İçeriğe geç

MAHŞERİN YARALAR

Bölüm 2 · 10 dk okuma

MAHŞERİN YARALAR

Bölüm 2

1.BÖLÜM: KURTULUŞ

Şok.

Şoklar içerisindeydim. Kapalı bir şekilde üç yıl boyunca belli saatler dışında açılmayan kapımın sonuna kadar açık bir şekilde olduğuna şaşkınlıkla bakıyordum. Gördüklerimin halüsinasyon olup olmadığını bilmiyordum ve emin de olamıyordum. Beynim uzun süredir bulanık bir nehir gibi durgundu ve her hareketlenme suyun daha da bulanıklaşmasına neden oluyordu.

Odamın içini aydınlatan lambanın karanlığa düşürdüğü gölge nefesimi bir bıçak gibi yarıda kesmişti. Maskeli bir adam, takım elbiseli bir adam, bana bakıyordu. Tıpkı bir asker gibi pozisyon almıştı. Beni öldürecekti. Belki de babam artık iyileşmeyeceğimi düşünüp beni öldürmeye karar vermişti. Yapabilir miydi? Yapabilirdi.

Hatta ihtimali aradan çıkartıp yapardı.

"Lütfen bana zarar verme." dedim boğazımdan yukarı doğru tırmanan sesim tırmanmayı kesmiş ve bir anda gözlerini kapatarak kendini aşağıya bırakmıştı. Sanırsam onu dibe çeken şey korkuydu. Korku kalbimin ortasına mayın döşemiş gibiydi. Her nefes alışverişim, her düşüncem bu mayının elinde can verecek diye ödü kopuyordu.

Bir düşünce mayının arasından sıyrılarak koşa koşa yanıma geldi. Çığlık at diyordu. Sonra bir anda zihnimin karanlığından uzanan siyah eldiven giymiş elleri onu tekrar karanlığa çekti. Adam önüme bir zarf fırlattı.

Uzatmadı. Fırlattı. Kalem bekledim. Belki de ölmeden önce yazmamı istediği şey bir intihar mektubuydu. Daha da iyisini düşünürsek bir vasiyetname de olabilirdi. Siyah eldivenler bu düşünceyi de bir çırpıda karanlığa çekmişti.

"Bu ne?"

Ses yoktu. Adamın siyah eldivenleri zihnimdeki siyah eldivenlere o kadar çok benziyordu ki o ellerle beni tutmasından ya da bana zarar vermesinden deli gibi korkuyordum. Titreyen ellerimle ayaklarımın dibine atılan zarfa uzandım. Bir yandan da deli gibi titreyen vücudumu sakinleştirmeye çalışıyordum ama aydınlık tarafın karşısında, karanlıkta maske ile yüzünü örtmüş adama baktıkça titrememe engel olamıyordum.

Kırmızı bir zarftı; sanki birazdan öleceğimin göstergesiydi. Göğüs boşluğumda dikenlerin dar ağacına takılan hayallerim saniyeler geçtikçe çoğalıyordu. Göğsüm hayallerimin ve yapmamış olmayı dilediğim pişmanlıklarımın cesetleriyle beraber bir mezara dönüşüyordu. Zarfı açtığımda ismimi siyah italik bilgisayar yazısı ile karşılaştım.

Sevgili Eslem Helen,

Üç yıldır kaldığın hastane odasını öncelikle bu şekilde karşıladığım için özür dilerim. Lakin bu mektubu okumaya başladığın andan itibaren yirmi dokuz dakikan olduğunu belirtmek isterim. Adımı, ne yaptığımı ya da neden sana böyle bir zarf verdiğimi merak ediyorsundur ama mektubu beş dakika içinde bitirmen gerektiği için kısa keseceğim.

Bu hastane odasından çıkmak istiyorsan, benimle bir yola çıkman gerektiğini söylemek gerek. Hayallerin, pişmanlıkların ve nice şeylere sahip olmak istiyorsan bunun bir bedeli olduğunu üç yıl içinde bir odanın içinde çokça kez düşünerek anlamışsındır diye umuyorum. Seni bu hastane odasından çıkaracaksam her şeyi tehlikeye attığımı bilmeni isterim ve bunu çatık kaşlarla okuduğunu da. Hayatının geri kalanını babanın ellerine bırakmak istemiyorsan, ya da seni incitenlerden intikam almak istiyorsan doğru kişiyle tanıştın. Ben de istiyorum! Seni neden seçtiğimi öğreneceksin ama öncelikle cevabının evet olması gerek.

