İçeriğe geç

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 25 · 10 dk okuma

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 25

20

Haiii, ben geldiiim. Huhhh bölümü çok geçe kalmadan yetiştirmeye çabaladım. Yazım yanlışlarım varsa affoluna, düzenlemeden paylaşıyorum çünkü.trong>
Bölümü soluklanarak okuyun tamam mı?:') Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

**

Beynimin içindeki tüm sesleri susturmayı başardım, düşünmeye fırsat tanımayacak kadar hızlı bir şekilde atağa geçtim. Kendimden asla beklemeyeceğim bir şeyi yaptım.

Bileğimdeki poşeti onun sırtına çarptıracak şekilde ona uzanıp sıkı sıkıya sarıldım.

Taehyung bu atağımı asla beklemiyor olmalı ki, dengesini kaybederek yere sırtüstü kapaklandı. Onun üzerine bodoslama düşmem kaçınılmaz oldu. Refleksle boynundaki ellerim geniş omuzlarından tutunsa bile üstüne düşmekten kurtulamamıştım.

Her şey o kadar hızlı gerçekleşmişti ki, kucağına düştüğümde çenem kaskatı kesildi.Neredeyse tüm ağırlığımı onun bedenine bırakacak şekilde abanmış olmalıydım. Tanrım...

"Oh siktir." dedi Taehyung zemindeki başını hafifçe kaldırıp bana baktı. "İyi misin bebeğim?" diye sordu hızla, gözleri endişeyle parıldadığında nefesim tekledi. Onun üstüne düşen bendim... Asıl bu soruyu benim ona sormam gerekirdi.

"İyiyim... Ben şey sadece..." dedim ve duraksayıp derin bir nefes çektim içime. Sadece sarılmak istedim demek yerine farklı bir şey sormayı seçtim.

"Sen iyi-iyi misin?" diye çekinceyle soluduğumda, gülümseyerek omuzlarından tutunan ellerimden birini yakalayıp önce terlemeye başlayan avcuma, ardından bileğimin iç kısmına dudaklarını bastırdı.

Başını zeminle geri buluşturup sıcak dudaklarını tenimden ayırdığı gibi, "İyiyim." dediğinde rahatlamış bir şekilde derin bir nefes daha aldım.

"Çok üzgünüm yakamoz güzelim, gerçekten boş bulunup dengemi kaybettim. Ayakkabıların uçlarıyla basıyordum yere, sen de öyle üstüme atılınca, yapıştım yere." dedi ve kıkırdadı.

Ardından parmak uçlarıyla ona üstten bakarken yüzüme dökülen saçlarımı kulağımın arkasına sırasıyla sıkıştırdı. "Oh ama ne güzel sarıldın bana öyle..."

Parmak uçlarıyla tenimi okşadığında dudaklarımı birbirine bastırarak gözlerimi yavaşça yumdum. Sıcacık dokunuşu içimi titretmişti.

"Ama ben çabucak doyumsuzlaşabilen biriyim güzelim, bir kere sarıldıysan hep beklemeye başlarım şimdi." Boğuk sesi zihnime sızdığında yanaklarıma dalga halinde bir sıcaklık hücum etti, elmacık kemiklerim kaşındı.

"Şu elma şekeri gibi kızaran yanaklarını varya... Ah siktir ya." dedi ve tam da kirpiklerimi kırpıştırıp gözlerimi aralayacağım esnada dişlerini yanağıma geçirerek tenimi ısırdığında genzimden derin bir inilti fırlamasına mani olamadım.

Canımı yakmayacak şekilde dişleriyle tenimi kıstırmış dişlerini sürttüğü yanağıma arka arkaya öpücükler kondurup saniyeler sonrasında geri çekilmişti.

"Güzelim, ben seni cidden yemeye başlamadan sandviçlerimizi yiyelim, hmm?"

Elleri belimi kavramış bir şekilde gözlerimin içine baka baka konuştuğunda sertçe yutkundum.

"Şey şey ben zaten şey yapıyordum." diye geveledim, bakışlarım biçimli dolgun dudaklarına düştüğü için kalkacağımı söylemek için başlattığım cümlemi bir türlü toparlayamamıştım.

Vücudumdaki tüm kan, yanaklarıma pompalanmaya başlarken, utanç içerisinde birleşen göğüslerimizi ayıracak şekilde, onun omuzlarından tutunup destek alarak kendimi ayağa çekmeye çalıştım.

