İçeriğe geç

Mafyanın Ay Işığı

Bölüm 30 · 9 dk okuma

Mafyanın Ay Işığı

Bölüm 30

Haykırış

Kamer’den Sabah güne erken başlamak artık bir rutinimiz olmuştu. Evleneli 10 gün olmuştu. Hala bir hayalin içindeymişim gibi hissediyordum. Bazen canım sıkılıyordu. Şu Sena olayını artık anlatmam gerektiğini düşündüm. Ama karan’a nerden başlayacağımı nasıl Sena ya zarar vermeden uzaklaştıracağını kestiremiyordu. Belki yanlıştı ama artık bunu yapmalıydı. Evimde kocama aşık bir kadın ve belki de hain vardı. Bu zamana kadar susmamın sebebi Sena’ya şans vermemdi. Ama o beni dinlemiyordu. Artık zamanı gelmişti. Giyinme odasında giderken bu düşündüklerim aklım ve kalbim arasında hala gidip geliyordu. Giyinme odasına girdiğimde Karan her zamanki gibi siyah saçları ıslak, jilet gibi ütülenmiş takımını giyiniyordu. Yandan bir bakış atıp dudağının köşesi kıvrıldı. Kocamı izlediğim doğruydu. Çok yakışıklı vücudu adete ateş ediyordu. uzun boyu sayamadığım kadar kasları, kavruk esmersi teni beni adete mest ediyordu. Karanı izlemeye o kadar dalmıştım. Yanıma bir anda gelip beni duvara yasladı. Bu hareketleri hoyratçaydı ama buna karşı koyamıyor oldukça hoşuma gidiyordu. “Kamer” dedi. Hala üzerimdeki etkisi geçmediği için “hııı” diye bir ses çıkarttım. Karan gülüp “Çok mu beğendin” dedi. Kafamı evet anlamında sallayıp “hıhııı” dedim. Karanın gülüşü büyüdü. Elinin birini iki ellerimi kavrayıp başımın üzerinde tuttu. Dİğer elini belime koydu. Nefes alışım hızlandığında hiç bişey düşünemiyordum artık. Kafasını biraz daha bana yaklaştırdı. Nefesini dudaklarımda hissediyordum. Bir milimlik aramızdaki mesafesi kapatıp. Küçük masum bir öpücük kondurup geri çekildi. Buna pek sıcak bakmadım ama işi gereği gitmesi gerektiği için birşey de diyemedim. “Yavrum erken gelirim” dedi. Onunla böyle az öz konuşmak bile bana yetiyordu. Karan a olan sevgim her gün baş döndürücü büyüklükte artıyordu. “Tamam” dediğimde ellerini çekti üzerimden. Hala giyinme odasında hazırlıklarına devam ederken sıkıntılı halimi gördü. Merakla yanıma gelip “sorun ne” diye sordu. Nasıl diyeceğimi bilmediğim için dudaklarımı dişledim. Karan bu hareketimi yanlış anladığı için. Güldü. “Yavrum” dedi. Yanıma gelip alnımı öptü. O an içim daha çok ısındı. Elini çeneme koyup hafif başımı kaldırdı. “Gece geç kalmam” dedi. Hınzır bir bakışla. Bu dediğine şok olmuştum. Bu yüzden değildi. Hemen nasıl yanlışa çekiyordu bu adam aklım almıyordu. Stresten panik bir halde biraz da utangaçlığın verdiği duygu karmaşasından ötürü hemen “hayır ya” dedim. “Onu sorun etmiyorum, b-ben başka birşey demek için. Yani benim sana anlatmam gereken birşey var Karan daha doğrusu bilmen gereken bir şey var “ dedim bir çırpıda. Nefessiz kurduğum cümle de ne kadar saçmaladım ben bile bilmiyordum şuan. Karan kaşlarını çattı bir an “ne gibi” dedi. Başımı önce eğip “Sena” dedim. Karana bakmıyordum. Karan tekrardan çenemi tutup başımı kaldırdı. “Ne olmuş Ona” diyen sesi oldukça agrasif çıkıyordu artık. Sıkıntılı bir ses verdim. Nasıl diyecektim ki şimdi bunu ben “sana aşık” dedim. Karan hiç şaşırmamış oldukça rahat bir şekilde karşımda duruyordu. Onun bu tutumuna ben şaşırmıştım. Gözlerimi gözlerine diktim. Biliyordu. “Sen” dedim. Sert birşekilde yutkundum “biliyor muydun?” Dedim. Kafasını ağır ağır salladı. Bu sefer sinirlenen ben olmuştum. Bunu bilmesine rağmen hala neden