10 yıl önce.
(...)
Rüzgarın önümden estiği, karanlık, sadece bir kaç tane sokak lambasının aydınlattığı bir sokaktan tabana kuvvet koşuyor ve şuan benim yokluğumu fark edip beni armaya başlayan yetimhane sorumlularından kaçıyordum.
O kadar çok uzun bir süredir koşuyordumki artık dizlerim ve ayaklarım titremeye başlamıştı, kalbim güm güm atarken koşmaya devam ediyor ve izimi kaybettirmem gerekiyordu. Yaptığım şeyin hata olduğunu düşünmüyordum eğer kaçmasaydım o yetimhanede sürünüp gidecektim. Ben hayatımı tek bir yere bağlı olarak yaşayamam heleki şu yaşımda eğlenmem gezmem gereken yaşta hiç yapamazdım. Sürekli birilerinin bana ne yapmam gerektiğini söylemesi,nasıl davranmam gerektiğini söylemesin,birilerinin işine koşmaktan bıktım artık her nasıl yapacaksam kendi hayatımı kuracağım ve bu ülkeden def olup gideceğim. Ülkemden nefret ediyordum her ne pislik varsa bu ülkede vardı, daha gelişmiş ülkelere Asya taraflarına gidecektim. Kısaca İngiltereden nefret ediyordum.
Bacaklarımda derman kalmamış ve soluk soluğa koşmaya son vermiştim, gecenin bir yarısıydı ve şuan nerede olduğum hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Bu geceyi geçirecek bir yer bulmam lazımdı yoksa cidden sabaha sağ çıkamayacaktım. Şehrin merkezinin olduğu bir yerdeydim o kadar çok koşmuşumki buraya ilk defa geliyordum. Etrafta barlar,eğlence alanları,mağazalar ve bir kaç insan vardı. İngilterede insanlar hele benim yasimdaki insanlar bu saatlerde dışarıya çıkmayı sevmezlerdi çünkü sokaklar it,kopuk ile kaplı olurdu. Ben bunu bildiğim halde gece kaçmayı seçmiştim eğer gündüz saatlerinde kaçsaydim beni tanıyan ve yetimhane sahibini tanıyanlar hemen kaçtığımı haber verirlerdi.
Etrafa bakınırken arkamdan gelen siyah giyinimli yüzü seçilmeyen birisinin peşimden geldiğini fark ettim, adımlarımı hızlandırmış ve ara sokaklardan birisine girmiştim. Her ihtimale karşı her zaman yanımda taşıdığım çakımı cebimden çıkarmış ve adamın göremeyeceği bir şekilde elimde tutmuştum. Arkamdan gelen adım seslerinin yakınlaştığını fark edince durmuştum.
Kapşonumu kafama geçirmiş ve arkama dönmüştüm, karşımdaki yüzü seçilmeyen adamda durmuş ve bana bakıyordu, adımlarını devam ettirmiş ve bana yaklaşmaya başlamıştı o an anlamıştı bir sapık olduğunu. Elimdeki çakıyı sıkı bir şekilde kavramıştım ve bedenimi dikleştirmiştim ve adamın bana yaklaşmasını bekliyordum.
Elimdeki çakıyı çıkartmış ve adamın görebileceği bir şekilde tutmaya başlamıştım, adam çakıyı fark etmiş olacakki durmuş ve elimdeki çakıya bakmıştı daha sonra tekrar bana bakmıştı. Bu seferde ben adamın üzerine yürümeye başlamıştım.
Ona hamle fırsatı vermeden hızlıca dibine girmiş ve elimdeki çakıyı karnına geçirmiştim. Adam büyük bir inilti koparmış ve dizlerinin bağı çözülmüştü, çakıyı bir süre sapladığım yerde durdurduktan sonra çıkarmış ve bu sefer başka bir yerine geçirmiş ve çıkarmıştım. Adam kanlar ve acı içinde yere düştüğünde çakıdan kanlar yere damlıyor ve ayağımın dibinde öylece yatan adama bakıp daha sonra üzerime bakmıştım, beyaz tişörtüm üzerine giydiğim ceketim ve ellerim kana bulanmıştı.
Arkamdan önüme doğru gelen bir ışık ile şaşırmıştım, az önce iki yerinden bıçakladığım adamın üzerine ışık geldiğinde arkamdan gelen lastik seslerini işittim. Yavaşça arkama döndüğümde bana doğru yavaşça yaklaşan farları açık bir şekilde gelen lüks siyah bir araba gördüm. Arabaya doğru tamamen döndüğümde araba durmuş ve şoför koltuğundan siyah takım elbiseli birisi inmiş ve hızla arkasındaki kapıyı açmıştı ve oradan ve diğer kapılardan siyah takım elbiseli kişiler inmişti, Şoförün açtığı kapıdan dışarıya büyük siyah kabanlı,siyah saçlı, siyah takım elbiseli uzun boylu bir adam indiğinde daha fazla merâklanmıştım. Bunlar normal birilerine benzemiyorlardı.
Arabadan inen bütün herkes bana doğru yaklaşmışlardı, üstün duran kabanlı adam ise en önlerinden geliyordu, ben ise arkamda bir ölü elimde kanlı bir çakı ile karşılarında hiç bir şey yapmadan duruyordum. Bana yaklaştıklarinda yüzlerini seçilir hal almıştı ve karşıma yakışıklı bir adam çıkmıştı. Adam durmuş ve bir bana bir yerdeki adama birde elimdeki cakiya bakmisti ve sırıtmıştı.
"Sizde kimsiniz?"
Sözüm ile yakışıklı siyah saçlı adam bana bakmış ve konuşmuştu.
"Peki sen kimsin? Ne yaptığının farkındamısın?"
"Soruma soru ile karşılık vermesene lan siz kimsiniz diye sordum hiç buralıya benzemiyorsunuz"
Adam tekrar sırtımış ve konuşmuştu.
"Benim kim olduğumu daha sonra öğrenirsin, bizim ile gelmek istermisin?"
"Neden sizin ile gelmemi istiyorsun?"
"Çünkü sen tamda bizim ekibimize yakışacak birisin"
"Ne ekibi neyden bahsediyorsun?"
"Para istermisin"
Adamın dediği şey ile sırıtmış ve kendimden çok emin bir şekilde konuşmuştum.
"Verecekseniz tabiki istersim"
Karşımdaki adam kafası ile arkasındaki adamlardan birisine bir komut verdiğinde adam başını sallamış ve hemen arabaya ilerlemişti. Adam arabadan elinde üç deste para ile geri geldiğinde gözlerimi kocaman açtım ve ilk defa bu kadar çok parayı beraber görmüştüm.
En öndeki liderleri olduğunu düşündüğüm adam parayı almış ve elinde bana doğru göstermişti.
"Bizim ile gelirsen ve dediklerimi yerine getirirsen bu para ve bunun gibi bir çok para senin olabilir"
"Sen ciddimisin?"
"Evet"
Adama doğru yaklaşmıştım ve aramızda 2 adım kalacak şekilde durmustum.
"O zaman gidelim"
Adam sırıtmış ve elini bana uzatarak konuşmuştu.
"Ben Kim Taehyung Kore'nin en büyük ve en ünlü mafya liderlerinden birisiyim"
Bana uzattığı eline karşılık elini sıkmış ve bende kendimi tanıtmıştım.
"Bende Nancy Charm memnun oldum Taehyung"
"Bende memnun oldum Nancy"
(...)
Bölüm sonu.