Son olarak bu hastane odasından çıktığında adın artık Eslem Helen olmayacak. Vera Karon olacaksın. Yepyeni bir kimlikle yepyeni bir hayata başlayacaksın. Kimliğin, geçmişin hepsi hazır. Sadece evet demen yeterli. Bir de anlaşmayı imzalaman. Evet demeden önce maddeleri iyi okumanı ve evet dersen bunun bir dönüşü olmayacağını belirtmek isterim. Bu bir oyun. Ya ikimizin kazanacağı ya da senin canınla ödeyeceğin bir kaybın. Evet dedikten ve anlaşmayı imzaladıktan sonra yeni bir hayata sahip olmadan önce bir süre ki altı ay kadar olacağını düşündüğüm bu süre içinde emirlerime uyarak istediğim şeyleri yapacaksın. Korkma, emirlerim senin bedenine zarar verecek ya da bedeninle kefaretini ödeyeceğin şeyler olmayacak.

Kendine iyi bak ve iyi düşün.

Kaşlarımın ortasında oluşmuş boş çukura sorularla dolu olan bedenler yığılmaya başlamıştı. Gözlerimi kapatarak az önce okuduğum mektubu sindirmeye çalışıyordum. Birisi bana yardım teklifinde bulunmuştu. Birisi beni buradan kurtarabileceğini söylüyordu! Üç yıldır odanın dışında ve belli insanların dışında bir şey görmeyen kızı kurtaracağını ima ediyordu.

Siyah maske ve siyah eldivenlerle kaplanmış olan takım elbiseli adam elime iki sayfalık bir metin tutuşturduğunda hala duvarlara bakıyordum. İğreniyordum. Duvarlara bakmaktan iğreniyordum. Korku ve umut birbirine karışarak midemi sarsmıştı. Kusmak istiyordum. Endişe bütün hücrelerimi uyuşturmaya çalışıyordu ve bunu yaparken canımı acıtıyordu.

Maddeleri okudukça beynimdeki her hücre siyah eldivenler tarafından şiddete maruz kalıyordu. Biri beynimi avuçlarının arasında sıkıştırıyordu. Bu adam yeni bir hayata başlarken birisini takip etmemi istiyordu ve bunu yaparken her dediğini katiyen yerine getirmemi istiyordu. Bu tamamen delilikti. Vaat edilen özgürlüğün içindeki tutsaklıktı. Özgürlüğü bile kendi içinde tutsak etmişti.

İmzalamayacaktım.

Böyle saçma bir şeyi imzalayarak hayatımı bir kez daha zindan etmeyecektim. Gerekirse bu odada üç yıl daha kalırdım. İçimdeki o cılız ses başını iki yana salladı. Böylesi sefil bir zindanın içinde ölmektense, adamın istediği şartları yerine getirerek ölmeyi tercih ederdi. En azından dört duvar arasında ölmeyecekti.

Siyah eldivenler hep ümit açabilecek, umut olabilecek düşüncelerimin yaşamasına bile izin vermeden onu kendi karanlığına çekerdi ama şimdi uzun bir süredir tutsak olan düşüncelerimin tutulduğu hücrenin kilidi açılmıştı. İçeride, karanlıkta yaşamaya başlamış, alışmış birçok düşüncem ışığa gözlerini kısarak bakıyordu. İnanamıyorlardı. Ben de inanmıyordum. Bunun siyah eldivenin bir oyunu olup olmadığını anlamaya çalışıyorlardı. Siyah eldiven bazen çok acımasız olabiliyordu; onlarla oyun oynayarak onlara can çekiştiriyordu.

Uzun süredir içeride, karanlıkta kalmış, hatta bir toprağın altına gömülmeye hazırlanan düşüncelerimin gökyüzünde bulutlar güneş açmıştı. Umuttu bu. Siyah eldivenin daimi düşmanı olan umudu özgür bıraktığını hissediyordum.