Kollarımdan tutarak benimle birlikte doğrulurken benim düşmeden ayağa kalkmam konusunda bana yardımcı oldu.

Ardından montunun arkasını silkelemeye çalıştığında bu kez sırtına pat pat vurarak ona yardım eden ben oldum.

"Teşekkür ederim bebeğim." dedi hırıltılı bir sesle, kısık bir şekilde. Gülümseyerek başımı önemli değil dercesine salladığım sırada elini tutmam için önüme uzattığında dudaklarımı kemirip başımı eğerek çekinceyle ellerimizi birleştirmesine izin verdim.

Tam o sırada poşeti tutan eliyle çeneme doğru uzandı eli ve çenemin altından tutarak boynumu kaldırmamı sağladı. "Başını dik tutacaktın hani? Boynunu kimsenin önünde eğmeyecektin ya güzeller güzelim? Benim önümde de eğme o başını."

Uzanıp dudağımın kenarına ağzını bastırdığında, göz bebeklerim kaydı, kirpiklerim titreşti. Mideme yumruk yemişim gibi kaskatı kesilirken soluklarım hızlandı.

Başımı biraz daha çevirip dudaklarımızı buluşturmak delicesine istedim, içimde çığlıklar koptu, fakat bunu yapmaya cesaret edemedim. Ve o da dudağımın kenarına nemli dudaklarını narince bastırıp geri çekildi.

Parmaklarımızı birbirine kenetleyip banklara doğru ilerledik. Parmaklarının kanıma işleyen sıcaklığı elinin elimi bırakmasıyla yerini amansızca havaya bırakmak durumunda kaldı.

Oturmam için işaret verdiğinde dudaklarıma ufak bir gülümseme asıldı. Yavaşça banka oturup elimdeki poşeti kucağıma koydum.

"Bunları... Sana vermem gerek, yıkayamadım çünkü çok pahalı görün-"

İşaret parmağını dudaklarıma uzatıp bastırdığında, sözlerimin devamı havada asılıkaldı. "Onlar artık senin güzelim, geri vermeni istemedim ki, almam da zaten." dedi ve bana göz kırptı.

Parmak uçlarıyla dudaklarımı okşayıp bakışlarını dudaklarıma düşürdüğünde burnundan sert bir nefes çekti içine. Dudaklarımı okşadıkça içim gıdıklanırken, tenim büsbütün karıncalandı.

"Hadi sandviçlerimizi yiyelim, senin için muzlu sütte almıştım hem." dedi ve parmağını aniden dudaklarımdan ayırıp bakışlarını diğer elindeki poşete kaydırdı.

Muzlu sütü poşetten çıkarttığında sevinçle ayaklarımı yere vurdum. Gözlerim mutlulukla parladı. Gerçekten bu montun bende kalmasını bencilce istemiştim ve o almayacağını, istemediğini, ben de kalabileceğini söylemişti. Bir de bana en sevdiğim şeyi almıştı. Çatı katında içtiğim muzlu sütü unutmamış, benim için almıştı. Tanrım...

"Siktir, çok mu sevindin gerçekten güzelim?" diye şaşkınlıkla soludu, muzlu sütü bana doğru uzattı.

Saçlarımı savururcasına başımı hevesle olumlu anlamda salladım. Pipeti yerleştirip bana uzattığı muzlu sütü elinden usulca alıp bir yudum içerken gözlerimi yumdum.

"O kadar mı çok seviyorsun muzlu sütü yakamoz güzelim?" diye sorduğunda parmaklarımla sıkı sıkıya kavradığım muzlu sütümün pipetini dudaklarımdan ayırıp yutkundum. Gözlerimi kapalı tutarken ağzımı şapırdatıp genişçe gülümsedim.

O sırada saçlarımın üstünden şakağıma dudaklarını bastırdığında, kirpiklerimi titreştirerek yavaşça araladım.

"Ben sana koli koli muzlu süt alırım, hatta muzlu süt fabrikasını satın alırım. Sen yeter ki hep böyle gülümse." dediğinde ağzım kocaman aralandı ve gözlerim irileşti.

"N-ne?"

"Diyorum ki, dünyadaki tüm muzlu sütleri önüne sererim, yeter ki sen mutlu ol güzelim."

Taehyung hava düne oranla güzel olduğu için araca binmem adına ısrarcı olmamış, benimle birlikte okula kadar yürümüştü.