buradaydı. Sinirden kıpkırmızı olmuştum. “Ve bunu bile bile hala burda mı tutuyorsun Karan bey” dedim. Sinirlendiğim için sesim fazla yüksek çıkmış olmalı ki Karan karşımda afalladı. Çenemi tutmak istedim ama karşımdaki rahat adamın halinden tutamayıp “Ohh ne ala paşamıza bak. Bir aşığı bir de karısı….. utanmadan bildiği söylüyorsun. Karan sana pes doğrusu. Hoşuna mı gidiyor yoksa bu durum” dedim. Kelimelerimi sinirden seçemiyordum. Öfkem büyüdükçe büyüyordu. Karan hala gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Cevap vermeye bile tenezzül etmememişti beyefendi. Kapı dan çıkacakken kolumdan tuttu. Naif sesiyle “kamer” dedi. Kolumu bıraksın diye çekirtiştirdim. Dinlemek istemiyordum şuan. Ona bakmıyor kapıya bakıyordum. “Bırak” dedim. Kafasını biraz eğip yüzümün yan tarafına getirdi “beni dinle” dedi emrivaki bir şekilde. “Hayır” dedim. göğsümü şişirip sert bir nefes verdim. Karan hala sakindi bu sakinliği yüzünden şuan onu öldürebilirdim. Önüme çekip ellerini kollarımın yanına getirip sıvazladı. “Herşeyi biliyorum” dedi. Hala kızgın olduğum için herşeyden kastı neydi diye bir an düşündüm. Aklıma gelenle “nasıl yani” dedim. “Sizi konuşurken duydum” dedi. Yüzümdeki sinirim hafif hafif dağılmaya başlamıştı. Ama hala neden burda tutuyordu. Karan hainlere acımayan bir adamdı. Ya öldürür ya da öldürmekten beter ederdi. “Neden göndermedin o zaman” dedim. Kafasını omzuna doğru yasladı. Yumuşak bir tutumla “zamanını bekle güzelim” dedi. “Ne demek şimdi bu” dedim. Yoksa onu öldürecekmiydi. Gözlerim irileşti. Karan düşüncemi anlayınca “onu ben öldürmeyecem” dedi. “ bu da ne demek şimdi” dedim. Tekrar sinirlenerek “ya karan adam akıllı konuşur musun benimle. Bilmece gibi konuşuyoruz vallahi ben birşey anlamıyorum” dedim. Karan kendini tutamayıp güldü. “Komik mi” dedim. Hala gerginliğim geçmemişti. Karanın gülüşü durdu. Gözlerini tekrar gözlerime kenetledi. Gözlerinde şuangördüğüm adamdan farklı biri gibi vardı sanki. Acımasız gibi bakıyordu. Nefesini verip “Kamer ben adımımı 2 kere değil 5 kere denetleyip atarım. Sena’nın hain olduğunu siz konuştuğunuz o günden beri araştırıp öğrendim.” Sinir artık ona yüklenmiş gibi “seni Güvene verdiğini. Kısaca herşeyi” dedi. Bir an duraksayıp devam etti. “Bende ona göre oyun oynuyorum güzelim” dedi. Tam birşey soracaktım ki dudaklarını dudaklarıma bastırıp. “Sen bunları düşünme, ben gereken herşeyi halledeceğim.” Dedi. Ne kadar sorarsam sorayım anlatmayacağını bildiğim için. Kafamı sallamakta yetindim. Nasıl bir oyundan bahsediyordu diye düşünmeden edemiyordum. Ama Karanın bir bildiği vardır diye sustum. ….. Kahvaltıdan sonra Karanı göndermek için kapıya doğru ilerliyorduk. Karanın bir eli belimdeydi, aynı şekilde bende bir eline atmıştı. Bir anlık gözlerim karana döndü hala bu mutluluğa inanamıyordum. Ömrü hayatım da hep acı çeken ben son 1 2 aydır Karan sayesinde yeniden aydınlatmıştım. Kendimi daha parlak hissediyordum. Karan da başını eğip bana baktı hafif gülünce kıkırdadım. Onu ben izlememi seviyor gibiydi bide yakalanmadan yapmayı başarsam daha iyi olacaktı. “Güzelim evden dışarı çıkmak yok” her günkü yaptığı konuşmayı yeniden yapmaya başlamışken, “Biliyorum canım” dedim bezgin bir edayla. Her gün aynı uyarı hatta ve hatta günde kaç kere aradığını sayamıyordum bile. Böylesine üzerime düşkünlüğü beni cezbetse de bunun bozulmasından o kadar korkuyordum ki. Yüzüm bir anda düşünce Karan bana bakarken kaşlarını çattı. Sonra bir kaşını havaya kaldırıp ne oldu diyen bakışını attı. Birşeyim yok desem irdeleyecekti buna eminden. “Karan” dedim. Biraz çekingen tavırla “çok korkuyorum” dedim. Karanın belimdeki eli bir an da bırakıp önümde durdu. Bu sefer ellerini kollarıma koyup “neden güzelim” dedi. Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla onunla olmaktan korktuğumu düşündü. “BU hayattan mı korkuyorsun” diyince yüzün seğirdi adete. Yine yanlış anlamıştı. “Hayır” dedim. Tekrar soru sormaya yeltenmeden “Bu mutluluğun bir gün bozulmasından korkuyorum” dedim. “O kadar mutluyum ki, ama benim mutluluklarım pek uzun sürmüyor” dedim. Karanın gözlerinde anlamlandıramadığım bir duygu geçti. Bu da neyin nesiydi. İfadesi oldukça katı ve düzdü. O duygular bir an gitmişti sanki. Hemen kendine çeki düzen verdi. “Korkma yavrum, ben senin hep yanındayım” dedi. Karan da anlamlandıramadığım bir belirsizlik sezdim. İlk defa böyle hissetmem beni daha çok gerdi. Ama bu puslu havayı dağıtmak istedim onun bana zarar vereceğini asla düşünmüyordum. İkimizde birbirimizi seviyorduk. Hemen ellerimi belinde birleştirip sarıldım. “Beni hiç bırakma Karan. Seni o kadar çok seviyorum ki. Hiçkimseden değil ama senden gelecek darbeyi kaldıramam”dedim. Neden bu kadar gerildiğimi bende bilmiyorken kelimeler ağzımdan kendiliğinden çıktı. Onu kaybetme korkusuydu belki de. Karana dediğim kelimelerden sonra adeta kaskatı kesildi. Elleri iki yanında durup bana sarılmıyordu bile. Kafamı kaldırıp ona bakınca, kendi de kafasını eğdi. Neyi bu kadar düşünüyordu anlamıyorum. Hemen daha deminki gibi kendine gelip kollarını doladı bana. “Seni asla hayal kırıklığına uğratmam Kamer” dedi. Bu sözler beni rahatlatmıştı. O sözünün eri bir adamdı. Ona güveniyordum. Gülümserken geri çekildim. Karanı öptüm. Karan arabasına doğru ilerlerken Duha’nın “abi” diyen. Sesini duydum. Karan da bende Duha’ya doğru bakıyorduk. Büyük çelik kapının ordan malikaneye doğru yürüyordu. Karanın yanına gidip kulağına doğru bir şey söyledi. Merakımdan içeri giremediğim için onları izliyordum ama ne konuştuklarını duymamıştım. Karanın yüzündeki sertlik burdan o kadar belli oluyordu ki adete gözlerinden alev çıktı. Sonra kafasını bana doğru çevirdi. Neler oluyordu. Benimle ilgilimi bir sorun vardı diye düşünmeden edemedim. Karan baş işaretiyle Duha’ya git yaptı. Sonra tekrar adımlarını bana doğru attı. Bir anda heyecanlanıp “ne oldu” dedim. “Kötü birşey mi var” “karan bir cevap ver lütfen” dedim. Karan derin bir nefes alıp “kamer baban burda” dedi. Babam mı???? Gözlerim bir anda doldu. Niye gelmişti ki şimdi. Hayatımı cehenneme çeviren bir adam şimdi kızını sormaya mi gelmişti. Gözlerimdeki yaşlar benden habersiz akın ederken Karan kolunu uzatıp göz yaşlarımı sildi. “Şşt” dedi. Ağlamamı istemiyordu. Duha çok geçmeden babamla birlikte karşımda duruyordu. Bende karanın kollarının altında. Yutkundum Aylar olmuştu nerdeyse babamı görmemiştim. Yüzündeki sahte hüznü anlamayacak kadar salak değildim. Gözleri malikaneyi süzünce neden burda olduğunu anladım. Para için…..!!! Titrek bir şekilde nefesimi verdim. Karşısında artık o ezikleyecek kızı yoktu. Çenemi dikleştirip bir adım attım. “Neden geldin” diye sordum. Babam “kızım beni affet” diye ağlamaya başladı. Bu nasıl bir rol yapmaktı gerçekten