İçeriğe geç

Mafyanın Koynunda

Bölüm 17 · 9 dk okuma

Mafyanın Koynunda

Bölüm 17

17. BÖLÜM ACI

Ağlamayacaktım. Karan için ağlamayacaktım. 5 senedir gizli gizli ağladığımın hesabını kendime veremiyordum artık. 3 sene gelmesini bekledim gözüm yollarda kalmıştı. Her gittiğim yerde onu görür umuduyla yaşıyordum ben ama son 2 senedir öldürdüm içimde...Bir yerde okumuştum birini sevmeyi bıraktığınızda içinizde ölmeye başlar demişti. Ben bırakmıştım yani öyle sanıyordum ta ki onu görene kadar. Bu kalbimin böyle atmasının başka açıklaması olamazdı.

Hızla yürüdüğüm yolda taksi geçmesini bekliyordum. Manyak beni nereye getirdiyse araba bile geçmiyordu. Sonunda ana caddeye çıktığımda beklediğim taksi nihayetinde bulmuştum. Üstüm ıslak olsa da yürüdüğümde hafif esintiyle bile üşüdüğümü hissediyordum. Taksiye bindiğimde kaldığım otelin ismini söylediğimde camdan dışarıyı izlemeye başladım. Kaldığım otelin önüne geldiğimizde taksicinin parasını ödeyip hızla odama çıktığımda sıcak bir duş iyi geleceğini hissettiğimden dolayı banyoya gidip suyu hazırladım. Üstümdekilerden tamamen kurtulduğumda sıcak suya kendimi bırakmıştım. Bedeninim gevşediğini şimdiden hissediyordum. Gözlerimi kapatıp anın tadını çıkarıyordum ki kapı çalınmasıyla gözlerimi açtığımda kapı bir kere daha çalınmıştı. Küvetten çıktığımda bornozu üstüme geçirdiğimde kapıyı hafif açtığımda sadece kafam görünecek şekilde uzatmıştım. Karşımda Karan'ı gördüğümde ''ne işin var burda nasıl buraya kadar çıkabiliyorsun'' dediğimde beni inceleyip ''ünlü iş adamı Karan Demir olarak'' demişti. Kafamı yani anlamında salladığımda elinde tuttuğu çantamı havaya kaldırdığında ''sence de bir şey unutmadın mı'' dediğinde derin nefes alıp elimi uzatıp çantamı tutacaktım ki geri çekmesiyse elim boşluğa düşmüştü. Kaşlarımı çatıp '' ver şu çantamı'' dediğimde ''al'' diyerek bana uzatmıştı. Çantamı aldığımda hızla kafamı geriye sokup kapıyı kapatacaktım ki kapının arasına ayağını koymasıyla kapanmamıştı. Tek eliyle kapıyı ittirdiğinde ''ne yapıyorsun bu yaptığın suç haneye tecavüz ediyorsun'' dediğimde beni dinlemeden içeri adımlamıştı. Geçip tekli koltuğa oturduğunda cebinden çıkardığı sigarayı dudaklarına götürüp yakmasıyla derin bir nefes çekmişti. ''Kaç gün'' dediğinde anlamamıştım. ''Kaç gün kalacaksın '' dediğinde ''seni ilgilendirmez rahat bırak beni'' dediğimde kapıyı açıp çıkması için bekledim. Koltukta daha rahat bir pozisyon aldığında '' güvenliği arayacağım eğer çıkmazsan'' dediğimde hafif gülüp kafasını sallamıştı. ''Peki bunu sen istedin'' dediğimde telefonumu alıp otelin güvenliğini tuşladığımda ''1032 nolu odaya gelir misiniz rahatsız ediliyorum'' dediğimde ''hemen geliyoruz'' dediklerinde kapatmıştım. ''Şimdi ne