O yanımda olduğu her an, biraz daha ona alışıyordum ve yorgunluğumu bile zerre hissetmiyordum.

Benim yüzümden onca yolu yürümek zorunda kalıyor olsa bile tek kelime etmemiş, şikayet etmemişti. Bu beni mutlu ediyordu... Gerçekten o, benim için her geçen saniye biraz daha özel biri haline dönüşüyordu.

Okulun bahçesine girdiğimizde eli belime doğru uzanınca gergince duraksadım.

Bahçedeki herkesin, okula bizimle birlikte yeni giriş yapan öğrencilerin hepsinin gözleri üzerimize çevrilirken boğazım tıkanmaya, nefeslerim daralmaya başladı.

Dizlerim vücut ağırlığımı taşımakta güçlük çekiyormuş gibi kendini salarken, Taehyung'un korumacı tutuşu sayesinde ayakta duruyor olduğuma kalıbımı basabilirdim.

Taehyung, otomatik olarak önüme eğdiğim başımı, çenemin altından hafifçe tutarak kaldırmamı sağladığında başımı iki yana salladım.

"Ya-yapamam." dedim kaygılarım müthiş bir yoğunlukla hücum ederken soluk soluğa kaldım.

"Yapabilirsin. Başını dik tut, onlardan korkma. Bu saatten sonra onlar senden korkacaklar, çünkü ben yanındayım." dedi kulağıma sıcak solukları eşliğinde fısıltısını bıraktı, ağır ağır.

"Ta-Taehyung kork-korkuyorum, ya-yapamam. Ba-bana ha-hakaret edecekler..."

Taehyung beni kendine doğru çevirip yüzümü avuçları arasına aldı. İnsanların delici bakışları iliklerime dek işlerken, Taehyung saçlarımla yüzümü örtme çabamı fark ederek hızlıca yanağıma dökülen saç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırıp yara izimi ortaya çıkarttı.

"Korkma, ben yanındayım. Sana şu saatten sonra bir kişi dahi ağzını açıp tek bir kötü söz söyleyemez. Kimse sana hakaret falan etmeyecek, yapabilirsin. Benim güzelim her şeyi yapabilir. " dedi ve eğilip dudaklarını yara izime bastırdığında beynime kurşun yemişim gibi sarsıldım.

Göz kapaklarım yanmaya başlayan gözlerimi yavaşça örtmüş, ıslak kirpiklerim birbirleriyle kavuşmuştu.

Herkesin gözü önünde, zerre çekinmeden yanağımdaki yara izimi öpmüştü... Tanrım.

Sıcacık ve yumuşacık olan dudaklarını tenimden ayırıp geri çekildiğinde ciddi anlamda uçurumdan aşağıya düşüyormuşum gibi boşlukta hissettim.

Taehyung uzanıp kulağıma bir kez daha güven verici, destekleyici fısıltısını bıraktı. "Yapabilirsin, başını dik tutup onlardan artık korkmadığını onlara gösterebilirsin. Ben sana inanıyorum yakamoz güzelim."

İşte bu teşvik edici sözler beni biraz da olsa cesaretlendirdi. Derin derin nefesler içime soluyarak kaygılarımı baskılamaya çabaladım.

İlk kez birisi bana inandığını söylemişti. Bana inanıp yanımda olan, bana destek olan birisi vardı hayatımda... İlk doğum günümü kutlayan, bana ilk hediye veren, doğum günü hediyesi alan, bana ilk sarılan, elimi tutan, beni ilk koruyup kollayan, benim için endişelenen, benim iyiliğimi düşünen, beni ilk kez güldüren, mutlu eden, huzur veren biri vardı.

Bana iyi gelen tek insandı o. Gözlerine en uzun baktığım ve kekelemeden de olsa konuşmayı başardığım, çekincelerimi ve kaygılarımı dindiren, ilk öpücüğümün sahibi Taehyung, benim mucizem...

Kulağımın arkasına kondurduğu öpücüğün ardından eli elime dokunduğunda, kirpiklerimi titreştirerek gözlerimi aralamayı başardım.

Kaşlarıyla elini tutmamı işaret edip parmaklarını hafifçe oynattığında burukça gülümsedim.

Titreyen elimi yavaşça hareket ettirip parmaklarımızı iç içe geçirmesine izin verdim.

