmaması gerektiğini genç adama fısıldıyordu sanki. Zâten fısıldamasa bile asla unutamazdı ki bu tarihi. Genç adamın sihay gözleri bu sefer tarihin hemen alt satırında ki göz yaşların da gezindi, parmakları kurumuş ancak lekeli göz yaşlarına dokundu. O an, o göz yaşlarının altında ki yazıları okumasa da her şey bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. 'Her şey senin suçun!' dedi, ince bir kadın sesi. Ardından araya yaşlı bir adamın sesi girdi, 'Allah belanı versin! Sen hiç bir şeyi hak etmiyorsun! artık geber!' genç adam daha fazla bu seslerin altında ezilmemek için bir kere daha sayfasını değiştirdi. Bu sefer sol üst köşede pembe keçeli kalem ile 24 Mart 2007 salı bu tarihi gördüğünde ise, gözlerinde ki, ruhunda ki ve kalbinde ki tüm hüzün dağıldı. O an hatırladıkları ile gülümsedi. 'Vay! Sen çok güçlüsün.' dedi küçük bedeninde bile çok güzel duran, pembe elbiseli küçük kız. 'Ben güçlü değilim sen çok zayıfsın.' hatırladıkları ile dudakları kulaklarına ulaşmıştı. O küçük kız zayıf falan değildi, aksine obez denecek kadar kilolu ve tombuldu! Ama o zamanlar çok tatlıydı. Onu ne zaman pembe bir ayakkabı giydiğinde görse, ya da pembe bir toka taktığını, pembe elbise giydiğini görse kalbi tekliyordu çünkü o çok tatlıydı! Pembe giyince yenilesi tatlılıkta oluyordu. 'Yalancı! Dün bana obez dedin.' güldü genç adam. Hayır demedim. Ağzımdan kaçtı.' Dünya'nın en sıradan yalanı buydu! Genç adam diğer sayfalarada bakarken her tarihte, her anısında ve her sayfasında ondan bahsetmesi eski anıları açıyordu. Zaten genç adamın anıları da, mutlulukları da hep o kızdı. Hep onunlayken mutluydu. Hep onunlayken gülüyordu...

&"

Bazen kaçmak istiyorum; gerçeklerden, insanlardan, yaşadığım bu hayattan... Ne zaman kaçmaya çalışsam tam başardım diyecekken kendimi yine bu hengamenin içinde buluyordum. Ne tuhaf değil mi; insanın hep korkup kaçtığı şeyler, faizi ile geri dönüyordu. Annem bir keresinde de bana şöyle demişti; 'Ateşten kaçarsan, evinin yandığını izlersin. Ateşten kaçmayıp onunla yüzleşirsen, itfaiye eninde sonunda o yangını söndürür. Ben hep ateşten kaçtım kızım. Sen kaçma, işte vasiyetim budur. ' dedi ve son nefesini vermişti. Babam ise hiç beklemeden Nizo anam(!) ile evlenmişti. Biyolojik annem hayattayken, babam bu zamanlarda olduğu kadar soğuk değildi. O zamanlarda da kalbimi kıran bakışları sözleri olmuştu ancak eve her geldiğinde benim için çikolata, çilekli süt ve bazen de siyah saçlı konuşan bebeklerden getirir, gönlümü alırdı. Ki annem bana babamın eksik verdiği sevgiyi hep tamamlardı. Ancak... Nizo anne geldiği gün baba mı bana karşı öyle bir doldurmuştu ki, babam bana verdiği azıcık sevgiyi bile almıştı. Onun göz bebeği, Nizo anne nin babamdan önceki olan ablamdı... Ablam bana Nizo anne gibi gaddar davranmasada benden nefret ederdi. O evde Emre abimden başka kimse bana bakmıyordu bile. Bana hem anne, hem baba, hem de abi şefkati ile yakklaşırdı... O bana o kadar fazla fedakarlık yapmıştı ki altında eziliyordum resmen. Şimdi ise fedakarlık sırası ben de idi, abimin yaptığı hatayı bu sefer ben örtecektim. Onsuz bir hayat bana haram olurdu.