"Son beş dakika." dedi demir kadar sert olan bir ses. Maskeli adam geldiğinden beri ilk defa konuşmuştu ve suskunluğunun daha güvenilir olduğunu anlamıştım. Yirmi dokuz dakikanın bu kadar hızlı geçip zamanımı kısıtlamasının farkında varmamıştım bile. Düşüncelerimin arasında o kadar kaybolmuştum ki onları tanımaya çalışırken kaybolup giden zamanın farkına bile varmamıştım.

Vera.

Vera Karon olacaktım.

Eslem Helen bu odanın içinde yaşayacak ama Vera Karon bu odanın dışında yaşayacaktı. Belki de bu her insanın hayatında istediği, her gün tekrar ettiği ama başlayamadığı bir başlangıcın ilk sayfası olacaktı. Bir romanın ilk sayfası, bir insanın ilk nefesi, bir hayatın ilk başlangıcı daima girişle başlar. Benim girişim tehlikeli ve beklenmedik olmasına rağmen kabul edecektim.

Titreyen ellerimin yerini özgürlüğüne kavuşacak olan yeni bir kadının elleri almıştı. Anlaşmayı imzaladım. Düşünmedim bile. Düşünürsem belki de vazgeçecektim. Umudu kendi ellerimle gömecektim. Kendi cinayetimi işleyen bir katil olacaktım.

Maskeli adam elinde kumandaya benzeyen aletin üzerine basarak ışıkları söndürdüğünde nefesimi tutmuştum. "Çıkışa kadar karanlıkta yürüyeceğiz."

Görebilirmiş gibi başımı salladım. Elimdeki evraklar elimden alındığında kendimi çırılçıplak kalmış gibi hissediyordum. Adamın eldivenli eli koluma kenetlendiğinde siyah deri eldivenin baskısı mideme kramplar sokmuştu. Kusma dürtüm uyarılmıştı ve kendimi tutma ihtimalim adım attığım her an azalıyordu. Hızlı adımlarla yürürken hastane terliğim ayağımdan çıkmıştı ama umursamamıştım. Soğuk zemin özgürlüğün tatlı dokunuşunu hissettiriyordu.

Yangın merdivenin çıkışına geldiğimizde karanlık yerini gece ile değiştirmişti. Ormanın içinde, ıssızlığın koynunda büyüyen bu hastaneye ilk defa buradan bakıyordum. Yeşil ağaçlar üstüne gecenin siyah karını örtmüş ve üşüyormuş gibi titriyordu. Gökyüzü mürekkep mavisi gibi kopkoyuydu. Sanki gökyüzünün rengi Tanrı'nın kaleminden düşen bir damlaya teslim olmuştu.

Hızlı adımlarla inerken adam bedenimi arkasından sürüklerken bir yandan da saatine bakıyordu. Ayaklarım adamı takip ediyordu ama gözlerim adamın boynuna takılmıştı. Ensesi ile gömleğinin birbirine dokunduğu yerde siyah bir mürekkebin izini görmüştüm. Noktalar halindeydi ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Belki de eldiven giymesinin asıl sebebi ellerinin de dövmeli olmasıydı. Fark ettiğim bu gerçekle nefesimi tutmuştum. Bu bilgi belki de ilerleyen süreçte işime yarayacaktı. Ya da beni ipe götürebilecek bir ölüm aracına.

Yangın merdivenlerinin sonunda siyah bir taksi bekliyordu. Gecenin kızgın dolu göz yaşları üzerimize yağmaya başlamıştı. Bedenim, hastane kıyafetlerim saniyeler içinde ıslanmıştı. Vücudumu esir alan soğuk kırbacını her vurduğunda omuzlarımdan ayaklarıma kadar bir sarsıntı ile bedenim titriyordu.

Maskeli adamın uzattığı orta boydaki çantaya bakıyordum. "Sana lazım olabilecek her şey içerisinde var. Dikkatli ol."

