Makoto Tanaka henüz bir çocuk. Daha küçük yaşlarında büyük bir trajedi yaşadı. Şu an yapabildiği tek şey hayatta kalmak. Bunun için para kazanması lazim. Bu yüzden dileniyor. Her gün Yokohama istasyonunda oturup dileniyor.
Bugün yine erken saatlerde kalkıp yırtık pırtık şapkasını önüne koydu. Ayağa kalkıp esnedi. Günün ilk yolcuları gelmeye başlamıştı bile. Tekrar oturdu. Önünden geçen öğrencilere imrenerek bakti. Bazıları önüne 10-50 Yen atıyordu ama Makoto artık dayanamiyordu. Bu kadar acı onun saf ruhu için çok fazlaydı.
Sonuçta o daha bir cocuk ve çocuklar bu kadar acı çekmeyi hak etmezler, aslında hiç acı çekmeyi hak etmezler. Ancak dünya işte, ne yapsak nafile. Biz istesek de istemesek de kenarda köşede ruhu ve bedeni acıdan yıpranmış çocuklar var, hiç istemesek de olacak da.
Öğlene kadar yemek alabilecek parası birikmişti. Aç kalmamak için parayı cebine atıp yakınlarda bir büfeye uğrayıp birkaç dilim takoyaki aldı.
Uzun zamandır bir şey yememisti. İstasyona varana kadar yemeğini silip supurmustu bile. O da kendine böyle küçük çaplı ziyafetler yapmaya çalışıyordu ama parası anca konserve yemek almaya yetiyordu. Bugun o nadir şanslı günlerinden biriydi sadece.
Akşam uyuduğu banka oturup etrafı seyretti. Nedense gözüne hep o imrendigi öğrenciler takılıyordu. Ailesi ölmeden önce bir ilkokula gidiyordu ama şuan istese de gidemezdi. Öğrencilerin okula giderken neden oflayıp pufladigini hiçbir zaman anlayamiyordu. Oysa okul onun için o kadar muhteşem bir yerdi ki Makoto'yu okula bıraksalar tüm gün kalabilirdi. Okullu çocuklar her okula gitmekten yakindiklarinda onların yerine gitmeye hep hazırdı. Ama bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini de biliyordu.
Etrafı izlemeye o kadar dalmisti ki üstüne doğru gelen çocukları görmedi. Çocuklar zavallı Makato’nun etrafını sardılar. Hepsi de iri yariydi ve maalesef ki niyetleri iyi değildi. Cocuklara karşı hiç şansı olmadığını bilen Makato direnmedi bile. Üstünde kalan son 100 Yen’i aldılar. Ama gitmediler. İçlerinden en irisi olan Akira öne çıkıp Makato'ya şöyle sağlam bir yumruk yapıştırdı.
Zaten bir deri bir kemik olan Makato'nun yere yapışması için yeterliydi o yumruk. Ama bu sokak çocukları sırf zevk için onu dövmeye raziydilar!
Makato hiç direnmek istemiyordu. Tekme tokat dövülürken düşündüğü tek şey eve gitmek istedigiydi. Annesini özlemişti. Babasını özlemişti. Yanağında bir islaklik hissedene kadar ağladığını fark etmedi bile. Hatta o kadar dalgındi ki kendisini yerde suruklediklerini bile fark etmemişti.
Makato bu sefer çırpınmaya başladı. Var gücüyle cirpiniyordu ama çok cilizdi. Cabalari nafileydi. Tüm gücüyle onları üzerinden ittirmeye çalışsa da Akira, Makato’nun iki katıydı.
Makato gözlerini hayatında son bir kez açtı. Ölmeden önce gördüğü tek şey üstüne son hızla gelen ve durmaya meyilli olmayan trendi.
En son duyduğu şey kulaginda cinlanan acı dolu bir ciglikti. Ne yazık; çığlığı atan kişi epey acı çekmiş olmalıydı. Ama şimdi oturuyordu. Bombos bir evin önündeydi. Etraf rüyadayken görebileceğiniz tonlardaki renklerden oluşuyordu. Bu ev ona tanıdık geliyordu, herhalde eski bir tanidiginin eviydi. Öyle olsa gerekti. Sonuçta onun bir evi yoktu.
Aslına bakarsan o bir hiçti. Adı yoktu. Hafızası yoktu. Evi ya da mal varlığı yoktu. Belki ruhu bile yoktu. Hatta kendisinin var olduğundan dahi supheliydi.
Emin olduğu tek şey olmuş ve birinin ya da belki de kendisinin hafızasında bir yerlerde olduğuydu.
Eve baktı. Cidden tanidikti. Daha da yaklaştığında içeriden tanıdığı ama tanımadığı iki insan çıktı.
“MAKOTO!”
Kadın ona sarıldığında her şeyi hatırladı. Kadın demek biraz kaba kaçar; sonuçta annesi.
Eve geçtiler. Sonunda ailesiyle bulusmustu zavallı oğlan. Gözlerinden süzülen yaşlara engel olamıyordu. Cennette de olsa ailesini bulmustu ya!
Sonra her şey karardı. İlk ev, sonra ailesi yok oldu.
“ANNE!”
“BABA!”
Makato tekrar ağladı. Çığlık çığlığa annesinin babasının adını haykırıyordu ama boşuna. Karanlıkta bir başınaydı artık.
