2 yıl önce
"Baba yalvarırım beni verme bunlara! Baba lütfen?!" çaresizce babasına yalvarıyordu on dört yaşındaki Simay. Yalvarmaktan başka birşey yapmıyordu çünkü biliyordu küçücük bedenin hiçbir şeye engel olamayacağını. Babasının yüreği gibi kapkara olan arabaya küçük bedeni zorla bindirildiğinde son kez kafasını dışarıya çıkarttı. Kırılmışlık ve beklenmeyen ilk ihanetinin ağırlığıyla babasına ağlayarak "Baba beni bırakmayacaksın değil mi? Beni onlara vemeye mecbur kaldın değil mi baba? Ben senin prensesinim sen beni bırakmazsın!" diye yalvardı o pis elleri onun üzerinden alması için ama bilmiyordu küçük Simay babasının onu sattığını. Peki bu kızın annesi neredeydi? Onun annesi yoktu ki! Bir tek babası vardı 'Sercan İzan prens' diye seslendiği prens babası vardı ama artık o da yoktu. Simay terk edildiği gün Sena olmuştu. Sena onun intikamcı tarafı olmuştu. Evin tek çocuğu olan Simay artık evin hiçbir şeyi değildi!.
Şimdiki zaman
"Günaydın Hasan amca." büyük bir neşeyle aşağı kata indiğimde Hasan Handarli'yi yemek masasının baş köşesinde görmüş ve selam vermiştim. Bundan iki yıl öncesini düşünürsek benim için o zamanlar sadece Hasan Handerli'ydi ama şimdi Hasan amcamdı. Hasan amca tebessüm ederek hemen yanındaki sandalyeyi işaret etti.
"Günaydın kızım,geç otur kahvaltı yapalım." dedi. İşaret ettiği yere oturdum. Masaya oturduğumda ilk dikkatimi çeken küçük bir tabakta bulunan çilek reçeliydi. Bu gayet normal gelebilir fakat tam iki yıldır çileğe dair hiçbirşey görmemiş ve yememiştim. Buraya ilk geldiğim zamanlar önüme koyduklarında sorun çıkarttığım için bir daha önüme konulmamıştı. Sebebi ise babamın beni iki yıl önce Handerli'lere zorla vermesini hatırlatmasıydı. O sabah babamla kahvaltı yaptığımızda sofrada sadece çilek reçeli vardı ama buna rağmen mutluydum.
Şimdi ise sofrada bir kuş sütü, bir babam eksik.
Tamam kabul komik değildi! Gerçi şimdi düşünüyorum da babam olacak herif beni iyiki Hasan amcaya vermiş. Sonuçta adam bana öz kızıymışım gibi davranıyor.
Öz kızı mıyım acaba? Yok ya!
Kahvaltımı yaptıktan sonra Hasan amacaya biraz yalakalık yapmaya karar verdim. Çünkü bu gün hava çok güzeldi ve benim keyfim dışarıya çıkmak istiyordu. Gerçi ne buraya geldikten sonra ne de önce keyfimin her istediğini yapamıyordum. Kısa bir süre sonra Hasan amca ve ben kahvaltımızı bitirmiştik. Evden sorumlu Canan abla sofrayı toplarken Hasan amcaya doğru sandalyemi çevirdim.
" Hasan amca senden birşey isteyebilir miyim? Ama önce dinle sonra karar ver!" genelde ne desem terslenip red yediğim için konuşmaya böyle başlama isteği duydum.
Hasan amca büyük bir bıkmışlıkla " Yine ne istiyorsun başımın belası?" dedi.
Adama bak! Sanki her gün birşey istiyoruz, en son dışarıya 'bahçe dışında' dışarıya bir ay önce çıkmadık mı?
Biraz öyleydi tabi ama bunu gelde Hasan Handerli gibi bir inatçı keçiye anlat! "Hasan amca şimdi benim canım çok sıkıldı e baktım havada güzel dedim yılbaşına da bir haftadan az kaldı bende düşündüm ki bizim Hasan reisten izin alırsam çok güzel olur!" diye isyanla karışık izin istemiş oldum.
Yalakalıkta üstüme yoktur bu arada.