Ben düşüncelere dalmış bir şekilde, kırmızı tülün ardından ıslak gözler ile etrafa baktığımda, tüm insanlar mutluydu, halay çekenler, masada ki mezeleri yerken sohbet edenler... Benden başka herkes mutlu görünüyordu. Bir kişi hariç. Eslem ablam... Arada bana olan kinli bakışlarını yakalıyordum, ancak bu sefer hüzünlü bakışları farklı bir yere bakıyordu. Bakışlarını kırmzı tülün izin verdiği kadarı ile takip ettiğimde Odaklandığı kişi Ateş'ti. O Ateş ağaya öyle hüzünlü bakıyordu ki, ancak Ateş ağa bundan habersiz kardeşleri ike sohbet içindeydi. N'oluyor du? Bu Eslem neyin kafandaydı böyle? Ben onun yerinde olsam, mutlu olurdum berdele kurban gitmediğim için. Ama o... Aklıma gelen şeyler vardı ancak doğrusunu öğrenmeden Eslemin Ateş'e aşık olduğunu kendimce kanıtlatamazdım. Umarım öyle bir şey yoktur.

Havaya üç el ateş sesi ile irkilerek karşıya baktım. Bu düğünün sonlandığı ve imam nikahının sırasının geldiğinin habercisiydi.

Ateş'in iki yengelerinin yardımı ile, İmama nikahının kıyılacağı yere doğru ilerliyorduk. Arkamızda ise Ateş vardı. Bu nikahtan sonra, resmi olarakta, Allah'ın katında da ben Ateş'in karısı, Ateş ise benim kocam olacaktı. Bundan sonra mutlu mu, mutsuz mu? olurum bilemem anacak tek bildiğim bu sorularımın uanıtı Ateş'ti.

Nikahın kıyılacağı odaya geldiğimde, Ateş'in babası ve annesi; Leyli hanım, Davut bey, Ateş'in bir küçü Azat'ın karısı Vildan, Ve konağın en büyüğü aynı zamanda da Ateş'in babaannesi Saliha ana vardı. Onlar Ateş'e şahitlik edecekti. Benim ise... Hiç bir zaman babalık ve annelik yapmayan Nizo anne ve babam, Yengem ve Rıfat abim vardı. Oysa ne çok isterdim Emre abimin olmasını...

Nikah için bize ayrılan kısımda ki minderlere Ateş ile yanyana oturmuştuk. Karşımızda ise imam vardı.

"Nikâh akdine başlamadan önce soruyorum:Veliler ve şahitler huzurunda, rızanızla bulunuyor musunuz?"

Kafamı ellerimden kaldırmadan: "Evet," Dedim.

Benim ardımdan ise Ateş'in kalın soğuk sesi duyuldu. "Evet!" Dedi.

İmam, cevaplarımızın ardından Ateş'e döndü;

"Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünneti üzere, bu gelin hanımı eş olarak kabul ediyor musunuz?" Ateş hiç beklemeden, "kabul ediyorum," Dedi yine aynı kalın ve soğuk sesi ile. İmam bu soruyu Ateş'e üç kez sormuz Ateş ise yanıtlamıştı.

Ardından imamaın gözleri beni buldu.

"Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünneti üzere, bu damadı eş olarak kabul ediyor musunuz?"

"Kabul ediyorum."

Bana da üç kez sorulduktan sonra aile ve şahitlere de sorulmuş ve cevaplandıktan sonra mehirimi damat tarafı belirlemişti. İki tane çiftlik, bir tane tarla ve kilom kadar altın. Babam ve karısı bu mehiri duyunca heyecanlanmışlardı. Kendilerinin yararlanacaklarını zannediyorlardı. Ancak ben Artık Sultan Halaz'dım. Onlara bu mehirlerimden yararlanmalarına asla izin vermeyecektim...

💋💋💋💋

Hellooo! Bu bölümün çok kısa olduğunun farkındayım ancak bu bölümü Ateş'in aslında bir çocukluk aşkının olduğunu bilmeniz ve düğünü aradan çıkartmak ičin özellikle yazdım.

Şimdi en sevdiğim kısım soru cevap:

Sizce Ateş'in günlüğüne sığdıramadığı çocukluk aşkı kim olabilir?

Sizce bu evlilik nasıl bir yol izler?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.