Yangın merdivenini geri tırmanan adama bakakalmışken siyah taksinin korna sesiyle kendime geldim. Şaşkın halimden sıyrılarak taksiye doğru ilerledim. Elim taksi koluna dolanmış bir şekilde dururken arkamdaki yabancı gözlerin varlığıyla dondum. Biri beni izliyordu. Karanlığa dönüp baktığımda bina ve orman dışında bir şey gözükmüyordu. Karanlığın içine bakabilseydim belki de beni izleyen kişiyi görebilirdim. Karanlıkla bütünleşmiş, gölgelerin içinde saklanmış bir panter gibi gizleniyordu.

O kişinin bir panter gibi üzerime atlamasına izin vermeden taksiye bindim.

Adam nereye gittiğimi bile sormadan arabayı sürmeye başladığında benim dışında herkesin bir şeyler bildiğini fark etmiştim. Üç yıl sonra dışarıyı görüyordum. Bir hastane odasından başka hiçbir şey görmeyen bir kız için yollar bile mükemmeldi. Gecenin siyah karı her yeri esir almıştı.

Ormanlık yoldan ilerleyerek otoyola çıktığımızda dahi gözlerimi manzaradan hiç ayırmıyordum. İstanbul'un en uç noktalarında olan bir hastanede kalıyordum. Gözlerim zaman geçtikçe açık kalmakta zorlanıyordu. Birisi sanki göz kapaklarımı aşağıya doğru çekmeye çalışıyordu. Engel olamıyordum. Karanlık uzun zaman sonra korkutucu değildi. Hatta içine girmek istediğim bir bulut gibiydi; yumuşacıktı. Öyle ki ona dokunduğum ilk saniyeden itibaren teslim olmuştum.

Dakikalar sonra yaslandığım zeminin hareketi ile uyandım. Birisi yattığım zemini sarsıyordu. Uykulu gözlerle etrafa baktığımda siyah maskeli adamla karşılaştığımda korkuyla geriye kaçtım. Daha sonra beynim gece olanları hatırladığında aslında yaşananların bir rüya olmadığını, hatta gerçekten daha da gerçek olduğunu fark ettiğinde korkuya kapılmıştı. Belki de bunların kafamda uydurduğum bir senaryo olma ihtimaline öyle kapılmıştım ki gerçeği, onu hissedene kadar fark etmemiştim.

Araba koskoca bir otelin önünde durmuştu. Beş yıldızdan daha fazlasıydı. Siyah çantayı kucağıma alıp arabanın kapısını açtığımda soğuk hava tekrardan üzerime atılmıştı. Tüylerim üşümekten diken olmuş bir şekilde dururken arabadan indim. Adam elindeki otel kartını bana uzattığında bir şey demeden aldım. Daha sonra hiçbir şey söylemeyerek sırtını dönüp arabaya bindi ve gaza basarak gitti. O an terk edilen bir çocuk ve en önemlisi de yalnız bir insandım.

Bu an, ilk kez yaşanan bir terkedilişin anı değildi.

Ne yapacağımı bilmeyerek otele yürüdüm. Kafamın içinde bir sürü düşünce vardı. Ama korku belki de en güçlü düşünceye sahipti. Öyle ki onu soludukça karın boşluğumda bir sancı doğuyordu.

Otelin içindeki adımlarım yavaştı. Her yeri ilk defa görmüş gibi inceleyerek bakıyordum. Adeta İtalya'daymış gibi hissettiren bir mimarinin içindeydim. Resim çizmeyi seven biri olarak tavana işlenmiş Meryem ana figürü ve İsa'nın yemek masası tablosuna hayretle bakıyordum. Bunu bir ressamın bile yapması uzun zaman alıyorken bunu bir mimariye çizmek ne kadar zaman almıştır.

Otel kartımın numarasına baktığımda kartın üzerinde yirmi dokuz yazıyordu. Aklıma hastane odasında zarfın içinde yazan yirmi dokuz dakika gelmişti. Adamın sayılara olan takıntısını anlayamamıştım.

Asansöre girdiğimde ikinci kata bastım. Kısa süre içinde ikinci kata ulaşmıştım. Kırmızı halılar ve üzerinde sarı küçük çiçeklerin işlendiği bir halıda yürürken özgürlüğümü düşünüyordum. Bir otel odasına rahatça gidebiliyordum. Kimse ilaç vermek için başımda dikilmiyordu. Kimse ilaç almadığım için elimi kolumu bağlayıp çenemi acıtırcasına ağzıma ilaç vermiyordu. Ve kimse işerken ya da kusarken yanımda olmayacaktı.