yapacaksın acaba'' dediğimde çok geçmeden kapı çalınmıştı. Kapıyı açtığımda içeriye geldiklerinde Karanı görmeleriyle ''Karan Bey kusura bakmayın siz olduğunuzu bilmiyorduk'' dediğinde ikisine de şok olmuş bir şekilde bakıyordum. ''Sorun değil çıkarken kapıyı ört'' dediğinde Karan gözlerimin içine bakarak söylemişti. Ellerimi göğsümde birleştirdiğimde ''yaptın şovunu'' dediğimde ayağa kalkıp iki adım yaklaştı. ''Hazırlan gidiyoruz avukat Hanım'' dediğinde alaycı bir tavırla gülüp ''hiç bir yere gelmiyorum seninle'' dediğimde ' gelir misin demedim gidiyoruz dedim'' diye üstten üstten konuştuğunda ''hiç değişmemişsin hala aynı kabalıktaki bir insan duruyor karşımda'' dediğimde baştan sona süzmüştüm. ''Sen değişmişsin ama'' dediğinde meraklı gözlerle kendisini izledim. ''Daha hırçınlaşmışsın, asileşmişsin ama '' dediğinde susmuş bir adım yaklaşmıştı ''tek değişmeyen şey kokun hala çok güzel'' dediğinde tekrar hızlı hızlı atmaya başlamıştı. ''bu arada kızarmak sana çok yakışıyor'' dediğinde yanaklarıma elimi koyup ''sinirden şu halime bak geldiğimde orda da görmeyeyim seni'' diyip banyonun kapısını yüzüne kapatmıştım. Kapıya sırtımı yasladığımda elimi kalbimin üstüne koyup utanmasan yerinden fırlayacaksın dediğimde kendi kendime gülmeye başlamıştım. Aynaya baktığımda hala bornozla olduğumu fark ettim. ''Yüzüme su çarptıktan sonra yanağımdaki kırmızılık geçmiş kalbim de normal atıyordu. Az önceki halime nazaran daha iyiydim. Banyodan çıktığımda Karan yatakta oturmuş hala bekliyordu. ''Sen hala burda ne arıyorsun'' dediğimde ''gidiyoruz demiştim'' diye karşılık verdiğinde ''gelemem'' dediğimde ''tek kaşını kaldırıp yüzüme bakıyordu. ''Gidiyorum'' dediğimde yüz hatları sertleşmiş derin bir nefes vermişti. Yataktan kalktığında kapıya doğru yönelip kapı kulpunu tuttu ama açmadı bekledi ''bu kadar kolay olmayacak avukat '' dediğinde kapıyı açıp çıkmış ardından kapıyı çarpmıştı. Hızla valizimi açtığımda rahat kıyafetlerimi giyip yatağa uzandığımda resepsiyonu arayıp kırmızı şarap söylemiştim. Kapı çaldığında ''oda servisi'' dediğinde kapıyı açıp ''teşekkür ederim dediğimde kırmızı şarabı ve kadehi alıp kapıyı kapatmıştım. Şarabı açıp bardağa doldurduğumda bir yudum alıp gözlerimi kapattığımda aklıma 5 sene önceki olanlar gelmişti. Her şey kırmızı şarapla başlamıştı. Kafama diktiğimde tekrar doldurup bu anı silmek istedim ''lanet olsun hala seviyorum'' diye ağladığımda bardağı bırakıp elimi saçlarımın arasından geçirip ''sevme o adamı sevme'' diye mırıldanıyordum. Çok özlemiştim. 5 sene boyunca 2 kere görmüştüm. Birisi televizyonda birisi de telefonuma gelen Hale ile resimleriydi. Daha fazla düşünmek canımı acıtacağından en iyi yaptığım iki işten birini yapıyordum uyuyacaktı.

