Haremde günler geçmek bilmiyordu.
bir prenses olduğumu unutmamı istiyorlardı ama yanılıyorlardı. Ben o ipek elbiselerin içinde uysal bir cariye değil, çizmesindeki Keskin alet ile doğru anı bekleyen bir katildim.
O beklediğim an, saraya gelişimin üçüncü haftasında geldi.
Baş kalfa akşamüstü taşlığa gelip beni işaret etti. "Ahu," dedi, sesi her zamanki gibi soğuktu. "Bu akşam padişah efendimizin huzuruna çıkacaksın. Hazırlanın."
Haremdeki diğer kızların kıskanç bakışları üzerime dikilirken içimden sadece gülümsedim. Sonunda o odaya girecektim. Hamamda beni saatlerce süslediler, üzerime kan kırmızısı bir entari giydirdiler.
Gece yarısı, kalbim göğsümü delecek gibi atarken padişahın has odasının kapısına geldim. Muhafızlar ağır ahşap kapıyı açtı ve beni içeri itti.
Oda devasaydı, her yer mum ışığıyla aydınlanmıştı. Kafamı yavaşça kaldırdım ve sedirde oturan adama baktım. Padişah gençti, yorgun görünüyordu Beni gördüğünde oturduğu yerde dikleşti. Altın sarısı saçlarım mum ışığında resmen parlıyor olmalıydı.
"Yaklaş," dedi, sesi odada yankılandı.
Eteğimi hafifçe toplayıp ona doğru yürüdüm. Her adımımda çizmemdeki o soğuk demir tenime batıyordu. Tam önünde durdum. Eğilip eteğini öpmem gerekiyordu ama ben sadece gözlerinin içine baktım düşman gibi.
Elim yavaşça eteğimin altına, çizmemin içine doğru kaydı. Demir makasın sapını parmaklarımın arasında hissettiğim an içimden, "Bitti" dedim "Buraya kadar"
Tam bıçağı çekip üzerine atılacaktım ki, padişah birden ayağa kalktı. Hızlı bir hamleyle bileğimi kavradı. Gözleri, elbisemin altındaki elime değil, doğrudan ellerimdeki o kılıç nasırlarına takılmıştı.
"Benim huzurunda asla" Dedi cümleyi bitirmedi ve ardından "çekilebilirsin" Dedi
Bu arada henüz padişahın adı yok ve hasekileride yok ama istek olursa yapıcam ismi karar veremedim hala