Hasan amca yine yalakalık yaptığımı hemen çakmıştı. İçten bir nefes çekti ve hafif bir sıkıntıyla yavaşça nefesini geri verdi. " Sokak aralarında fazla dolaşma, iki saatin var!" dediğinde havalara uçmak üzereydim. Genelde fazla izin verdiği söylenemezdi. Bugün iyi gününde olmalıydı. Zıplar gibi ayağa kalktım ve eğilerek Hasan amcanın yanağına bir öpücük kondurdum. Babam beni ona verdiğinden beri benim babam Hasan amcaydı. O yüzden ona çok yakındım. " Teşekkür ederim Hasan amcamm." dedim. Amcam kısmını biraz fazla uzatarak söylemiştim. Sekerek yukarıya çıkan merdivenlere doğru hızlıca gittim ve odama çıktım. Odama girdiğim gibi kapımı içeriden kilitledim ve dolabıma yöneldim. Fazla kısa giyinmeme izin yoktu. Hasan amca izin vermiyordu ve ben onun neden bana karıştığını artık anlayamıyordum. Bunu anlamak için biraz daha sabredecektim. Babamın beni Hasan amcaya neden verdiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu fakat öğrenmek için geç kaldığımı düşünmüyordum. Er yada geç öğrenecektim ama şimdi zamanı değildi. On sekizimi bekliyordum ve sebebi ise öğreneceklerimin ağırlığından korkmamdı. Öğrendiğim şeyler hoşuma gitmezse bu evden gitmek istediğimde kimse beni tutamayacaktı çünkü ben yetişkin bir birey sayılacaktım. Düşüncelerimden sıyrılarak dolabımda bulduğum siyah omuzları açık bluzumu aldım. Altına giymek için beyaz yüksekbel bir eşofman aldım. Üstümü giymeyi bitirdiğimde doğal dalgalara sahip belime kadar uzanan kızıl saçlarımı taradım. Banyodaki aynamın önünden aldığım rimeli ve ruju sürdüm. Mavi gözlerimle buluşan rimel göz alıcı bir güzellikte duruyordu. Bu aralar fazla dışarıya çıkmadığım için buğday tenim koyulaşmamıştı. Bu yüzden fondoten kullanmadım. Beyaz spor ayakkabılarımı da giydikten sonra siyah kol çantamın içine telefonumu koyarak odamdan çıktım. Aşyağıya indiğimde gözlerim "Hoşçakal" demek için Hasan amcayı aradı ama onu göremeyince dışarıya çıktım. Hasan amcaya dışarıya çıkacağımı söylediğim için taksi kapıda hazır bekliyordu. Aslında beni götürmek için Hasan amcanın bir sürü arabası ve adamı vardı ama benim bunu istemediğimi bildiği için adamlarına taksi çağırmalarını söylemiş olmalıydı. Yaklaşık on beş dakika sonra Ankara'nın en işlek yerlerinden biri olan Kızılay'a gelmiştik. Taksi şoförüne durmasını söylemiş ve parasını verip göndermiştim.
Hasan amcam sağolsun paramı hiç eksik etmez! Evden çıkmasam bile.
Biraz yürüdükten sonra bir mağazaya girdim.
♡
Kızılay'da ne kadar gezdiğim yada kaç tane mağazaya girdiğimi sayamamıştım ve şuan yorgunluktan ölüyordum. Birisi beni kucağına alıp bu taksiden indirip eve götürse gıkımı çıkamazdım hatta mutlu bile olurdum. Gerçi çok zor değildi kendimi taşıttırmak,adamlardan birisine söylesem bunu zaten yaparlardı ama sonra yaşarlar mıydı bilemezdim. Hem kimsenin bana temas etmesinide istemiyordum. Alışverişimi bitirdikten sonra elimde tuttuğum kilosu benim kilomdan daha ağır olan poşetlerle taksi arıyordum.
Elli beş kilo var mıdır bu poşetler ya?
Taksiyi bulduktan sonra eve gelmiştim ve şuan taksiden inmek bir yana dursun ayağımı yere basmak bile istemiyordum.
İyi ki topuklu giymemişim.
En sonunda burada kalmayacağımı anlamış olmalıydım ki ayağımı kapıdan uzatarak yere bastım. Adamlardan birisine seslenerek poşetleri bagajdan almasını söyledim. Sahi bu adamlar niye yedi yirmi dört burada ağaç gibi dikiliyordu. Amann banane! Ayrıca iki yıl boyunca sorgulamadım şimdi bu yorgunlukla sorgulayacak değilim! Kendimi eve attığımda içeriden sesler geliyordu. Merakımdan değil ama misafir geldiyse selam vermeden odama çıkmam ayıp olurdu. Tam salona doğru adım atmıştım ki Hasan amcamın, "Simay odana!" emrini duymamla yönümü değiştirmem bir olmuştu. Evde kim vardı ki onları görmemi istemiyordu. Yada istiyordu da ben kafamda kuruyordum. Acaba babam mı? Amann sanane Simay git odana kızım! Kafama yeni dank etmiş gibi yerimde kaskatı kesildim ve büyük adımlarla salona ilerledim. Genelde evin içine girmemeye özen gösteren adamlar salonun önünde duruyordu ve benim salona girmek istediğimi anlayan bir çalışan Hasan amcanın yanına gitmiş ve kulağına eğilerek bir şeyler fısıldamıştı. "Simay iş konuşuyoruz kızım odana!" diye sinirle dişlerinin arasından seslendi Hasan amca. Odama gitmek istemiyordum ama buna mecburdum aksi taktirde Hasan amcanın bana nasıl kızacağını düşünmek bile istemiyordum. Merdivenlere yönelerek yukarı kata çıktım ve odama girdiğim gibi kapıyı sert bir şekilde çarpıp içeriden kilitledim. Poşetleri almasını söylediğim adam onları odama koyduğu için şanslıydım. En azından sinirimi geçirmek için ilgileneceğim bir uğraşım vardı. Yaklaşık yarım saat aldığım kıyafet ve bakım malzemelerini yerleştirmekle geçmişti. Kendimi çok yorgun hissettiğim için yatmaya karar vermiş ve sırt üstü kendimi yatağa bırakmıştım. Aslında çok fazla merak ettiğim şey vardı. Örneğin aşyağı inip Hasan amcama gelen misafirlerin kim olduğunu, neden beni odaya almadığını sormak istiyordum ama buna halim yoktu. Bu yüzden uyumanın iyi bir fikir olacağını düşünmüştüm. Sonuçta gündüzler çuvala girmiyor ya. Yarın sabah sorardım.