Sabah erken saatleri olduğundan çalan arkamın sesi odada yankılanıyordu. Konsolun üstünde duran telefonumu uzandığımda alarmı kapatıp doğrulmuştum. 3 saat sonra uçağım kalkıyordu. Kalkıp üzerime mavi çiçekli elbisemi giyip beyaz spor ayakkabılarımı giydiğimde İstanbul da son bir yer kalmıştı uğrayacağım. Hızla taksiye bindiğimde ''mezarlığa'' dediğimde ''başın sağ olsun kızım'' diyen amcaya buruk bir tebessüm gönderip başımı sallamıştım. Çok geçmeden mezarlığın önünde durduğumuzda ''burda bekler misiniz hemen döneceğim'' dediğimde kapıyı açıp çıkmıştım. Yavaşça ilerlediğimde gözüm o isme takıldığında gözlerim dolmaya başlamıştı. ''FATMA ŞAH'' yazısına daha çok yaklaşıp yanına oturduğumda toprağından bir avuç alıp sıkmıştım. ''Ben geldim annem bademin geldi.'' dediğimde ağlamam hıçkırıklara dökülmüştü. Annem yurt dışına çıktığımı duyunca çok kızmıştı ama okulumu bitireceğim burda çok başarılı olacağımı söyledikten sonra ve gerekli azarı işittikten sonra izin vermişti. Gittikten 2 yıl sonra ansızın teyzem arayıp annemin vefat ettiğini söylediğinde dünyam başıma yıkılmıştı. İstanbul'a gelmek için yola çıkmıştım ki teyzem arayıp ''gelme gelirsen seni burda barındırmam annen senin kahrından öldü ''diyerek bana atmıştı suçu. Annem çok sıkıntı yaptığından dolayı kalp krizi geçirerek ölmüştü. Bütün müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. Çok gelmek istesem de gelememiştim öldüğüne inanamıyordum. Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildikten sonra mezarını başından kalktığımda annemi ardımda bırakarak yoluma devam ettim.

Mezarların arasından geçerken gözüme başka isim takılmıştı. KAAN SOYKAN gözlerim irice açıldığında ayaklarım geri gidip ''hayır bu olamaz olmamalıydı sen iyiydin yaşıyordun '' dediğimde mezarın yanındaki adamla göz göze geldiğimizde bakışları sertleşmiş kine bürünmüştü. ''Sen o'sun'' dediğinde ayağa kalkıp karşımda durmuştu kafamı iki yana sallayıp ''H-hayır olamaz'' dediğimde şoku üzerimden atamamıştım. ''Hepsi senin yüzünden oldu. Bütün bu olanların suçlusu sensin'' dediğinde bana iğrenir gibi bakmıştı. ''Sen oğlumu öldürdün. SEN KATİLSİN!'' diye bağırdığında belindeki silahı çıkarıp bana uzatmıştı. Şimdi de namlunun ucundaki bendim. Bedenimdeki korku esir almıştı. Elimi uzatıp yapma beni dinle dediğimde ''neyini dinleyeyim lan oğlumu nasıl öldürdüğünü mü anlatacaksın'' dediğinde ''sakin ol lütfen elinden bir kaza çıkacak'' dediğimde silahı bana sallayıp baban da seni bırakmakta haklıymış ta o zamanlar demişti ''bu başımıza bela olur dediğinde çok haklıymış sen sadece bize uğursuzluk getirdin doğduğun gün bile annen öldü'' dediğinde ''sen ne diyorsun annem benim orda yatan kadın'' dediğimde elimle mezarını göstermiştim. Kolumdan yakalayıp yürü diyerek beni sürüklediğinde ''bırak kolumu'' diye bağırdığımda kolumdan beni fırlatıp atmıştı. Bir mezarın yanına düştüğümde dizimin ve ellerimin acısına aldırmadan kafamı kaldırdığımda mezarın taşındaki isimle göz göze gelmiştik. ''Gamze SOYKAN'' diye mırıldandığımda ''aynı ona benziyorsun'' dediğinde duyduklarımı idrak edemiyordum. ''Ama o babanı sevdi. Beni hiç sevmedi. Beni sevseydi sen benim kızım olacaktın belki de ama o aşağılık baban benden onu aldı.'' dediğinde gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. ''Anneni çok sevdim ona ben aşıktım ama o kahrolasıca baban onu hiç sevmedi hep gözü başka kadınlardaydı.'' dediğinde mezara elimi uzattığımda cebinden çıkardığı fotoğrafı önüme atmıştı. Elime aldığım fotoğrafa baktığımda bu ormanda gördüğüm fotoğraftı zarfın üzerindeki diye mırıldandığımda '' orda ki annen sen bendik biz bir aile olabilirdik ama o fotoğraftan öteye gidemedik.'' dediğinde tükürücesine konuşuyordu. Arkamdaki adama döndüğümde elindeki silahı tekrar bana uzatıp ''annenle kavuşma vakti kızım ona orda selam söyle ve oğlumun kanı yerde kalmadı.'' Dediğinde silahın tetiğini çektiğinde saniyeler sonra bedenimdeki sızı giderek kendini belli ediyordu. Elimi karnıma dokundurduğumda elimdeki ıslaklığı çok net hissediyordum. Hızla yere düştüğümde karşımdaki adamın yüreğinde merhamet kırıntısı olmayan adam arkasını dönerek benden uzaklaşıyordu. Giderek bilincim yok olurken ''annem geliyorum az kaldı'' diyerek mırıldanıp zihnim karanlığa bürünmüştü...