inanılır gibi değildi. Babamı tanımasam gerçek zannedecektim. “Seni Allah affetsin ben affetmem baba” dedim. Baba kelimesini bastıra bastıra söyledim. Duha benden gözlerini çekip arkama doğru yani Karana baktı. Omzumun üzerinden Karana bakınca bakışlarını bana çevirdi. Yüzü sinirlen kıpkırmızı olmuştu. Neydi Karanı bu kadar sinirlendiren. Ona herşeyi anlattığım için bana yaptıklarından ötürü bu öfkesi diye düşündüm. Ama umarım onu öldürmezdi. Ölsün istemezdim ama bana da yaklaşmasını istemiyordum. Babamın ağlayan hıçkırıkları adete can alıcı gibiydi. Dışarıdan biri görse beni zalim bir kız çocuğu olarak adlandırabilirdi. Dizlerinden derman kalmamış gibi dizlerinin üzerine çöktü babam. “Kamer, kızım” dedi. Bakışlarını bana çevirip “Ne olur bilemedim” diye feryat etti nerdeyse. Boğazım düğümlendi. Dudaklarımı birbirine bastırıp “git burdan bir daha da gelme. Benim babam öldü. Bir toprağı bile yok ama öldü. Seni toprak bile kabul etmeyecek” dedim. Babamla konuşacak birşeyim yoktu. Herşeyi bitirmişti bende. Duha babamın kolunu tutup kaldırdı. Babam Duha’nın elinden kurtulmak ister gibi öne atıldı. Bende bir adım geri. Karan tek kelime laf etmemişti. Benim hesaplaşmamı istiyordu sanki. Ama bir adım geri atınca babamdan korktuğumu bildiği için çekip önümde durdu. DUhaya “gönder bu piçi” dedi. Sesi öyle bir çıkmıştı ki bu donuk sert sesinden ürkmüştüm. Çırpınan babam hala “Kamer ne olur” diye yalvarıyordu. Gözlerimden gene yaş akmaya başlamıştı. Karan bunu görünce yutkundu “ağlamanı istemiyorum “ dedi. “O” dedim. Sustum. Ne hakla gelebilirdi. Sırf para için gelmişti. Benim için gelmemesi o kadar canımı yakıyordu ki. Bu ateş ne zaman sönecek bilmiyordum. “Biliyorum” dedi. Karanla bir insan konuşmadan da anlaşabilirdi. Bu huyu bazen sinir bozucu olsa şuan tek kelime edemediğim için beni anlamasın çok iyi gelmişti. Bana kollarını sardığı an bir silah sesi patladı. Korkudan çığlık atmıştım. Karan hemen beni göğsüne çekip kalkan oldu bana bütün korumalar koşuşturup önümüzde etten duvar ördüler. Karan beni içeri geçirecekken Duha’nın bağırmasını duydum. “Abi bu piçi vurdular” dedi. Beynimdeki uğultular yükseldi. Babam mı vurulmuştu yani. Gözlerimi karana dikmiştim. O yapmamış olsun diye dua ediyordum. Karan Gözlerimdeki kederi anlayınca kafasını iki yana salladı. Ben değilim der gibiydi. Duha’nın nefes nefese “ambulansı arayın lan” diyen sesini bir kez daha işittim. Ama ne tepki vereceğimi bilmez bir haldeydim. Karan bana sarılmış ikimizde birbirimize bakıyorduk. aklım başıma geldiği an “baba” diye fısıldadım. Daha demin dediklerim sözler kafamın içinde geziniyordu sanki. Benim babam öldü. Seni toprak bile kabul etmeyecek. Bir anda başım döndü. Yerimde sendelendim. Karan beni daha sıkı tuttu. Kollarından çıkıp kapıya doğru koşmaya başladım. Büyük kapının önünde babamın kanlar içinde yerde yattığı gördüğüm an beynimden vurulmuşa döndüm. Arkamda birini hissettim ama kim olduğuna bakmayacak kadar kendimden geçiyordum. Dizimin bağları çözüldü. Yere çökerken yine “baba” diye fısıldadım. Gözlerimdeki yaşlar yanaklarıma akın ediyordu. Şuurum gittikçe beden ayrılıyormuş gibi hissediyordum. Babama bir kez daha baktığım an “BABA!!!!!!” Diye avazım çıktığı kadar hatta yeri göğü inletecek kadar haykırdığımı biliyordum. Sonrası karanlık beni içine hapsetmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.