Sabah uyandığımda kendimi yerde yüzüstü yatarken bulmuştum.
Hadi ama cidden mi?
Yerde yüzüstü yatar bir şekilde hayatı sorgulamaya başladım. Tam olarak emin olmasamda tahminimce üç dakika boyunca hayatı sorgulamıştım. Hayatı sorgulamam son bulunca ayağa kalkıp yere benimle birlikte kapaklanmış olan battaniyeyi yatağın üstüne atarak banyoya gittim. Aynanın karşısında gördüğüm manzaraya hiçte şaşırmamıştım. Salyalı, şaçı başı dağınık, üstü tersine dönmüş bir şekilde aynaya bakıyordum. Bu halime bakarak gözlerime daha fazla işkence çektirmek istemediğim için hemen duşa girdim. Duştan çıktıktan sonra üzerime siyah askılı crop ve altına beyaz İspanyol paça bir pantolon giydim. Regl dönemimden çıkalı bir hafta olduğu için rahat bir şekilde beyaz giyebileceğimi düşündüm. Saçlarım hafif nemli olduğu için tokamı fazla sıkmadan bir topuz yaptım. Bugün evden çıkmayı düşünmediğim için yüzüme sadece nemlendirici krem sürüp odamdan çıktım. Merdivenleri indiğimde her sabah aynı saatte yemek masasında oturan Hasan amcayı göremedim. Mutfaktan çıkıp masaya tabakları koyan Canan ablaya, "Günaydın abla. Hasan amca nerede?" diye sordum. Canan abla tebessüm ederek "Günaydın kızım. Hasan bey bügün erken çıktı evden. Sen geç bir güzel kahvaltını yap." diyince çok şaşırmıştım. Hasan amca ben geldiğimden beri ilk defa aynı saatte aynı yerde yoktu.
Sence de normal mi Simay? Dün odana diye bağırmalar, bugün evden erken çıkmalar. İnsan bir şüpheye düşmüyor değil!
Amann kes be Sena!
Sena her zaman benim zeki tarafım olmuştur ama ara sıra derinliklerde yatan Sena'dan korkmuyor değilim!
Derin düşüncelerimden sıyrılarak masaya oturdum ve bir güzel kahvaltımı yaptım. Kahve ve krem tonlarının hakim olduğu büyük salona geçtim ve dev ekran televizyonun çaprazında duran küçük pufu ortaya çekip üstüne zıplarcasına oturdum. Medem evde kimse yok bende canım sıkılmasın diye televizyon izleyebilirim.
Sıkılma diye değildir o canım. Merakın azalsın diyedir.
İç sesime birazda olsa hak veriyordum. Sonuçta iç sesim babam gibi beni kazıklamaz. Film seçeneklerine baktığımda korku, romantik komedi, aksiyon, macera gibi daha bir çok seçenek olduğunu gördüm. Bu eve geldiğimden beri üç yada dört kez anca televizyonda birşey izlemişimdir. Zaten onlarda da çoğunlukla Hasan amca filmi açardı. Bu yüzden seçeneklere falan pek hakim değildim. Bir süre sonra film bulamayacağımı anlayınca televizyonu kapattım. Bu ev genelde de çok sakin olduğu için sıkılırdım ama şimdi Hasan amca olmayınca da hiç çekilmiyordu bu sakinlik.
Bu sesizlik hayra alamet değil! Bunun altından bir şeyler çıkacak! Ama ne?!.
Arkadaşalar biliyorum bölüm biraz kısa oldu ama daha fazla beklemeye tahammülüm kalmadı,bu yüzden sizlerle paylaşmak istedim. Yeni bölüm, en uzun ve en güzel haliyle en kısa sürede sizlerle olacak! Yorum ve beğenilerinizi bizden esirgemeyin lütfen! İyi okumalarr. 📚