Sabah uyanmış telefonumla ilgileniyordum, o sırada odamın kapısı çalınmadan pat diye açıldı baktığımda gelen babamdı. Babam “Ne yapıyorsun lan. Boş boş oturmada evi temizle yoksa yapmazsan bacaklarını kırarım!” dedi ve gitti. İçimden söylene söylene temizlik yapmaya başladım fakat babam ben temizledikçe kirletiyordu. Sabır çekerek işime devam ettim, bir süre sonra içki istemişti babam istediği içkiyi bardağa koyup önüne koyduktan sonra haber verip evden işe gitmek için hazırlanıp evden çıktım. Çalıştığım kafeye varıp önlüğümü taktım sonra direk işe koyuldum. Birkaç masaya kahveleri tatlıları koydum o sırada telefonuma mesaj geldiğini gördüm ve baktığımda numaraydı. Mesaj: Selam güzellik akşam için sabırsızlanıyorum. Ekrana öylece bakıp mesaja görüldü attım daldığımı fark edip toparlandım hızlıca işime geri dönerim. O kimdi acaba mesaj atan kimdi akşam ne olacaktı merak ettim şimdi, of neyse akşam görelim (Akşam 8) Bugün çok yoğundu direk eve gidip yatmak istiyordum öyle de yapacaktım çünkü babam akşamları olmuyordu genelde ya barda ya da kumarhanede oluyordu. Önlüğümü çıkartıp işten çıktım, eve vardığımda kapı açıktı dikkatli bir şekilde girdiğimde babam koltukta oturmuş ve yüzü gözü dağılmıştı kim yaptıysa oh olsundu. Beni görünce sert sesiyle konuştu. Babam “Çabuk odana çıkıp hazırlanıyorsun en güzel elbiseni giyiyorsun yoksa seni yaşatmam!” dedi. O anki korkuyla odama koşup kapıyı kilitledim, dolabıma yöneldim ve içinden diz üstü, göğüs dekolteli az olan, pembe ve çiçekli bir elbise çıkarıp yatağın üzerine koyduktan sonra banyoya girdim. Duş aldıktan sonra makyaj masama oturup saçımı korutup şekil verdikten sonra elbiseyi giyip mutfağa gittim babam önceden misafirin geleceğini ve hazırlık yapmam için bağırmıştı. Hazırlığı bitirip en sonda içkileri koyup misafirler gelmişti. “Hoş geldiniz masa hazır isterseniz masaya geçelim.” dedim. Babam, yanındaki adam ve adamın yanındaki genç adam ayaklanıp masaya geçtiler, odama gitmek için yeltendiğimde babamın sesiyle durdum. Babam “kızım sende otursana sofraya.” dedi rol yapıyordu sesinden belliydi. “Yok baba ben odama geçeyim.” dediğimde öyle sert baktı ki korkudan bir şey demeyip sandalyeye oturup sohbet etmelerini dinledim. Ahmet “Gelelim konumuza, Selçuk kararını verdin mi? Veriyor musun kızı?” demesiyle taş kesildim. Babam “Verdim gitti.” dedi “Ne! Ne demek verdim baba! İstemiyorum evlenmek istemiyorum!” diye çakıştım Babam “Sana fikrini soran yok İlayda evleneceksin!” dedi Ayaz “Bir daha o sesini karıma yükselt sesini keserim!” dedi “Hop nerden senin karın oluyorum istemiyorum seninle evlenmek.” dedim. Evden gitmek için kapıya doğru yürüdüğümde Ayaz kolumu tutup engelledi kurtarmaya çalışsam da olmadı sıkı tutuyordu. Ayaz “Hiçbir yere gidemezsin küçük hanım.” dedi. “Bırak kolumu.” dedim ama dinlemiyordu. Ayaz beni yürüterek evden çıkartı ve direk arabaya bindirip kendisi de binince şoför arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Bir yandan camdan izliyor bir yandan da sessizce ağlıyordum, anlam veremiyordum babam bunu neden yaptı bilmiyordum. Ağlamalarım yavaşlayınca uykum gelmişti gözlerim yavaş yavaş kapandı ve kendimi uykunun kollarına bıraktım. (Saat’ler sonra – gece yarısı) Gözlerimi