Belki de özgürlük yalnız olmaktı benim nezdimde.

Odanın önüne geldiğimde her şeyi geri alabilme şansım olsaydı ne yapardım düşüncesiyle sarıldım. Kafamın içinde yanıp sönen ışıklar o kadar şiddetliydi ki karanlığın korkutucu maskesi geri geldiğinde onu kovalamak için kartı okutarak içeri girdim.

İlk olarak şaşırdığım ilk şey, her yer not kağıtlarıyla kaplıydı. Her eşyanın üstünde bir tane yapışkan kağıtlardan vardı. Beni kurtaran kişinin eli boğazıma dolanmış gibiydi. Burada olmamasına rağmen o kişinin varlığı buradaymış gibi hükmediyordu.

Aynanın üstündeki notta, "Vera Karon güzel bir kadın." yazıyordu. Adımlarımı salona doğru atarken duvarlarda da yer yer notlar vardı. Sanki hafızamı tazelemeye çalışıyordu. Oysaki hafızamı tazeleyecek kadar bir şeyleri unutmamıştım.

Gardırobun üzerinde, "İki haftanın kombinleri hazır." yazıyordu. Komidinin üzerinde duran bilgisayarda, "Okulunun maillerini kontrol etmeyi unutma. Resmi olarak güzel sanatlar öğrencisisin." yazıyordu.

"Gözlerin miyop. Lens kullanmayı ya da gözlük takmayı ihmal etme. Kaçırdığın şeyler daha sonradan pişmanlığa itebilir seni."

"Solaksın."

"Müzik zevkin kesinlikle klasik."

"Saçlarını yarın sabah siyaha boya."

"Omuzlarında kestir."

"Her gün bir resim çiz."

"Bilinmemezliğe tahammülün yok."

"Kesinlikle romantik filmler sevmiyorsun. Dram ve aksiyon filmlerine aşıksın."

Birçok şeyi okudukça Eslem kimliğimin üzerimden çekilip hatta kemiklerimden sıyrılmaya çalıştığını hissediyordum. Belki de bu notları görene kadar Eslem ile beraber yaşayacağımı düşünüyordum ama beni kurtaran kişi zihnimde kalan her şüpheyi yok etmek için her şeyi planlamıştı. Yüz adım önde gitmesi beni dumura uğratmıştı.

"Odanın içinde çıplak gezmek yasak."

Kaşlarımı çattım ve odanın içinde bir kamera olup olmadığına bakmak için etrafa baktım. İzleniyormuş gibi hissetmiyordum ama adamın yazdıkları, kontrol manyaklığından daha da ötesiydi. Bir karakter yaratmak istiyor gibiydi. Uzun zamandır zihninde büyüttüğü bir fetüsmüşüm gibi büyümemi beklemişti.

"Şimdi uyu. Yarın uzun bir gün olacak."

Notları alıp yakma isteğinin bu kadar erken geleceğini düşünmemiştim. Emir vermesi ve her hareketimi söylemesi şimdiden sinirlerimi bozmuştu. İşin kötü tarafı özgürlük artık daha da tehlikeliydi. Siyah çantayı komidinin üzerine koydum.

Yatağın üzerine uzandığımda bulutların üzerinde uzanıyormuşum gibi yumuşacık olan yatakta kar misali erimeye başlamıştım. Öyle ki yorgunluk bütün ağırlığını üzerime bırakmıştı. Işıklar kendiliğinden kapandığında bile sorgulamadım. Gözlerim kapanmıştı. Karanlık ilk defa korkutucu değildi. Karanlığın içinde kaybolmak isteyen bir çocuk gibi gözlerimi kapatmıştım ve otuzdan geriye saymaya başlamıştım.

Bugün 17 Kasım'dı.

Özgürlüğümün ilk günü, ilk nefesi ve ilk kalp atışıydı.

Aylardır kaldığım odanın dışında, sıcacık ve yumuşacık bir yatağın içinde ilk defa özgür bir şekilde yatıyordum. Aylardan on yedi kasımdı ve günlerden perşembeydi.On yediden sonrasını sayamadan bilincim çoktan karanlığa teslim olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.