O sabah, odanın içi her zamanki gibi griydi. Güneş, perdelerin arasından sızmaya çalışıyor ama odanın havasındaki ağırlığı delip geçemiyordu. Mandy yatağın köşesinde oturuyordu; dizlerini göğsüne çekmiş, tırnaklarını ellerine bastırıyordu. Tırnak izleri teninde kırmızı çizgiler bırakmıştı.Kapının kilidi döndü.O tanıdık, boğucu ses odaya yayıldı.Axel.Mandy’nin kalbi bir anlığına durdu. İçine dolan korku, nefesinin hızını belirliyordu artık. Ellerini dizlerinden çekti, başını kaldırmadan bekledi. Kapı aralandı, Axel içeri girdi. Elinde küçük beyaz bir şişe. Mandy o şişeyi gördüğünde her defasında içinden bir şeyler kopuyordu — çünkü o şişe sadece ilaç değil, aynı zamanda zincir demekti.“Bugün de erkencisin,” dedi Axel. Sesi fazla sakin, fazla kontrollüydü. Bu sakinlik, Mandy’nin tüylerini diken diken etti.Yanına yaklaştı. Her adımında parkeler gıcırdadı.Mandy’nin omuzları titredi.“Al şunları,” dedi Axel, şişeyi sallayarak. “Yoksa yine dün geceki gibi olur. Hatırlıyorsun değil mi?”Hatırlıyordu. Dün geceyi, bir an bile unutmamıştı.Küçük bir hata — sadece ilaçları bir saat geç içmişti. Axel bağırmış, sonra da kolundan tutup duvara sıkıştırmıştı. Mandy’nin kolundaki morluk hâlâ geçmemişti.Şimdi, aynı duvarın önünde, aynı gözlerle karşı karşıyaydı.Axel şişeyi masaya bıraktı, kapağını çevirdi.“Bak Mandy, senin iyiliğin için yapıyorum. Ben olmasam bu kadar uzun bile yaşayamazdın,” dedi.Sesi, şefkatle zehirin karışımıydı.Mandy titreyen parmaklarıyla hapı aldı. Dilinin ucuna koyarken midesi bulandı. Gözleri Axel’in gözleriyle buluştuğu an hemen kaçırdı — çünkü o bakışın içinde bir tehdit vardı.Bir “sakın unutma” bakışı.Axel başını eğdi, Mandy’nin saçlarını okşar gibi yaptı ama parmak uçları derisini yakıyordu sanki.“İyi kız,” dedi. “Böyle devam edersen, her şey yoluna girecek.”Ama Mandy biliyordu; hiçbir şey yoluna girmeyecekti. Çünkü Axel’in “yol” dediği şey, onun sustuğu, kırıldığı, varlığını unuttuğu bir bataklıktı.Axel odada dolanırken, Mandy göz ucuyla pencereden dışarı baktı. Gökyüzü bulutluydu. Bir an için kaçmayı düşündü ama sonra dizleri zayıfladı. Kaçamazdı. Daha önce denemişti — ve o gün Axel onu bulduğunda gözlerinin içindeki nefretle “Bir daha denersen seni kimse bulamaz,” demişti.O günden sonra Mandy’nin içindeki umut, küçük bir mum gibi sönmüştü.Axel sigarasını yaktı.Duman, odanın gri havasına karıştı.“Senin annen aramadı yine,” dedi, sanki sıradan bir konudan bahsediyormuş gibi.Mandy’nin içi burkuldu. Başını eğdi. “Hayır.”“Tabii ki aramadı. Neden arasın ki?” Axel dudaklarını büktü. “Kim ister ki seni? Herkes senden kaçıyor, Mandy. Çünkü sen… bozuk bir şeysin.”Sözleri bıçak gibiydi, ama daha acı olan, Mandy’nin artık karşılık bile verememesiydi. Çünkü bu sözleri yüzlerce kez duymuştu. Ve ne kadar duyarsa, o kadar inanıyordu.Kendi varlığına, kendi sesine yabancılaşıyordu.Axel sigarasını söndürdü, yaklaştı.“Gözlerime bak,” dedi.Mandy bakmadı.Axel’ın eli, Mandy’nin çenesini yakaladı, yüzünü kaldırdı.“Dedim ki, gözlerime bak.”Bakmak zorunda kaldı.O an, Axel’in gözlerinde bir şey parladı — güç, sahiplenme, karanlık bir zevk.“İşte böyle,” dedi. “Senin kim olduğunu sana ben hatırlatıyorum. Unutma, dışarıda seni koruyacak kimse yok. Sadece ben varım. Ve ben, ne zaman istersen seni yok edebilirim.”Mandy nefes almayı unuttu. Gözlerinden yaşlar süzüldü, ama sessizce. Çünkü ağlarken bile ses çıkarmamayı öğrenmişti.Axel gülümsedi. “Aferin. Şimdi uyu biraz. İlaçlar işe yarayacak.”O çıktıktan sonra oda yeniden sessizliğe gömüldü.Mandy’nin elleri titriyordu. Gözleri boşluğa bakarken kalbi göğsünde hızlı hızlı atıyordu. İlaçların etkisi yavaşça başlarken, düşünceler sisin içinde kaybolmaya başladı.Ama içinden bir ses hâlâ fısıldıyordu:“Kaç… bir gün…”Gözkapakları ağırlaştı. Uykuyla uyanıklık arasındaki o gri bölgede, Axel’in sesini tekrar duydu.“Ben seni kurtarıyorum, Mandy. Sadece ben.”Ve o anda Mandy fark etti ki, Axel’in ona yaptığı her şey — sözleri, dokunuşu, hatta verdiği haplar — sadece bir tek amaca hizmet ediyordu:Onu tamamen kendine ait kılmak.Oysa Mandy’nin içinde, derinlerde bir yerde, hâlâ bir şey kıpırdıyordu.Bir isyanın kıvılcımı belki.Bir sabah, kapı açıldığında artık titremeyen bir Mandy’nin doğacağına dair zayıf ama sarsılmaz bir his.Ama o sabah değildi.O sabah, sadece Axel’in gölgesi odanın duvarına uzun bir leke gibi düştü.Ve Mandy, o gölgenin altında sessizce kayboldu.
Bölüm 1
Haplar
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.