açtığımda bir evdeydim ama kendi evimde değildim ve yumuşak bit yatakta yatıyordum esneyip etrafa bakayım derken karanlıktı tahmin ettiğim gibi geceydi üzerime baktığımda dünkü elbise vardı. Yataktan kalkıp pencereye gidip gökyüzüne baktım güneş doğuyordu, bir süre sonra kapım açıldı ama umursamadım ama konuşunca kim olduğunu sesinden anlamıştım. Ayaz “Uyanmışsın güzelim.” dediğinde ona döndüm “Ben senin güzelin değilim.” dedim Ayaz “Kahvaltı hazır gel.” dedi “Aç değilim.” dedim Ayaz “soru sormadım gel dedim.” dedi “Aç değilim anlamıyor musun sen?” dedim ama demez olaydım. Beni hızla kucağına alıp odadan çıkartmıştı nereye götürüyor diye baktığımda bir odaya götürüyordu çırpınsam da fayda yoktu, odaya girince etrafa bir göz attığımda bit koltuk ve yanında sehpa vardı. Koltuğun üzerinde demir vardı ama el bileklerin ve ayak bileklerin bağlayacağı gibiydi, o an kafama dank etti beni oraya bağlayacaktı. Bağlamasın diye direndim ama fayda etmiyordu adam benden güçlüydü, beni oraya bağlayınca adama ters bir bakış atınca bana sakince bakıyordu. Ayaz “Bakma öyle bana yiyeceksin dediğimde yiyecektin kendin.” dedi. Yememek için direniyordum ama nafileydi pes edip Ayaz’a ters bakış atıp yiyordum. Ayaz “Öyle bakıp durma bana.” dedi “Sana ne istediğim gibi bakarım.” dedim Ayaz “Karşındaki dünyanın en büyük mafyası duruyor farkında mısın bilmem?” dedi. Korkuyla gözümü açıp öylece kalakaldım, cidden mi hayır ya bu başıma gelmiş olamaz ya babamdan kurtuldum derken bu adam mı başlayacaktı ya beni babam gibi şiddet uygularsa. Ayaz sırıtarak “Korkma güzelim sana zarar vermem ben baban gibi.” dedi Gözümü devirip kahvaltımı yapmaya devam ettim bitirince tepsiyi önümden çekip elimi ayağımı çözmüştü, çözdüğü gibi hızla koltuktan kalkıp odanın kapısına gidecektim ki Ayaz benden hızlı davranıp kucağına aldı gene. “Ya bıraksana beni ayaklarım var benim!” dedim. Ama beni dinlemeyip yürümeye devam etti, odadan çıkınca salona doğru yürüyüp beni koltuğa oturtup televizyonu açtı. Ayaz “Odada sıkılırsın diye buraya getirdim seni İlayda’m.” dedi Bir an içim kıpır kıpır olmuştu ama boş verip televizyona döndüm iyi ki bakmışım çünkü en sevdiğim çizgi film vardı televizyonda, ayaklarımı kendime çekip Mucize Uğur Böceği ile Kara kedi çizgi filmini izlemeye koyuldum hemen. Ayaz “Keşke beni bunun gibi sevsen İlayda’m.” dedi kırılmış bir sesle. Yine gözümü devirdim umurum da değildi önüme dönüp çizgi filmini izlemeye devam ettim, bir süre sonra bitmişti gülümseyerek izlemiştim çok seviyordum çizgi filmini yanıma baktığımda Atlas buradaydı. “Sen gitmemiş miydin ya?” dedim. Ayaz “Oraya gülümsediğin gibi bana da gülümsesen keşke.” iç çekerek konuşmuştu. Cevap vermeden odaya çıkıp kapıyı kapatıp kaçmak için yollar arıyordum, camdan dışarı baktığımda 3. kat olduğu için yüksekti bir de kapıyı deneyim. Kapının kilidini defalarca denedim. Elim titriyordu. Tıkırtılar, kalbimin çarpışını bastıramıyordu. Camdan bakınca yüksekliği bir kez daha ölçtüm; üçüncü kat. Atlarsam ya kurtulurum ya da sakat kalırım… Belki de kurtuluşun bedeli buydu. Elimi pencere pervazına koyduğumda, ciğerlerime dolan soğuk hava yüzüme çarptı. Bir adım daha atsaydım, ayaklarım boşluğa kayacaktı. “Ne yapıyorsun sen?” Arkamda yankılanan