İçeriğe geç

MAFYANIN ESİRİ

Bölüm 10 · 11 dk okuma

MAFYANIN ESİRİ

Bölüm 10

10 BÖLÜM

20 GÜN SONRA

Sabah yine baran'ın yanında utanmıştım. Artık baran'ın yanında uyumayı alışmıştım buna.... En azından garipsemiyordum. Bende sessizce yataktan kalktım, banyoya girip rutin işlerimi hallettim. Ardından giyinme odasına geçtim.

Ben hâlâ zerda'nın kıyafetlerini giyiyordum. Baran bey sağ olsun, kendi kıyafetlerimi getirmeyi unutmaktan fazlasıyla iyi iş çıkarıyordu. Dolabın kapağını açtığımda bir an duraksadım. Zerda'nın kıyafetlerini bir kez daha giymek istemiyordum. Yeter artık, bunu bugün baran'a söylemeliyim.

Bir eşofman takımı alıp giydim. Rahattı, idare ederdi. Saçlarımı iki yandan örüp bıraktım. Giyinme odasından çıktığımda baran hâlâ uyuyordu. Oysa uykusu normalde çok hafifti, en ufak sesten bile uyandırdı. Ama bu sabah.... Derin bir uykudaydı. Belki de gece geç gelmesindendi. Şirketteki işler bu kadar uzun sürmezdi genelde....

"Her neyse," dedim kendi kendime ve sessizce odadan çıktım.

Aşağı indiğimde çalışanlar kahvaltı masasını hazırlamıştı. Ama içimde en ufak bir iştah yoktu. Yemeğe oturamadım. Bahçeye çıktım.

Hava kapalıydı. Gökyüzü kurşun grisi bir örtü gibi üzerimize serilmişti. Muhtemelen birazdan yağmur yağacaktı.

Tam içimdeki hava gibiydi.... Sessiz, kararsız ve gri.

Yavaşça yürümeye başladığımda bahçedeki köpeğin havlamasını duydum. Sesin geldiği tarafa döndüğümde, köpeğin Yavru bir kediye bağırdığını fark ettim. Baran'ın köpeğiydi. Yavaşça yanlarına yaklaştım ve köpek beni gördü. Kokumu almış olacak ki, bana doğru koşmaya çalıştı ama boynundaki tasma buna izin vermedi. Onun bu hallerine gülerek, köpeğinin yanına gittim. İsmini bilmiyordum, baran daha önce söylemişti ama ben o anı duymamıştım. Yanına geldiğimde köpek, bacaklarıma sürtünerek dikkatimi çekmeye başladı.

Diz çöküp boynuna yaklaştım ve nazikçe sevmeye başladım. Köpek de elimi yalayarak bana cevap verdi. Bu hâline gülüp biraz oynadıktan sonra, havladığı Yavru kediye döndüm. Kedi tatlı tatlı bana bakıyordu. Ona doğru adım attım, elimi uzattım ve kediyi kucağıma aldım.

Tam o sırada köpek, kediyi görünce yeniden havlamaya başladı. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Bakışlarımı görünce, köpek bir anda geri çekildi, kediye geri döndüm. Beyazdı, ancak vücudunda hafif kahverengi noktalar vardı.

Yağmurun damlaları üzerime düşmeye başladığında, gülümsedim. Kucağındaki kediyi daha sıkı sardım, üşümesini istemezdim. Yağmur giderek şiddetlenmeye başladı. O an, kurumalardan biri yaklaşıp, "gece hanım içeriye girin lütfen," dedi. Başımı sallayarak, tamam anlamında bir işaret yaptım.

Ben yağmurun etkisiyle etrafımın havası değişti. Toprak kokusu burnuma geldi, ama ilginç bir şekilde, bu koku bana baran'ın kokusunu hatırlattı. O an, kokunun bana verdiği tek his huzurdu. Başka bir şey hissetmedim. Kucağımda uyuyan kediyi daha fazla üşütmemek için içeri geçtim.

Baran, bahçe kapısında bana bakıyordu. Üzerinde siyah bir tişört ve siyah bir eşofman vardı. Benim üzerimde de siyah bir eşofman takımı vardı. "Bu havada ne yapıyursun sen? Dışarıda hasta olmak mı istiyorsun?"dedi, sesi biraz endişeliydi.

Bende umursamayarak, koltuğa oturdum. Kucağımdaki kedinin uyuduğunu görünce gülümsedim. "Daha yeni çıktım, abartma," dedim, sadece.

