Evde tektim. Baran, çok önemli bir işi olduğunu söyleyip gitmişti. Cihan ve Zerda da Cihan'ın babasının evine gitmişti. Merak ediyordum; baran'a ne yapmışlardı da baran onlara bu kadar nefret doluydu? Baran hemen nefret besleyen biri değildi, onu tanıyordum. Cihan'a dâhi nefretle bakmıştı. Ayağa kalktım ve evin içinde dolaşmaya başladım.
Yukarıya çıkıp odaları gezmeye başladım. Bütün odaları tek tek gezip karıştırdım. Son odaya geldiğimde kapıya elimi attım, ittirdim ama açılmadı; kilitliydi. Aşağı inip evin hizmetçinin yanına geldim. "Buse abla, yukarıda bir oda kilitli de.... Odanın anahtarı nerede, biliyor musun?" dedim.
Buse abla, "Oraya girmek yasak kızım. Anahtarı da sadece Baran Bey'de var zaten," dedi.
Kafamı tamam anlamında salladım ve en üst katta çıkıp Baran'ın odasına girdim.
çekmecelere tek tek baktım, ardından giyinme odasına yöneldim. Orada bir kasa vardı, belki anahtar onun içindeydi. Kasaya geçtim, şifreleri tek tek denemeye başladım. En son 2002'yi denediğimde kasa açıldı.
Gülümsedim; doğum günümdü.
Kasa açıldığında içinde birkaç belge ve bir anahtar vardı. Anahtarı alıp cebime attım. Arkada mavi renkli bir yüzük kutusu dikkatimi çekti. Açıp baktım; içimde aşık olacağım güzellikte bir yüzük vardı. Masmavi bir taşı vardı, çok güzeldi. Çok beğenmiştim ama kutunun kapağını kapatıp kasaya geri koydum. Kasayı kapatıp ayağa kalktım.
Odanın önüne gelip anahtarı yuvasına yerleştirdim. Çevirdiğimde kapı açıldı. Zafer dolu bir gülümsemeyle odaya girdim. Girdiğim anda ise durdum; bir sürü karton kutu ve tahta sandık vardı. Odanın tamamı kutularla doluydu.
Tahta sandıkları açtığımda gördüklerim beni şaşırtmamıştı: Silahlar. Bütün tahta sandıkların içinde çeşit çeşit silahlar vardı. Tahta kutuları kenara çektim, ardından karton kutuların yanına geldim.
Karton kutuları tek tek açtım; İçerinde eski kitaplar vardı. Bir tanesini açıp baktım, sayfalarını çevirdiğimde altı çizili cümleler gördüm. Hepsi Baran'ındı, çünkü bütün kitapların ilk sayfasında "B.A." harfleri yazılıydı: Baran Karahanlı.
Dikkatimi çeken bir kutu vardı; kapkara bir kutu. Kutuyu kucağıma aldım ve yere bağdaş kurup oturdum. Kutuyu önüme bırakıp açtım. İçinde siyah Kapaklı defterler vardı. Bir tanesi yepyeniydi, diğerleri ise oldukça eski görünüyordu.
Kutunun en altındakini, yani en eskisini alıp açtım. Karşımda düzgün bir yazı vardı. İlk sayfasında şöyle yazıyordu: "Baran Karahanlı, bu deftere yazdıklarımı okuyacağını biliyorum. Bunu yazıyorum çünkü gelecekte sana yapılanlardan tek tek intikam alacaksın."
Kendisine bunu yazmıştı. Diğer sayfaya geçip okumaya başladım.
"Baran Karahanlı,bu anı geçmiş anıdır.
Yavuz Karahanlı beni ve cihan'ı evin arkasına götürdü. Elimize silah verdi ve hedefi vurmamızı istedi. Evet, gerçek silah verdi.... Daha 7 yaşındayız ve silah kullanmayı öğrenmemizi istiyor. Ama biliyorum ki Cihan'ın elindeki oyuncak. Nereden biliyorsun sorma, biliyorum işte.
Zehra Karahanlı ve kız kardeşimiz bizi izliyordu. Zehra Karahanlı cihan'ı, bukre ise bana bakıyordu. Bukre sadece 4 yaşındaydı. Yavuz Karahanlı, karşıdaki şişeleri gösterip vurmamızı istedi. Elimdeki silah ağırdı, yani benimki ağırdı, Cihan'ınki değil. kaldırdık silahı, hedefe doğru tutmaya başladım. O sırada bukre hedeflerin arkasına geçti,ama görmedik onu.
