Belki de zaman; seni bana getirmek için bu kadar hızlıydı...
***_***
Mutfağa girdiğimde karşılaştığım manzara beni epey bi kızdırdı, çünkü; bu çalışanlar neden evdekiler yemek yemenin dozunu kaçırdıklarında, ve bulaşıkların mutfak kapısına geldiği zamanlarda izinliler?!
Bu konuyu daha sonra düşüneceğim!
Nedense ne zaman temizlik yapmak istesem, sanki bunu herkes biliyormuş gibi ya evi dağıtırlar, ya da çok yemek yerler. Bu benim şansım sanırım. Bunları düşünürken aynı zamanda da bukaşıkları köpüklemeye başlamıştım bile. Elime büyük tencereyi aldığım esnada, içeriye minik yiğenim Esma koşarak girdi.
"Gülüm, n'oldu da böyle kızardın?" İşaret ve orta orta parmaklarımın arasında sıkıştırdığım burnunu kurtardığın da, derin bir nefes alması çok komikti.
"Hala, annem dedi ki; elinde ki işi bıraksın hemen buraya gelsin, dedi."
"Öyle mi?"
"Evet"
"Tamam halacım. Hadi gidelim. "
Kim bilir canım yengeciğim, yine ne isteyecek benden. Mutfaktan çıktığımız da, elimi tutan esma ile sağımızda kalan taş merdivenlere ilerledik. Biz yukarıya yaklaştıkça yengem ile abimin bağırışmaları daha net duyuluyordu. Onların evlilikleri asla sorunsuz geçmezdi ki zaten. Yanımda ki Esma'ya baktığım da, oda bana bakıyordu. O küçük kalbi aslında herşeyi biliyordu, anne ve babasının kötü bir evlilik geçirdiğini biliyordu. Zatenkötü geçen evlilikte olan hep masum çocuklara olmaz mıydı? Ona sevimlice gülümsedim. "Halacığım, annenin yanıdan döndüğümüzde Sorunsunzca oynamamız için, ben gelene kadar bebekleri dizmeye ne dersin? " Kafasını sallayıp heyecanla odasına koştuğunda arkasından gülümseyerek bakıyordum.
Ah benim güzelim... İnşallah abim ve yengemin arasında kalmazsın. İnşallah onlar seni fark eder ve... Mutlu bir ailede prenses olursun, benim güzel Esma'm...
Orada dikilmeye son verip abimlerin odasına doğru merdivenlerden çıktım, onların odasına yaklaştıkça sesler daha da anlaşılır bir hale geliyordu. "Rıfat... Ah Rıfat delirdin mi sen?!" Kim bilir abim bu sefer ne yaptı? Odanın önene geldiğim de, dinleme kararını aldım ve daha da dikkat kesildim.
"Artık benim kararlarımı sorgulama! Kardeşimin ölümünü göze alamam! Ve sen Berfu, asla o burnunu işin içine sokma!"
Sorun neydi?
"Bir kardeşini kurtarırken öbürünü cehenneme sürükleyemezsin, evet anlıyorum. Son çaren berdel olabilir, fakat neden Eslem değilde Sultan?!"
NE BEDELİ BE!
Hadi ama yenge daha açık konuşmalısın(!)
"Bak Rıfat, Emre benim de kardeşim sayılır. Onun ölümü kabul edebileceğim bir şey de değil! Lakin... Sultan zaten anne baba sevgisini onlara sahip olduğu halde tatmadı, onu bu konakta ki cehenneme maruz bırakmışken nasıl bir de o ateş çemberine gönderirsin?!"
"Eslem gitmeyecek! Onu bu ateşe sürüklemem. Sen de diyorsun hem, Firuze yandığı kadar yanmış. Biraz daha yansa en fazla külleri uçuşur!"
Küllerim mi?
Yanmak mı?
Daha fazla katlanamayarak içeri daldım.
"Rıfat abi... Ne külünden ne yanmasından bahsediyorsunuz siz?"
Yengem, konuştukları her şeyi duyduğumu anlamış olacak ki elini ağzına götürdü.
"Sen kapı mı dinlemeye başladın?"
"Soruma cevap verin!"