Baran, kucağımdaki kediyi göstererek, "onu nereden buldun sen?" Diye sordu. Kediyi biraz daha dikkatle izleyerek,"o değil, ismi tarçın. Düzgün seslen kedime," dedim, sonra ekledim, "senin kopyan olan köpeğin tarçın'a havlıyordu, öyle buldum."

Baran yanıma oturdu ve bana bakarak, "sen bana köpek mi demeye çalıştın?" dedi. Ben ona bakmadan, " Ne haddime baran bey, sen köpekten daha fazlasın, buna emin olabilirsin," dedim.

Baran kaşlarını çattı, ama ben devam ettim, "evde kedi besleyebilir miyim?" Bu evin ona ait olduğunu düşündüm, izin almak gerekirdi.

Baran ayağa kalkıp kahvaltı masasına doğru yöneldi ve baştaki yerine oturdu. "Niye soruyorsun? İstediğin şeyi yap, istersen evi kedi evine dönüştür. Gıkım çıkar mı, sanıyorsun?" dedi. Yüzümde kısa bir tebessüm belirdi ama hemen silip, dikkatim yine tarçın'a döndü.

Korumalardan birine kedi maması alması için rica ettim, o da almak için gitmişti baran'a bakarak, "cihan'la zerda nerede?" diye sordum, masaya otururken.

"Bazı işleri vardı, yurt dışına gittiler erkenden, " dedi. Ben de birşey yemeden, öylece oturdum, kafamda karışık düşüncelerle.

Baran, bana bakmadan, "yemeğini ye," dedi. Arkama yaslanıp, "iştahım yok" dedim. Bu sefer bana bakarak, "ya kendin yersin yada zorla yediririm, yavrum, sen seç," dedi. Hemen doğrulup, birşeyler yemeye başladım. Baran, bu halime kısa bir an güldü, ama sonra ciddileşti.

"Beni ne zaman bırakmayı düşünüyorsun?" diye sordum. O, "hiç bir zaman," diye karşılık verdi. "Baran, ömrümün sonuna kadar burada kalacağımı sanıyorsan yanılıyorsun. Denedim işte, olmuyor. Sevemiyorum seni, neyi anlamak istemiyorsun? Hem ben başkasına aşık...." Daha sözümü bitirmeden, elini sertçe masaya vurdu. Korkuyla geriye çekilmeye çalıştım. "Gece, sus" dedi. Masadan kalktım.

"Neyine susayım, baran? Sevemiyorum işte seni, sevmiyorum. Unutamıyorum aşık olduğum adamı. Bırak artık, beni bırak!" dedim. Oda masadan kalkıp, üzerime yürüdü. "Bırakmıyorum lan! İstediğin şeyi yap, istediğin kadar kaç, istediğin kadar aşkından bahset, ben seni bırakmıyorum, anladın mı,bence anladın?" dedi ve arkasını dönüp, evden çıktı.

İLAHİ BAKIŞ AÇISI

Baran arabaya binip hızla uzaklaştı evden. Onu duymak istemiyordu artık. Gece'nin her nefret dolu cümlesi, her"seni sevmiyorum " deyişi bir kulağına girip ötekinden çıkıyordu. Umrunda değildi. Ama.... "Başkasına aşığım " demesi işte o yüreğine saplanan bir hançer gibiydi. Herkesin kaldırabileceği acılar vardı;; terk edilmek, unutulmak, hatta sevilmemek bile. Ama sevdiği kadının dudaklarından başka bir adamın adını duymak, işte bu onun kaldıramadığı tek şeydi.

Baran'ın gözleri yolun ilerisine odaklıydı ama aklı çoktan geçmişte, gece'nin o sözlerinde takılı kalmıştı. Ne kadar hızlı giderse gitsin, ondan kaçmıyordu.

Kim isterdi ki sevdiği kadının ağzından bir başkasının, hem de ona aşık olduğunu duymayı? Kim dayanabilirdi buna?

Baran da dayanamıyordu. Ne kadar inkar etse de, kafasında gece'nin sözleri yankılanıp duruyordu. Kafasının içinde, kalbinin tam ortasında çivilenmişti o cümle. Ve ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, o kelimeler peşini bırakmıyordu. Çünkü bazı sözler, bir kez duyulduğunda, insanın içine gömülür ve asla susmazdı.

Direksiyonu sıktı öfkeyle. Gece'nin sesi kulaklarında çınlıyordu: "baran, sevemiyorum işte seni.... Ben başkasına aşığım...." Bu cümle, içini kemiren bir yara gibi her saniye biraz daha büyüyordu içinde. Hızı arttıkça kalbindeki öfke de artıyordu. Camdan dışarı baksa da gözleri hiç bir şeyi net göremiyordu. Tek net olan şey, o cümleydi.

Kimdi o adam? Hâlâ neden onun adını bile duymadım? Ne kadar zaman geçmişti? Ben buraya her anını korumaya çalışırken, o başka birini sevmişti....

Baran, bir sokağın kenarına çekip frenle arabayı durdurdu. Elini alnına dayadı. Kalbi sıkışıyordu. Kızgındı.... Hem de çok. Ama gece'nin sesi, gözleri, o sabah kucağında kediyle otururken hali.... İçinden söküp atamıyordu onu.

"Ben seni bırakamıyorum, anladın bence," demişti. Şimdi o sözün altında kendisi eziliyordu.

Yutkundu. Elini direksiyonda çekip telefonuna uzandı ama numarasını aramadı. Sadece ekranına baktı uzun uzun. Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Gecesiz bir hayat, karanlığına ta kendisiydi. Ama o karanlık şimdi baran'ın içini bile göremediği bir dipsiz kuyuya dönüşmüştü.

Arabayı tekrar çalıştırıp hızla yola koyuldu. Aydınlık sokakları geçerken içi kapkaranlıktı, sonunda kendisine ait olan barın önünde durdu. Arabadan indiği anda bir koruma yanına geldi, anahtarı alıp aracı Park etmek için uzaklaştı. Baran hiçbir şey söylemeden mekâna adım attı.

İçeri girer girmez ortamın havası değişti. Herkesin bakışları ona dönmüştü. Şaşkındılar. Çünkü baran son 3 yıldır bu bara neredeyse hiç uğraşmıştı.

Baran sessizce ilerledi ve her zamanki köşe sandalyesine oturdu. Garsona göz ucuyla baktı, o da hiç tereddüt etmeden baran'ın her zaman içtiği şeyi hazırlamaya koyuldu.

Baran ise arkasına yaslayarak gözlerini kapattı. Kafasındaki sesleri susturmanın, gece'nin sözlerini boğmanın tek yolu buydu; alkol.

Bir kadeh, sonra bir tane daha.... Her yudumda geçmiş biraz daha bulanıklaşıyor, gerçek biraz daha acıtıyordu. Ama acının bile bir dozunu vardı. Ve baran, sınırına yaklaşmıştı.

Çalan şarkıya daldı bir an.

"Ah,dertlerimin yaralı yüreğimin sarhoş gecelerin sebebi sensin"

Ne kadar da onu anlatıyordu çalan şarkı; her noktasında biraz daha gece'yi, biraz daha kendi kırıklığını buluyordu. Dalgın bakışlarını bardağına dikmişti ki yanindaki sandalye çekildi. İstemsizce başını çevirdi.

Karşısına oturan kadını gördü. Sarı saçları bariz şekilde boyalıydı, gözleri ise doğal olmayacak kadar parlak yeşildi. Muhtemelen lensti, bir bakışta her şey sahteydi üzerinde; gülümsemesi, duruşu, ilgisi....

Baran o kadınla ilgilenmedi bile. Gözlerini yeniden önüne çevirdi, içkisini yudumladı. Kadın da oradaydı ama onun aklında hâlâ gece vardı. Gözlerinin mavisinde kaybolduğu, gülüşünde huzur bulduğu, ofkesinde şuan bile özlediği o kız.... Her şeyini, her anını düşündüğü tek kişiydi gece. Ve ne yaparsa yapsın, ondan başkasını görecek gibi de durmuyordu.

Kolunda bir el dokunduğunda başını çevirdi ve çakma sarışındı. Gözlerinde tanıdık bir ilgi, dudaklarımda yapmacık bir gülümseme. Baran kolunu hızla çekti, ona sadece gece dokunabilirdi. Ama kadın vazgeçmeyecek gibiydi, daha da yaklaştı, tenine sırnaşarak dokundu.

Baran önce sessiz kaldı, ama içinde büyüyen bir öfke gözlerine yansımıştı. Kadın başını eğip dudaklarını ısırarak, "Bugünü bana ayırmak ister misin?" diye sorduğunda baran bir anda irkildi. Kollarında elleri öfkeyle söktü, Sanki o dokunuş kirletmişti tenini.

"Siktir git," dedi buz gibi bir sesle. Ama kadın hâlâ umudunu yitirmemişti, tekrar uzandı, yine koluna dokundu. "Benim gibi bir kadın ayaklarına kadar geliyor, sen geri çeviriyorsun," dedi alçak bir sesle.