KARAN DEMİR

Bade'nin odasından çıktığımda kapının önünde durup sakinleşmeye çalıştım. Çok özlemiştim 5 yıldır zaten haberdardım ara ara gidip izliyordum uyuduğunda yanına yatıp kokusuyla yaşıyordum. Çok yakınımda olup da dokunamamak canımı acıtıyordu. 5 senedir hayatımın tümü Bade olmuştu ama onu korumam lazımdı. Mahir Soykan onu öldürmek istiyordu. Her yerde onu arıyordu. Bir kaza sonucu öldü göstermiştim. Bade'yi 5 yıla yakındır konu unutulur dediğimden Bade'yi apar topar buralardan uzaklaştırmıştım. Çünkü Kaan ölmüştü. Kaan'ın ölümü demek Bade'nin de ölümü demekti. Bir babanın hırsı Bade'yi yakmasına izin vermedim. En iyi yoldu bu Badenin burdan gitmesi. Bade yaşasın diye ben kendimden vazgeçmiştim...

Hızla arabama bindiğimde şirkete sürüyordum. Cebimden telefonu çıkarıp Gökhan'ı arayıp ''şirkete gel çabuk'' dediğimde telefonu kapatıp yan koltuğa atmıştım. Cebimdeki sigarayı da çıkarıp yaktığımda derin bir nefes çekip yoluma devam etmiştim. Şirketin önüne geldiğimde içeriye girdiğimde güvenlik baş selamı verdiğinde bende hafif eğip odama çıkmıştım. Koltuğa oturduğumda gömleğimin 2 düğmesini de açtığımda düşünmeye başladım. Bade giderse bir daha gelmeyecekti onu tutan bir şey yoktu annesi öldükten sonra İstanbul ile arasındaki bağları iyice koparmıştı. 5 sene boyunca çalışmış didinmiş çok güzel başarılı bir avukat olmuştu hatta en iyisiydi benim için hiç bir davayı kaybetmemiş üstüne azmi ile de başarılı olmuştu. Yarından itibaren Bade'yi bağlayan bir şey olmalıydı ama ne diye düşünmeye devam ederken kapı çaldığında ''gel'' diyip içeriye Gökhan girmişti. 'Gel Gökhan gel otur şöyle'' dediğimde kafamla koltuğu göstermiştim. ''Ne oldu abi Bade yengemle alakalı bir şey mi dediğinde '' kafasını sallayıp ''yengenle ya '' diyip muzipçe gülüp kafamı koltuğın arkasına yaslamıştım. ''Gidecek'' dediğimde ''yeni geldi abi hem seni bırakıp nereye gitsin'' dediğinde ''off oğlum bilmiyorum işte onun için çağırdım gitmemesi lazım onu burda bağlayacak bir şey'' dediğimde ''abi söyleyeceğim ama kızmak yok '' dediğinde ''kafamı kaldırıp Gökhan'a bakmıştım.'' Kardeşini bilmiyor'' dediğinde gözümün içi parlamıştı. ''Evet Bade'nin kardeşi vardı Sıla SOYKAN'' diye mırıldanmıştım. Tabi ya diye ayağa kalktığımda odanın içinde dönüp ''Sılayla tanışma vakti gelmiş'' dediğimde ikimizde gülmüştük. ''Bade den haber nedir ne durumda '' dediğimde '' hiç çıkmadı odasından abi şarap istemiş o kadar'' dediğinde kafamı sallamıştım. Gökhan da odadan çıktığında yarın ilk işim Sıla'yı ziyaret etmek olacaktı diye içimden geçirdiğimde koltuğa yayılıp gözlerimi kapatmıştım.