"Peki... Emre abin, Halazlar konağından Didem'i kaçırmış. Abini öldürecekler."
Bunun korkusuyla elimi ağzıma koydum.
"Bunun olamaması için, seni Ateş ağaya gelin yaptım! Yarım saat içinde seni almaya gelirler. Git hazırlan."
"A-ama Eslem-"
"Eslem'i o ateşe atacağımı mı zannettin? Git hazırlan dedim Sultan! En büyük hayalin bu konaktan ayrılmak değil miydi zaten?"
Evet, buydu... Ama bu şekilde değildi.
"Ama abi Eslem benden büyük. Töre gereği o gelin olm-"
"Kes sesini! Eslem kim sen kim lan! Ayrıca Hayalin de gerçekleşti. Yengen de yardım eder, 5 dakika'da hazırlanırsın." Sanki çok seviyormuş gibi yanağımdan makas alıp gittiğinde, tiksintiyle arkasından bakıp makas aldığı yanağımı elimle sildim. Sahte sevgi hayatımda nefret ettiklerim listesindeydi.
"Yenege..."
Bunca yıl, yılan, sinsi diye adlandırdığım yengem aslında bana arka mı çıkmıştı? Ben sanarım etrafımdakileri farketmek konusunda asla iyi değilidim.
"Affet... Karşılık vermeye çalıştım. İnan bana, ama o beni dinlemedi bile. Bu berdeli kabul edecek misi-" Sanki aklına bir şey gelmiş gibi, ellerimi sıkıca tuttu. "Bunu kabul etmezsen, senin rızan olmadığı için bu berdel gerçekleşmez!" Olamaz, yapamazdım. Emre abim bana baba yokluğunu hissettirmemek için elinden geleni yaprken, kardeşi değilde çocuğuymuşum gibi benimle ilgilenirken, onun hayatını riske atmazdım. "Yapamam yenge, abimin hayatını riske atmam." Gözünden akan yaşa inanamadım. Beni sürekli azarlayan, iş üstüne iş veren yengem; şu an benim için ağlıyordu.
"Ama sen bu ateşte yeterince yandın, bırakta Eslem yansın, abin yansın." Derin bir nefes aldı, ardından sözlerine devam etti. "Bırak ben seve seve yanarım bu ateşte."
"Yapmam yenge, yapamam... " Usulca göz yaşlarını sildikten sonra, dayanamayarak bana sarıldı. Nizo Annemden görmediğim sevgiyi ilk defa yengemden görmüştüm. Sarılmasına karşılık kollarımı beline sardığımda yüzümü omzuna gömerek, içimde biriktirdiğim gözyaşlarımı serbest bıraktım.
"Cevher Ağa! Aç kapıyı aç!" İşte benim hayatım bu kadardı... Çünkü bundan sonra yaşayacaklarım ya cehnnemim
Ya da cennetim olacaktı.
Kapıcılar, kapıyı açtıkları esnada Ateş Halaz bütün heybeti ile kapıdaydı. Geniş omuzları, keskin yüz hatları, kehribar gözleri, uzun kirpikleri, giydiği gömleğin düğmelerinin bile tutmakta zorlandığı vücudu, uzun boyu, bütün kızların ilgisini çekmek için yeterliydi.
Benim hariç. Normal bir günde tanıştığım bir adam olsaydı, aşık olma ihtimalim olabilirdi. Ama zorla evlendirildiğim bir adama asla aşık olacak değilidim.
Yani umarım.
Gözleri anında Eslem'i bulduğunda, arksına bakarak kafası ile bir işaret verince arkasında ki iki adam Eslem'e doğru gidecekken babam elini kaldırdı. "Sen ne halt edersin Ateş ağa! Ağa dedik diye göz nurumuzu sana verecek değiliz."Ateş ağanın gözleri sinirden parlamaya başladı. "Ulan dalga mı geçiyorsunuz siz benimle! Berdel var dediniz! Gel al dediniz. Ben de benim olanı almaya geldim Cevher Ağa!" Bu kalın ses tonuyla, bağırmasa da olurdu.
"Senin olan Eslem'im değil!" Tiksintiyle bana baktı. Evet benim öz babam, bana tiksintiyle bakıyor... "Odur!"