"Elini asla bırakmayacağım. Şimdi ne kadar güçlü olduğunu bu zavallı pisliklere gösterme vaktin güzelim. Başını asla eğme, birileri başını eğecekse bile bu sen olmayacaksın, onlar olacak." dedi ve bana göz kırptı.

Dudaklarımı birbirine bastırarak başımı olumlu anlamda salladım. Avuç içlerim deli gibi terlemeye başlamış olsa da, bunu zerre umursamadı ve adım atmaya başladığı gibi kenetlediği elimden çekiştirdiğinde ona ayak uydururken buldum kendimi.

Zangır zangır titreyen dizlerim, onun desteği, yanımda oluşu, elimi tutuşu sayesinde kendilerini salmadı. Dizlerime yürüme emri vererek onlara hükmetmeye devam ettim.

Boynumu eğmek istesem bile, bunu yapmadım. Başımı dik tuttum. Tenime vuran rüzgar saçlarımı uçuştururken, yara izim olduğu gibi açığa çıktığında Taehyung'un parmaklarını kırmak istercesine sıktım.

Soluklarım gittikçe hızlanırken tırnaklarımı onun tenine sapladığımda, başını bana doğru çevirdi. "Bak hepsi nasıl başlarını önlerine eğiyorlar güzelim. Hepsi dillerini yutmuş gibi, tek kelime bile edemiyorlar, izle onları." dediğinde sertçe yutkundum.

Gözlerim onun omzunun ardında grup halinde bankın kenarında duran kişilere kaydığında, benimle göz teması kurmak istemezlermiş gibi başlarını gerçekten önlerine doğru eğdiklerini görünce ağzım şokla açıldı.

Yüzüm açık olduğu halde bana hakaret etmiyor, laf atmıyorlar, tek kelime bile etmiyorlar, aksine bakışlarını benden kaçırarak başlarını önlerine eğiyorlardı.

Başımı çevirip kime baktıysam aynı tepkiyle karşılaşınca içimi sevinç tohumları kapladı. Gerçekten... Taehyung haklıydı.

"İşte böyle gülümse hep güzeller güzelim... Sen gülümsediğinde, içim ısınıyor."

Ona sığınıp kolları altında saklanmak, sıkıca sarılmak istedim. Fakat bunca insanın içerisindeyken bunu asla yapmak için yeterli cesareti toplayamayacağımı iyi biliyordum.

"Teşekkür ederim..." diye fısıldayabildim yalnızca. Nefret ettiğim bu okulda, artık bana kimse bulaşamayacak mıydı... Bunu sağlayan Taehyung'du...

Tam nasıl bunu başardığını ve onlarla ne şekilde konuştuğunu sormak üzereyken birisi önüme çıktığında titreyerek Taehyung'a doğru dönüp yüzümü göğsüne gömdüm.

"Şşhh, sakin ol korkma güzelim." dedi Taehyung saçlarıma dudaklarını bastırıp, elimi tutmaya devam ederken, boşta kalan eliyle de sırtımı güven verici bir edayla sıvazladı.

"Ben bu zamana dek yaptıklarım için üzgünüm Jungkook." O sırada Jeonggyu'nun tanıdık sesiyle birlikte beynimde şimşekler çaktı.

Sözlerini hazmetmeye çalışırken, önüme geçen kişinin o olduğu gerçeği beynimde çalkalandı.

Başımı ürkekçe Taehyung'un göğsünden ayırıp boynumu çevirerek önüme baktığımda yüzüm şokla çarpıldı. Gözlerim yuvalarından fırlayacak şekilde irileşti.

Jeonggyu önümde dizleri üstüne çökmüş, elleriyle yere yasladığı bacaklarını tutuyordu.

"Daha yüksek sesle." dedi Taehyung sıktığı dişleri arasından.

Jeonggyu ellerini yumruk haline getirirken, "Yaptıklarım için üzgünüm Jungkook!" diye daha yüksek sesle bağırdığında titreyen dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırdım.

"Üzgünüm mü? Sadece bu mu?" Taehyung'un ikaz eden sesiyle birlikte Jeonggyu derin bir nefes çekti içine.

"Özür dilerim Jungkook, affet beni. Şu saatten sonra sana ne ben, ne de başka birisi bulaşmayacak."

Gözlerim dolarken dudaklarımı ne kadar sıkıp birbirine bastırsam bile dudaklarımdan fırlayan hıçkırığa mani olamadım.