o tok sesle irkildim. Ayaz’dı. Beni pencerenin önünde görünce gözleri öfke ile değil, şaşkınlık ve… sanki korkuyla açılmıştı. “Çekil önümden!” dedim, sesim titriyordu. “Burada kalmam, anladın mı? Bu evde tutsak olmayacağım!” Bir anlık sessizlik oldu. Sonra birkaç adımda yanıma geldi, bileğimi kavradı. Kaçmaya çalıştım, ama kolları demir gibiydi. Pencereyi kapatıp beni kendine döndürdü. “Böyle bir şeyi bir daha yapma,” dedi. Sesi ilk kez buyurganlıktan çok… endişeyle çıkıyordu. “Buradan atlarsan ya ölürsün ya da daha kötü şeylerin kucağına düşersin.” Gözlerim doldu. “Babanın beni sattığı gibi, sen de mi hayatımı satın aldın? İkisi arasında ne fark var?” Ayaz sustu. Yüzündeki çizgiler gerildi, sonra bakışları yumuşadı. Bir an bana değil, kendi geçmişine bakar gibiydi. “Ben senin hayatını satın almadım, İlayda. Sadece… korumaya çalışıyorum. Belki inanmazsın ama baban seni kendi elleriyle cehenneme sürüyordu.” “Ve senin cehennemin çok mu farklı?” diye fısıldadım. Cevap vermedi. Sadece bileğimi yavaşça bıraktı. İlk defa ona baktığımda o acımasız mafya liderini değil, içindeki yaralı adamı görür gibi oldum. Ama hemen gözlerimi kaçırdım. Kalbim istemediğim bir hızla çarpıyordu. Kafam karmakarışıktı. Kaçmalı mıydım, yoksa gerçekten benden zarar görmeyecek miydim? İçimdeki nefret ile garip bir güven duygusu birbirine çarpıyor, beni parçalıyordu. Ayaz arkasını dönüp kapıya yürüdü. “Bir gün bana inanacaksın,” dedi. “Ama o güne kadar… pencereyi değil, beni seç.” Kapı kapandığında dizlerimin bağı çözülmüş gibi yatağa yığıldım. Kaçışım başarısız olmuştu, ama daha beteri… kalbim ilk kez zincirleniyordu. Geceyi zor geçirdim. Gözlerim kapanıyor ama zihnim uyumuyordu. Ayaz’ın “Pencereyi değil, beni seç” sözü kulağımda yankılanıp duruyordu. Oysa ben onu seçmeyecektim, seçmemeliydim. Tam uykuya dalmıştım ki evin içinde yankılanan sert bir gürültüyle irkildim. Kapı mı kırılmıştı? Boğazıma taş oturdu, nefesim kesildi. Sessizce yatağın ucuna kıvrıldım, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Koridordan ayak sesleri geliyordu. Birden kapım sertçe açıldı. Nefesim kesildi. İçeri giren Ayaz’dı, ama yüzündeki öfke bana değil, dışarıda birilerineydi. “Burada kal,” dedi kısa ve buyurgan bir sesle. “Ne olursa olsun dışarı çıkma.” “Ne oluyor?” diye sordum fısıldayarak. Sesim titredi. “Babanın dostları değil… düşmanları gelmiş,” dedi ve belinden silahını çıkardı. “Seni almak istiyorlar.” Bir şey diyemedim. Sanki kalbim yerinden sökülüyordu. Daha önce babamın tehditlerinden, onun yumruklarından korkmuştum ama bu başkaydı. Kapının ardında hayatımı çalmaya gelen adamlar vardı. Ayaz kapıyı kapatıp dışarı çıktığında silah sesleri evi doldurdu. Kurşunların sesi kulaklarımı sağır ediyor, ben yatağın kenarında küçülerek dua ediyordum. Birden kapım yeniden açıldı. Ama bu kez içeri giren Ayaz değildi. Yüzünde siyah maske, elinde silah olan biri bana doğruldu. Gözlerim fal taşı gibi açıldı, yerimden kıpırdayamadım. “İşte buldum seni,” dedi boğuk bir ses. Tetik parmağının kıpırdadığını gördüm. Gözlerimden yaşlar boşaldı. Tam o anda bir gölge hızla önüme geçti. Silah patladı. Kulaklarım uğuldarken Ayaz’ın bana siper olduğunu gördüm. Kurşun onun omzuna saplanmıştı. Dişlerini sıkarak