Ateş ağa şaşırmıştı, ancak kimseye belli etmeden kendisini toparladı. Lâkin... Gözlerinde ki o hızlıca gelip geçen duyguda neydi? Yoksa ben mi paranoyak oldum. Yok yok sanki özelemdi o gözlerinde ki geçici duygu...
Aynen beni özlemiştir!
"Benim için o, bu fark etmez. Ben benim olanı aldım. Ama siz yalvarsanızda asla alamzsınız!"
"Almak isteyen kimdir!?"
İki adamın kollarımı tutmasına izin vermeden, babamın ve Ateş denen adamın arasına geçerek, babamın bana attığı tiksintili bakışının iki katını ona attım.
"Sen istesen de ben bu konağa asla girmem Cevher ağa! Biricik kızın Eslem'den daha çalışkanım diye beni lise 4'te okuldan çıkardın! Ses etmedim. Biricik kızın Eslem sana hep saygısızlık yaptı, sen o kızı gece saatlerinde bardan topladın, ama yine onu bağrına bastın! Ben hep senin kölendim. Değil mi? Sen hiç bana kızım diye bakmadın! Annem öldüğü için beni suçladın be! Sana asla baba demiyeceğim! Bir gün kapıma gelip af dileyeceksin, ama ben o gün o kapıda ki, bu gün ki yansıman olacağım." Babam bunları benden beklemiyor olacak ki gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Oh olsun.
Babama söylediklerimi bitirince arkamda ki adama döndüm.
"Ve sen nam-ı diğer Halaza ağa! Seninle o konağa gelecğim, ama sanma ki sana itaat edeceğim, ben Allah'tan başka kimseye itaat etmem. O konağa bana babalık yapan Abimin hayatı için geleceğim!" Ben sözlerimi bitirdiğim de, karşımda sinirden çıldırmış bir adet Ateş ağa beklerken, alaycı tavrı ile sırıtan bir adam beklemiyordum.
Komik mi lan?
Ona göz devirdikten sonra son kez Eslem'e baktım. Şu an onun sevinmesi gerekmez mi? Sonuçta, Mardin'in en acımasız adamı ile zorla evlenmeyecekti. Ama onun gözlerinde gördüğum, mutluluk değil, Ateş'e bakan hüzünlü bakışlarıydı.
Bir dakika, NE? Bu olabilir mi? Tabiki hayır. Kumpas kuran beynime son!
Ona da muhteşem bir şekil de göz devirdikten sonra, kapının dışında ki en ön sırada duran arbanın, koruma tarafından açık tutulduğu ön yolcu koltuğuna oturup, usluca bekledim.
Soför Kapısının açılması ile, ıslak odun kokusu ve sigara kokusunun karıştırılmış versiyonu burnuma ilişti.
Islak odun kokusu mu? Biraz daha düşünsem ne derdim acaba?
"Orada ki performansını beğendim, bakalım cehennemin kapıları aralandığın da aynı performansı sergileyecek misin?"
"Ben kimseye boyun eğmem Ateş ağa!"
Birden yönünü bana çevirerek, burunlarımızın bir birine değmesini sağladı.
N'oluyor lan! Daha imam nikahından önce beni öpecek mi?! Bok öper!
Kehribar gözleri dudaklarıma indiğinde nefesimi tuttum, ancak geride çekilmedim.
"Bana bak! Orada ki hareketinin bir cezası olmayacak sanıyorsan yanılıyorsun. Bir daha bana bu kadar diklenirsen 1 saniye sonrasında kendini toprağın altında bulursun." Tam geri çekilecekken tekrar dibime girdi. "Ha birde, ilk önce kemerini takmayı öğrenmelisin." Kemer mi? Ah tabii ya! Kemeri takmasına rağmen hâlâ dibimdeydi. Elini, sol göğüsüme koyduğunda gözlerimi olabildiğince açtım! Ne yapıyor bu adam!
"Sen ne halt ediyorsun!"
"Kalbinin böyle hızlı atmasını sevdim... Minik."
Minik mi? Boyum 1.75 aloo!
Üzerimden çekildiğinde rahat bir nefes aldım. Allah'ım yardım et bana!
Bölüm sonu!!!