(!) (!) (!) (!) (!) (!) (!) (!)
Bella göz kapaklarına vuran gün ışığıyla güne gözlerini açtı. Yatakta oturur pozisyona geçti. Minicik dairesinde göz gezdirdi. Yataktan kalktı ve saçlarını dağınık bir topuz yaptı. Komodinin üstündeki deniz kabuklu parfüme bir bakış attı ve eline aldı. Parfüm şişesinin ışıldayan camında elini gezdirdi, okşadı. Bu anne ve babasından ona kalan tek şeydi.
Anne ve babası dokuz yıl önce dedesinin cenazesi için bir feribotla yolculuk etmişlerdi. Gitmeden önce Bella’yı aile dostları Bay Arthur’a bırakmışlardı ama Bella olacakları hissetmiş ve sürekli ağlamıştı. Anne ve babası onu sakinleştirmek için deniz kabuklu bir parfüm almışlardı. Feribot batmış ve ölmüşlerdi. O günden beri Bella’nın Bay Arthur dışında kimsesi yoktu.
Bella parfüm şişesini komodine koydu ve yataktan kalktı. Dolabını açtı. Karşısında sadece siyah bol bir hırka, sarı papatyalı bir elbise ve okul önlükleri vardı. Bella okul önlüklerini ve hırkayı dolaptan aldı. İlk önce önlüğünü ve önlüğünün üstüne de siyah hırkayı giydi. Yıllardır kullandığı, bazı yerleri yırtılmış, fermuarı ise kopmuş eski püskü çantayı sırtına taktı. Ayaklarını sıkan eski siyah ayakkabıları da giydiğinde hazırdı.
Küçük, tuşlu cep telefonunu cebinden çıkardı ve Bay Arthur’u aradı. "Ben hazırım Arthur Amca" dedi. Bay Arthur "Aşağıdayım" dedi. Bella daireden çıktı ve merdivenlerden indi. Bay Arthur sarı taksi arabasıyla kapıda bekliyordu.
Bella ön kapıyı açtı ve arabaya bindi. "Günaydın Arthur Amca" dedi. Bay Arthur arabayı çalıştırdı ve "Sanada günaydın tatlım" dedi. Bay Arthur arabayı sürmeye başladığında Bella kulaklıklarını taktı ve şarkı dinlemeye başladı.
Okula yaklaştıklarında Bella kulaklarını çıkardı ve Bay Arthur’un omzuna yaslandı. "İyi ki varsın Arthur Amca. Her şey için çok teşekkür ederim" dedi. Bay Arthur okulun önünde durdu ve "Ne demek tatlım. Her zaman yanında olucam" dedi.
Bella ve Bay Arthur’un arasında özel bir bağ vardı. Bella on iki yaşından on sekiz yaşına kadar Bay Arthur’la yaşamıştı. Sonra Bay Arthur taksi şöförlüğünden gelen paraları biriktirmiş ve ona küçük bir daire almıştı.
Araba durduğunda Bella kapıyı açtı ve indi. Tek başına merdivenlerden çıktı ve sınıfına girdi. Her zamanki gibi en arka sıraya oturdu. Kimse onun yanında oturmazdı. Sınıftaki gürültüden az da olsa kurtulmak için okul hırkasının kapüşonunu kapattı ve kafasını kollarının arasına alıp sıranın üstüne yattı.
Ders hâlâ başlamamışken ve Bella neredeyse uykuya dalmak üzereyken sırtında bir şey hissetti. Bir eldi. Nasırlı bir eldi. Telaşlanmıştı. Sınıftan biri olamazdı. Öğretmenler de onunla pek ilgilenmezdi. Kim olabilir diye bir an düşündükten sonra telaşını yenip kafasını kaldırdı. Arkasını döndüğünde nasırlı ellerin sahibinin baygın gözlerle kendisini süzdüğünü gördü.
Not: Merhaba!! Kitap ironi ciddiye alarak okumayın. Arkadaşlarımla okulda şakasına yazıyoduk yayınlamaya karar verdik. Hatta aslında bugün 20. Bölümü yani finali yazdık. Anlayacağınız 20 bölüm sürücek. Bölümler maalesef böyle kısa olucak. Ayrıca Mafyanın Kanatları FC diye bir youtube kanalımız var abone olursanız seviniriz. Okuduğunuz için teşekkürler.