Baran'ın gözleri karardı. Sözleri bıçak gibiydi: "adın gece değilse, sarı saçlara sahip değilsen, o Okyanus gözlere bakmıyorsan.... Siktir git. Bana sadece o dokunabilir."

Kadın bu kez duraksadı. Yüzünde şaşkınlıkla harmanlanmıştı bir mahcubiyet belirdi. Baran'a bir kez daha baktı, sonra sesizce yanından kalkıp uzaklaştı. Baran ise sadece yere bakıyordu. Gece'den başka kimseye ait değildi.

Yanındaki sandalye bir kez daha çekildiğinde baran, bardağındaki alkolü yudumlamaya devam etti. Bu sefer gelenin kim olduğunu tahmin etmek zor olmadı. Yanındaki beden tanıdıktı. Çocukluk arkadaşı Boran'dı. Onu burada görmesine şaşırmadı. Zaten baran nereye gitse, Turan bir şekilde peşinden gelirdi. Hatta evleri bile karşı karşıyaydı, kaçacak yer yoktu.

Boran, bara yaslanıp bir alkol istedi. Sonra dönüp göz ucuyla barana baktı.

"Bu sefer niye yolladın kadını?" Dedi kayıtsız ama meraklı bir ses tonuyla. Baran'ın yanında yıllardır bir kadın görmemiştir. Arada sırada gelenler olurdu, ama baran her seferinde bir bahane bulur, onları uzaklaştırırdı.

Ayaz cevap vermedi önce. Bardağındaki son damlayı da içtikten sonra bardağa bakmaya devam etti, Sanki cevap oradaydı.

"Çünkü gece değil," dedi sonunda, boğuk ve soğuk bir sesle. Boran başını salladı, hiç bir şey söylemedi. Zaten anlayacak kadar uzun zamandır onunlaydı. Baran'ın dünyasından başka kimseye yer yoktu. Sadece bir kisiye.... O da artık onun olmamak için direniyordu.

"Vay be," dedi boran, dudaklarında hafif bir sırıtışla. "Koskoca baran'ı kendine aşık eden biri çıktı sonunda ha? Hadi anlat bakalım, nasıl kaptırdın gönlünü bu kıza?" Sesi alaycıyla, ama içinde gerçek bir merak da vardı.

Baran'ın gözleri bardağın camından donup kalmıştı. İçindeki yangın, dışarıdan bakıldığında sadece durgun bir suskunluk gibi görünüyordu. Ama o suskunluk, içten içe bağırıyordu.

"Boran...." dedi dişlerini sıkarak, "susacaksan dur, susmayacaksan siktir git."

Bu cümlede ne öfke vardı ne de tehdit vardı, sadece yurgunluk.... Yürek yorgunluğu. Şanki içindeki fırtınaya kimse ortak olmuyordu. Anlamıyorlardı. Herkes konuşuyordu ama kimse dinlemiyordu.

Boran'ın sırıtan yüzü ciddileşti. Sessizlik çöktü aralarına. Baran içini çeke çeke derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı, başını geriye yasladı. O an, kalbindeki yükün ağırlığı bar taburesinden bile hissediliyordu.

"N'oldu, anlat," dedi boran, bu sefer sesi daha yumuşaktı. Sessizliği böldü ama baran'ın içindeki fırtınayı dindirmeye yetmedi. Baran gözlerini bardaktaki yarım Kalan içkiye dikti, içli bir nefes verdi.

"Başkasına aşık...." diye fısıldadı, ama sesi öyle karanlık, öyle kırılmıştı ki Sanki içinden bir şeyler kopmuştu.

Gece'nin sözleri hâlâ kulağındaydı. "Başkasına aşığım" deyişi.... Tüylerini ürperten o tanıdık ses, şimdi bıçak gibi kulaklarında çınlıyordu.

Sesinden hâlâ memnundu. Duymayı seviyordu. Ama bu sefer o ses zehir gibiydi. O cümle.... Lan nasıl bir cümleydi o? Başkasını seviyordu. Gerçekten başkasını....

İçinden yanardağlar partlıyordu ama dışı buz gibi duruyordu. Dudağı titremedi, gözünden yaş akmadı. Sadece sustu. Çünkü ne yapacağını bilmiyordu.

İlk defa.... Baran Karahanlı hiçbir şey yapamıyordu.

"Cihanı ara, benim eve gidelim. Bar köşelerinde olmaz bu iş, sarhoş halini çekemem ben. Hadi kalk," dedi boran kararlı bir sesle.