adamı yere devirdi, silahını tek hamlede çekip saldırganı etkisiz hale getirdi. Omzundan kan akıyordu. Yere çöktü ama gözlerini bana dikti. “Dedim sana…” diye inledi, sesi kısılmıştı. “Asıl düşman… dışarıda.” Gözlerim yaşlarla bulanmıştı. Ellerim titreyerek ona uzandı. Onun yaralanmasına tanık olmak, kalbimde anlam veremediğim bir sancı yaratmıştı. İlk defa şunu fark ettim: Ayaz beni tutsak eden adam değil, hayatı pahasına koruyan adamdı. Ayaz kan kaybediyordu. Omzundan süzülen kırmızı, gömleğini çoktan ıslatmıştı. Onu salondaki koltuğa oturtmaya çalışırken kollarım titriyordu. “Beni bırak… alışığım ben buna,” dedi dişlerini sıkarak. “Sus!” dedim, beklemediğim bir sertlikle. “Alışık olman umurumda değil. Bir insanın gözümün önünde kan kaybetmesine izin veremem.” Koşarak mutfağa gittim. Elime ne geçtiyse topladım: temiz bezler, kolonya, küçük bir makas. Geri döndüğümde Ayaz arkasına yaslanmış, derin derin nefes alıyordu. Yüzü solgundu ama gözlerinde yine o inatçı ışık vardı. Yanına oturdum. Gömleğini kesmek için makası kaldırdığımda elimi tuttu. “Bunu yapmak zorunda değilsin, İlayda.” Elimi çekip gözlerinin içine baktım. “Zorunda değilim, ama istiyorum.” Kelimeler ağzımdan çıktığında, içimdeki duvarlardan biri çatladı. Neden böyle söylediğimi bilmiyordum. Belki de onun az önce canını ortaya koyup beni korumasındandı. Belki de yıllardır kimsenin bana değer vermediğini hissettiğimden… Gömleğini kesip kanayan omzunu açığa çıkardım. Yarayı görünce boğazım düğümlendi. Kolonyayı dökünce yüzünü buruşturdu, dişlerini gıcırdattı ama tek kelime etmedi. Bezle bastırırken göz göze geldik. O an kalbim deli gibi atmaya başladı. Onun nefesi yüzüme çarpıyordu. Bir an için ne ben kaçtım ondan ne o beni zorladı. Sanki ikimiz de aynı yarayı taşıyorduk: hayatta yalnız bırakılma yarasını. “Elin titriyor,” dedi alçak bir sesle. “Titremese şaşardım,” dedim. “Bunca kanı görünce kim sakin kalabilir ki?” Bir an sustu. Sonra fısıldar gibi söyledi: “Sen… benden korkuyorsun, değil mi?” Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım. Dudaklarımda istemsiz bir itiraf vardı: “Korkuyorum… ama aynı zamanda sana güvenmek istiyorum. İşte bu daha korkutucu.” Ayaz’ın yüzünde derin bir gölge dolaştı, sonra hafifçe gülümsedi. O gülümseme acı doluydu ama gerçekti. “Bir gün korkularının yerini güven alacak,” dedi. “O gün geldiğinde… belki bana bakışın da değişir.” Cümle havada asılı kaldı. Ben bezleri değiştirirken o gözlerini kapattı, yorgunluktan uykuya dalar gibi oldu. Ellerim kan kokusuyla titrerken, kalbim bambaşka bir korkuyla çarpıyordu: Onun kaybolmasından korkuyordum. Gece boyu uyuyamamıştım. Ayaz koltukta yaralı halde uyurken ben sessizce odama çekilmiş, tavana bakarak düşüncelerime gömülmüştüm. Kaçmak istiyordum, ama az önceki saldırıda dış dünyanın en az bu ev kadar tehlikeli olduğunu görmüştüm. Sabahın ilk ışıkları perde arasından süzülürken kapım hafifçe aralandı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. İçeri giren, Ayaz’ın sağ kolu Bora’ydı. Parmağını dudaklarına götürdü. “Şş… ses çıkarma.” Tedirginlikle doğruldum. “Ne istiyorsun?” Yavaşça yaklaştı. Gözleri kapının ardında birilerinin dinleyip dinlemediğini kontrol eder gibi sürekli kayıyordu. Sonra bana fısıldadı: “Buradan çıkmak istemiyor musun?” Bir an donakaldım. “Ne?” Gülümser gibi yaptı. “Ayaz seni burada tutuyor. Ama ben sana yardım edebilirim. Bu gece, herkes uyurken. İstersen seni dışarı çıkarırım.” Kalbim hızla çarpıyordu. Kaçmak… özgür olmak… Belki de tek şansım buydu. Ama gözlerinin içine bakınca bir şey huzursuz etti beni. O bakışlarda samimiyetten çok, farklı bir çıkarın gölgesi vardı. “Bunu neden yapıyorsun?” dedim, şüpheyle. Omuz silkti. “Ayaz’ın sana saplantısını görmüyor musun? Onun yanında kalırsan hayatın mahvolur. Ama ben… ben seni koruyabilirim. Yeter ki bana güven.” Sesi alçak, ikna edici ve bir o kadar da zehir gibiydi. İçimdeki ses “kaç, bu fırsat” derken, başka bir ses “dikkat et, bu bir tuzak olabilir” diye fısıldıyordu. Başımı salladım, emin değilmiş gibi. “Düşünmem gerek.” Bora, kapıya doğru yöneldi. Tam çıkarken arkasına dönüp göz kırptı. “Geceyi bekle.” Kapı kapandığında dizlerim titriyordu. Kaçışın bedeli ne olacaktı? Onu seçmek mi, Ayaz’ı mı? Hangisi kurtuluş, hangisi yeni bir cehennemdi? Kapı kapandığında dizlerim titriyordu. Kaçışın bedeli ne olacaktı? Onu seçmek mi, Ayaz’ı mı? Hangisi kurtuluş, hangisi yeni bir cehennemdi? Gece olduğunda evin içine ölüm sessizliği çökmüştü. Koridorlarda sadece Ayaz’ın adamlarının ayak sesleri yankılanıyordu. Yatağımda oturuyor, Bora’nın sözlerini tekrar tekrar düşünüyordum. “Bu gece, herkes uyurken. İstersen seni dışarı çıkarırım.” Kalbim göğsümü sıkıştırıyordu. Gitmeliydim. Burada kalmak, Ayaz’ın gölgesinde nefes almak boğuyordu beni. Ama… ya tuzaktıysa? Saat gece yarısını biraz geçerken kapım sessizce aralandı. Bora, elindeki işaretle beni çağırdı. Titreyen adımlarla peşine takıldım. Ayaz’ın yaralı halde odasında uyuyor olabileceği düşüncesi bir an içimi burktu, ama hemen susturdum kendimi. Onun yanında kalırsam özgür olamam. Kaçmak zorundayım. Arka kapıdan çıktık. Havanın soğuğu yüzüme çarptı, kalbim hızla çarpıyordu. “Şuradan,” dedi Bora, karanlık sokağı işaret ederek. Sessizce ilerlerken kalbimdeki umut kıvılcımları büyüyordu. Belki gerçekten özgürdüm. Belki bu kez başaracaktım. Ama bir köşeyi döndüğümüzde kalabalık bir grup adam karşımıza çıktı. Yüzleri sert, elleri silahlıydı. Bora’nın dudaklarında sinsice bir gülümseme belirdi. “İşte getirdim size,” dedi alçakça. “Söz verdiğiniz gibi karşılığımı alacağım, değil mi?” Damarlarımdaki kan çekildi. Nefesim boğazıma takıldı. Demek başından beri tuzaktı… Adamlar üzerime yürüdü. Geriye kaçacak yerim yoktu. Bora’nın bakışlarında zafer, benim gözlerimde ise korku vardı. Tam o an, karanlığın içinden silah sesleri yankılandı. Kurşunlar adamların etrafına yağmur gibi indi. Çığlıklar, yere düşen bedenler… Ve tanıdık bir ses: “İlayda!” Ayaz karanlıktan çıkmıştı. Omzundaki bandaja rağmen elinde silahıyla Bora’yı yere serdi. Öfkeden gözleri çakmak çakmaktı. Bora korkuyla yere kapandı. “Ayaz, ben—ben sadece…” Ayaz tabancasını alnına dayadı. “Sen bana ihanet ettin.” Gözlerim büyüdü. Bora titriyordu, ben ise şoktan nefes alamıyordum. Ayaz’ın bakışları öyle karanlıktı ki, tek bir kurşunla her şey bitebilirdi. Ama o an kalbim başka bir şey için çarpıyordu: Ayaz gelmişti. Yine beni kurtarmıştı
Bölüm 1
1.Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.