Cihan atış yaptı; elindekinin oyuncak olduğunu anlayınca Yavuz Karahanlı'ya kızdı. Evet, ona kızdı. Cihan'ın yerine ben olsaydım şimdiye kemiklerim kırılmıştı. Cihan birden beni itti, tam atış yapacakken elim kaydı ve kurşun bukre'ye isabet etti.
Evet, kardeşimi öldürdüm. Beni seven tek insanı öldürdüm. İçim nasıl yandı, anlatamam. O anda resmen öldüm. Tepki göstermedim, Yavuz Karahanlı böyle öğretti çünkü. Kafama vura vura beni duygusuz biri yaptı. Ama odaya girince, işte o zaman ağladım. İlk ve son ağlayışımdı bu.
"O günden sonra.... Ben öldüm."
Gözlerimden yaşlar akarken diğer sayfaya çevirip okumaya başladım.
"Baran Karahanlı bugün Yavuz Karahanlı beni öldürene kadar dövdü kemiklerim sızlıyor. Nedeni ise cihan'la oyun oynadım diye evet oyun oynamama bile kızıyordu."
Daha bunun gibi bir sürü sayfa vardı. Hepsini teker teker okudum.
Her birinden yavuz Karahanlı'nin Baran'ı dövdüğü yazıyordu. Fakat dikkatimi çeken bir şey vardı: Hiçbirinde Baran acısından bahsetmemişti.
Sadece olanı yazmıştı.
Sadece yaşananı, biteni....
Hiçbir zaman hislerini, canının yanışını, kızgınlığını anlamamıştı.
Sanki sadece bir başkasının hikâyesini anlatır gibi, duygusuzca, sadece olanı yazmıştı.
2 Defteri okumayı bitirmiştim 3. deftere geçmiştim şimdide.
"Baran, bugün Cihan'ın doğum günü. Hayır, benim değil.... Cihan'ın. Ben doğum günü kutlayamam çünkü büyüğüm ben. Ama bugün kutladım.
yeşil gözlü biri sayesinde.... Tanımıyorum onu. Çalışanlardan birinin kızıydı. Güneş gibi parlayan saçları ve yeşil gözleri vardı.
Adının tam tersiydi; Gündüzdü.
Çok tatlıydı. Çok konuşuyordu. Bugün, İlk defa doğum günümü biri kutladı. Mum üfledim, dilek tuttum. İlk ve son kezdi. Ve tek dileğim, onunla tekrar karşılamaktı.
Beyaz, fırfırlı bir elbise giymişti. Çok yakışmıştı ona. Bu sayfadan mutsuzluk bekleme, çünkü bu sayfa ona ait. İçinde mutsuzluk olmamalı.
Soyadını unuttum. Yoksa buraya yazardım, Unutmamak için. Hayır, ona nefret beslemedim. Bu deftere yazdım çünkü onu unutmamak istedim.
Adı.... çok güzeldi. Adı...."
Devamı yoktu. Yarım kalmıştı. Baran devamını yazmamıştı.
Diğer sayfaya geçtiğimde tek bir cümle vardı: "Diğer sayfa yarım kaldı, çünkü Yavuz Karahanlı geldi dövmek için."
Bütün sayfalarda kan izleri vardı. Sadece o küçük kızdan bahsettiği sayfada yoktu. O sayfa temizdi.... saf, masumdu.
Artık gözlerimden yaşlar akmıyordu. Gözyaşım bitmişti. İçim yanıyordu.
Şimdi anlıyordum. Baran neden onlardan bu kadar nefret ediyordu. Ve cihan'a neden bu kadar öfkeliydi.
Baran bunca şeyi yaşarken, Cihan üç maymunu oynamıştı.
Görmemişti.
Duymamıştı.
Bilmiyordu.
Fark ettiğim bir şey daha vardı; Baran, kendine bile"Baran Karahanlı " diye sesleniyordu defterde. Tıpkı nefret ettiği kişilerde seslendiği gibi. Sadece o küçük kızdan bahsettiği sayfada"Baran" demişti. Sadece o zaman kendisi olmuştu.