Sabahın ilk ışıklarıyla gözümü açtığımda güneş yeni doğmuştu. Hızla odamdan çıktığımda şirketteki hemen hemen herkes gelmiş ''günaydın Karan Bey'' diyerek yanımdan geçiyorlardı. Şirketten çıkıp arabama bindiğimde eve sürmüştüm. Eve geldiğimde kapıyı açtığımda Bade den sonra bu eve çok gelmiyor hatta çoğu zaman kalmıyordum bile merdivenlerden yukarı çıktığımda 3. kattaki odaya gidip kilitli kapının karşısında durdum. Kilidi yavaşça çevirdiğimde kapı açılmıştı. Hafif kapıyı ittirdiğimde karanlık odanın içinde doğru adımlayıp ışığı açtığımda her yer göz önüne çıkmıştı. Bade'nin yurt dışında olan fotoğraflarıydı. Ağlarken, gülerken, mezun olurken, hatta uyuduğunda bile son kez göz gezdirip kapıyı kapatıp kilitlediğimde anahtarı da yanıma almıştım. Odama girdiğimde hızla üstümdekileri çıkarıp kısa bir duş altıktan giyinme odama girdiğimde her zamanki gibi siyah gömleğimi siyah kumaş pantolonumu çıkarıp dolaptan da boxer aldığımda yatağın üzerine koydum. Telefon ardı ardına çalarken Badeyi takip ettirdiğim adamdı. Hızla telefonu elime aldığımda ''söyle'' demiştim. ''Abi Bade Hanım mezarlığa geldi. Annesinin yanından ayrıldığında Kaan'ın mezarını gördü bir de başında Mahir Bey vardı Bade Hanım'ı vurdu.'' dediğinde hızla ayağa kalıp ''ne diyorsun lan sen ne dediğinin farkında mısın Bade nasıl '' dediğimde ''hastaneye gidiyoruz.'' dediği an telefonu kapatıp hızla üstümü giyinip arabaya binip son gaz hastaneye sürmüştüm. Sanki yollar uzuyor gidiyorum gidiyorum bitmiyordu. Önümdeki arabalara aldırmasan sağ sol yaparak en sonunda hastaneye ulaştığımda karşımda Gökhan'ı gördüğümde ''durumu nasıl'' diye sorduğumda cevap vermemişti. Yakasından tutup ''söylesene lan durumu nasıl'' dediğimde ''abi Ahmet bulmuş ama bulduğunda nefes almıyormuş'' dediğinde aldığım nefes ciğerlerime batıyordu. Bacaklarım beni taşımıyordu Hızla yere çöktüğümde ''ölemez Bade ölemez'' dediğimde Gökhan duymak istemediğim o cümleyi kumuştu. ''BAŞIN SAĞ OLSUN ABİ...''

Sizce Bade öldü mü?

Karan ne olacak

Takipte kalın :D Daha yeni başlıyoruuuzz🩷

Bölüm sonu

2 yorum