Baran gözlerini bardaktan kaldırmadan yanıtladı: "cihan gitti."

Boran kaşlarını çattı, durdu bir an. "Nereye gitti?"

"Yurt dışına. İşleri vardı.... zerda'yı da alıp gitti." dedi baran, sonra bardağındaki içkiyi tek yudumda kafasına dikti. Bu, yedinci bardaktı. Garsona sadece bir bakış attı. O da hiç soru sormadan yeni bir şişe açtı ve bardağını doldurdu.

Baran ellerini bardağın etrafında birleştirdi, başını öne eğdi. Nefesi ağırdı. İçindeki fırtına alkolle diner sanmıştı ama her yudumda daha çok hatırlıyordu onu.

Niye gitmiyordu sesi kullarından? Niye hâlâ gözünün önünde? Ve en çok da.... Niye vazgeçemiyordu bu kadından?

Sanki gece bir gölge gibi dolanıyordu ruhunun çevresinde. Her cümlesi, her bakışı, her susuşu zehir gibi akıyordu damarlarından.

Boran usulca,"bu böyle olmaz baran. Kendini böyle tüketme," dedi ama baran'ın tek yaptığı şey bir sigara yakmak oldu. Bakışları boşlukta, kalbi darmadağındı.

Telefonu çaldığında baran bir anlık panikle irkildi. Arayan, evdeki korumalardan biriydi. Gece'ye bir şey mi olmuştu? Kalbi yerinden fırlayacak gibi hızla çarparken telefonu açıp sert bir tonla sordu: "Ne oldu?" Ama karşıdan gelen ses, baran'ın kalbini en derininden titreten sesti. "Şey.... Baran, Bir şey isteyebilir miyim?" O sabah gözlerini kırpmadan nefret kusan kadın gitmişti. Şimdi sesi öyle yumuşak, öyle utangaç çıkıyordu ki baran bir an sersemledi. O sertlikten eser yoktu. "Dışarı çıkabilir miyim? Kendime kıyafet almam lazım...." Baran bir an durdu. Aynı kadın mıydı bu? Sabah kalbini paramparça eden gece'nin ta kendisi miydi? Boğazını temizleyip daha da yumuşak bir sesle konuştu:"çık tâbi, yavrum. Korumalardan birkaçını yanına al ama l. Kartımı odada, dolabın üstünde. Oradan alırsın."

Boran, olan biteni şaşkınlıkla izliyordu. Az önce kalbi paramparça, gözleri dolu dolu olan adam gitmiş; yerine yumuşacık konuşan, sevgiyle dolu biri gelmişti. Kaşlarını kaldırarak ayaz'a baktı. Gece utana sıkıla bir cevap verdi: "kendi paramla alacağım ben." Baran ise anında karşılık verdi, hafif sinirli ama bir o kadar da sevgi doluydu: " gece yorma beni güzellim. Hadi, uzatma." O an boran dayanamayıp telefonu baran'ın elinden kaptı ve kendi kulağına götürdü: "yenge, sen ne yaptın lan bu adama?" Gece'nin sesi bir anda eski haline döndü. Sert ve netti: "sen kimsin?" Baran'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. İşte bu, onun tanıdığı gece'ydi. Ateş gibi, inatçı, dik duran.... Ve baran, o ateşte bile yanmaya razıydı.

"Senin uğruna kendini bar köşelerine atan, aşkın ızdırabını bana çektiren, aşk acısından ölen adamın çocukluk arkadaşıyım ben. Diğer taraftan da karşı komşunuzum, yenge. Ha bu arada, üzme şu adamı artık. Bak çocukluğumuzdan beri tanıyorum, yanına bu zamana kadar bir kadın bile yaklaştırmamış adamı bu hale getirdin yaa.... Helel olsun sana! Bundan daha üstün bir başarı sergileyemezdin." Dedi boran.

Gece ise hiç bir şey demedi. Sessizce telefonu kapattı, bir kelime bile etmeden.

Boran, elindeki telefonu baran'ın önüne fırlattı. "Ulan sen bu kadına nasıl dayanıyorsun? Ateş lan bu! Yakıyor. Kül ediyor!"diye bağırdı.

Ayaz ise sadece sustu. Gözleri boşluğa bakıyordu. Boranın sorusuna verecek bir cevabı yoktu. Çünkü gerçekten bilmiyordu.... Sadece gece'yi seviyordu. Mantığı değil, kalbiyle.

Bölüm sonu

1 yorum