Pencereden dışarıya baktığımda gece olmuştu. O sırada yanımdaki telefon çaldı. Ekrana bile bakmadan açıp kulağıma koydum. Baran'dı. "Güzellim, ne yapıyorsun?" dedi. Gülümsedim. "Öyle oturuyorum, sen?" dedim. Sesim ağlamaktaydı. Sabahtan beri gözyaşlarım dinmemişti. Baran'ın sesi bir anda sertleşti. "Niye ağlıyorsun sen?" ne diyecektim ki? senin küçükken yazdığın defterleri okudum mu? Hemen yalana başvurdum. "Ya bir tane film izliyordum. Fazla duygusaldı. Ağlattı beni o yüzden." Baran'ın sesi tekrar yumuşadı. "Yerim seni. Ben bugün eve geç geleceğim, haberin olsun yavrum." Gözlerimi sildim. "Tamam," dedim ve kapattım.
Odayı eski haline geri getirip çıktım. Odadan, kapıyı tekrar kilitledim. Odaya dönüp anahtarı eski yerine koydum. Aşağı indiğimde evde kimse yoktu, Çalışanlarda gitmişti. Mutfağa girip kendime bir sandviç hazırladım ve yemeğe başladım. Aynı zamanda baran'ın yaşadıklarını düşünüyordum. Bunca sevgisizlikten sonra bende Sevgi istiyordu. Ben de ona istediğini veriyordum. Onu seviyordum, bütün kalbimle hem de.
Sandviç bittiğinde kendimi oturma odasındaki koltuğa attım, çok uykum vardı. Televizyon izlerken yavaş yavaş uykuya daldım.
Bir rüyaya gözlerimi açtım, ve evdeydim, büyük bir evde. Yavaşça yürümeye başlamıştım. Nereye gittiğimi bilmeden. Evin salonuna geldiğimde durdum. İçeride Yavuz Karahanlı ve Zehra Karahanlı vardı, koltukta oturmuş karşıdaki televizyondan birşeyler izliyordu. Zehra in kucağındaki Cihan vardı, küçüktü, fotoğrafların görmüştüm. Zehra Karahanlı, Cihan'ın saçlarını okşuyordu. Cihan'da memnuniyetle annesinin göğsüne yaslanmıştı.
Sonra içeri küçük bir çocuk giriyordu, başı eğik. Yürüyüp onlardan uzak bir yere oturdu. Yavuz Karahanlı ise onu görünce kaşlarını çattı, Zehra Karahanlı da aynı şekilde. Cihan, annesinin kucağında inip ikizine doğru koşmuştu. Baran'ın kolundan tuttuğunda Baran yüzünü boruşturdu, canı acıyordu. Cihan fark etmedi, onun oturduğu yerden çekiştirip "Hadi oyun oynayalım," dedi.
Baran ise bir şey demeden Yavuz Karahanlı ya baktı. Yavuz Karahanlı başını salladı, Baran oturduğu yerden kalktı.. Cihan'ın çekiştirmesine uydu ama yüzündeki ifadelerden canını çok acıdığı belliydi. oyun oynadılar beraber. Bir ara baran'ın kazağının kolu yukarı kalktı ve kolundaki morlukları gördüm. İçim yandı. O an fark ettim, ben baran'ın defterde yaşadıklarını görüyordum şu an.
Bütün rüyalarım böyle devam etti. Baran'ın yazdıklarını teker teker gördüm. Hepsinin sonunda Baran, Yavuz Karahanlı dan dayak yiyiyordu. hepsine İçim acıyarak bakıyordum. Babamda beni döverdi ama ara sıra. Tek döverdi. Yavuz Karahanlı ise her gün, istisnasız dövüyordu Baran'ı.
kendimi sıcak bir yerde hissettiğimde rüyalar durdu. Yanağımda da bir sıcaklık hissettim. Gözlerimi biraz aralığımda. Baran'ın kucağında olduğumu gördüm. Gözlerimi kapattım. Baran'a daha fazla sokuldum ve tekrar uykuya daldım.
Bu sefer çok güzel rüyalar gördüm.
Hepsinde Baran vardı ve mutluyduk. Çok mutluyduk hem de.