"Ba-bana çir-çirkin demeye-demeyeceksiniz değil mi..." diye fısıldadım, sesim fısıltıdan öteye tırmanamadı. Genzime bir avuç çakış taşı dizilmişti sanki, yutkunmak canımı yaktı, gözlerimi biraz daha sulandırdı.

Görüş alanım gittikçe bulanıklaşırken kirpiklerimin arasında Jeonggyu'yu izlemeye devam ettim.

İlk kez yüzümü kapatmadan, gözlerimi kaçırmadan, başımı eğmeden ona baktım, onunla yüzleştim.

"Demeyeceğim, kimse böyle söylemeyecek." dedi ve sonra da dizleri üstünden yavaşça kalkıp tozlanan pantolonunu silkeledi.

Bakışları yanımda, elimi sıkıca tutan hyungu Taehyung'a kaydı. "Oldu mu hyung? Mafya olduğun için benim gibi herkesi susturdun, gurur duyuyor musun şimdi kendinle?"

Jeonggyu'nun o sözleri kulaklarımda uğuldarken, başımdan aşağıya kazanlarca kaynar sular dökülmüş etkisiyle hiddetle sarsıldım.

O an beynime kurşun yemişim gibi hissettim. Ense köküm alev aldı. Mafya mıydı... Bunca insanı bu şekilde dize getirmişti çünkü insanlar ondan korkuyordu... Bu kadar korumayla gezmesi, onca araç... Bu yüzdendi.

"Ma-ma-mafya mı..." diye soludum. Kulaklarımdan kan fışkıracakmış gibi şiddetle zonkluyordu.

"Güzelim korkma, gerçekten söyleyecektim ama korkmanı istemediğim için hep erteledim ve sonra-" O telaş içerisinde konuşurken, beynim dönmeye başlayınca hıçkırarak başımı iki yana salladım ve elini bıraktığımda sözlerinin devamını getiremedi.

Dünya o an başıma yıkılmış gibi hissettim. Kalbim öyle sıkıştı ki, oracıkta ölecek gibi tıkandım. Kalbime elimin ayasıyla vurdum. Hayatımda ilk kez birisi benim için özel birine dönüşürken, bu kişinin mafya olduğu, aslında gerçek hayatında kötü biri olduğu gerçeği omuzlarıma müthiş bir şekilde yük olarak bindi.

"Be-ben san-sana güv-güvenmiştim..." diye fısıldadığımda gözleri dolu dolu oldu. "Yemin ederim söyleyecektim, Jungkook yapma. Lütfen ben sana asla zarar vermem ki, ben sana aşık ol-"

Onu iterek arkamı döndüğüm gözyaşlarımda boğularak koşmaya başladığımda arkamdan haykıran sesini işittim.

"Yakamoz güzelim, ben sana sırılsıklam aşık oldum!"

Bölüm sonu... Huh, 20 bölüm oldu, mafya olduğunu daha yeni öğrendi. Eninde sonunda öğrenecekti, biraz gecikti bile öğrenmek konusunda... O gerçeği öğrenirken, Taehyung aşkını ilan etti... Neler düşünüyorsunuz? :)

Bu arada yeni bir fantastik, mistik bir kurguya başladım. Taehyung dilek perisiii hıağğğ BOM okuyanlarınız varsa aranızda oradaki Hobişim de dilek perisiydi, istiyordum Taehyung'u da dilek perisi yazmak ve bugüne nasip oldu. Konusu şu şekilde: Şizofreni hastası Jeon Jungkook, çöp kenarında bulduğu oyuncak melek kanatlarını takıp bir binanın çatısına çıkar. O kanatların onun özgürlüğü olmasını diler, gökyüzüne uçmak ve yıllar önce kaybettiği ailesine kavuşmak ister. Dilek perisi Kim Taehyung, Jeon Jungkook'un dileğini gerçekleştirmek yerine, ona engel olur. Ve her şey böyle başlar...

Kurgunun adı WISH FAIRY profilimden ulaşabilirsiniz, giriş bölümü yayında.Destek olup şans verirseniz çok mesut oluruuum, mutlaka beklerim hepinizi Xx

Umarım bölümü sevmişsinizdir, gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın. Seviyorum siziii, baiiii >

Instagram & Tiktok: Sevvyniz / Sevvy97 & Twitter: Sevvyniz

-Şevval

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.