Şehrin en güçlü mafya ailesinin başında Kaan vardı. Soğukkanlı, sert ve herkesin çekindiği bir mafya başkanıydı. Ekibinin bulunduğu büyük konağın etrafında sürekli adamları nöbet tutardı.
Kaan’ın en büyük düşmanı ise karşı taraftaki mafyanın başkanı Rauftu. İki taraf yıllardır birbirleriyle savaş hâlindeydi.
Bir akşam Kaan’ın adamlarından biri ağır şekilde yaralanınca acil olarak sağlıkçı aranmaya başlandı.
O sırada konağın kapısından genç bir kız girdi.
Adı Sedefti.
Sedef doğuştan parlak turuncu saçlara ve dikkat çekici mavi gözlere sahipti. Üzerinde sağlıkçı kıyafetleri vardı ve elinde küçük bir çantayla içeri girdi.
Kaan ona şüpheyle baktı.
“Sen sağlıkçı mısın?”
Sedef başını salladı.
“Evet.”
Kaan:
“Burada ne işin var?”
Sedef sakince:
“Yaralı adamınızı iyileştirmeye geldim. Yoksa çay içmeye gelmedim.”
Odada kısa bir sessizlik oldu.
Kaan’ın adamlarından biri gülmemek için kafasını çevirdi.
Kaan kaşlarını çattı.
“Burada herkes benden korkar.”
Sedef omuz silkti.
“Ben sağlıkçıyım. Korkarsanız tansiyonunuz çıkar, ben de onunla uğraşırım.”
Kaan ilk kez ne diyeceğini bilemedi.
Sedef yaralı adamın yanına gidip işine başladı.
Fakat Sedef’in konağa geldiği haber kısa sürede karşı mafyaya ulaştı.
Rauf, masadaki fotoğrafa baktı.
Fotoğrafta Sedef vardı.
Turuncu saçları ve mavi gözleri hemen dikkatini çekmişti.
Rauf fotoğrafı eline aldı.
“Bu kız kim?”
Adamlarından biri:
“Kaan’ın ekibinde sağlıkçı olarak çalışmaya başlamış.”
Rauf birkaç saniye sessiz kaldı.
“Demek Kaan’ın yanında…”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“İlginç.”
Ama Rauf’un ilgisini çeken şey sadece Sedef’in görünüşü değildi.
Sedef’in kim olduğunu ve neden Kaan’ın ekibine geldiğini öğrenmek istiyordu.
Kaan ise karşı tarafın Sedef’i fark ettiğinden henüz habersizdi.
Ve iki mafya arasındaki savaşın ortasında, hiç beklemediği bir kişi artık oyunun içine girmişti:
