Topkapı Sarayı’nın o devasa demir kapısı arkamdan güm diye kapandı.
İçimden, "Tamam Ilona," dedim. "Geçmiş bitti, burası artık senin cehennemin."
Beni çekiştirerek Harem’in loş koridorlarından geçirdiler.
Doğrudan o mermer, devasa hamamın içine fırlattılar.
Kalfalar, cariyeler bir anda başıma üşüştü.
Üzerimdeki o yırtık pırtık, kanlı beyaz elbisemi resmen zorla yırttılar.
Sırtımdaki kılıç yaralarını ve morlukları görünce hepsi fısıldaşmaya başladı.
"Bu ne vahşi bir şey böyle?" dedi bir tanesi, sarı saçlarımdan tutup kafamı sıcak suyun altına sokarken.
"Sultanın haremine kız değil, bildiğin cenk meydanından asker getirmişler"
Gümüş ibikten dökülen kaynar su başımdan aşağı indi.
Gözlerimi bile kırpmadan, beni yıkayan kadının gözlerinin içine dik dik baktım.
Kadın gözlerini kaçırıyordu tırstı tabii.
Hamamdan sonra önüme zümrüt yeşili bir şalvarla süslü bir entari fırlattılar.
Mecbur giydim.
Saçlarımı kurutup arkama saldıklarında, Harem’in en yetkili kadını, yani baş kalfa içeri girdi.
Elinde kalın, siyah bir defter vardı.
Tam karşımda durdu, çenemi sertçe kavrayıp yüzümü ışığa doğru çevirdi.
"Adın ne senin kız?" diye sordu, sesi hamamda yankılandı.
"Ilona," dedim, hiç de alttan almayarak. "Macaristan Kralı'nın-"
Lafımı bitirmeme izin bile vermedi.
Yüzüme okkalı bir tokat patlattı.
Başım yana düştü, ağzımın kenarından sızan kanın tadını aldım.
Gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde içimdeki nefret büyüdü.
Ama kendimi tuttum, "Dur," dedim içimden. "Zamanı değil."
"Unut o adı!" diye tısladı baş kalfa. Deftere büyük harflerle bir şeyler karaladı.
"Burada krallar da, prensesler de kapının dışında kalır."
"Bu sarayda artık ne bir adın var ne de bir geçmişin."
Sonra arkasını dönüp haremdeki diğer kızlara bağırdı:
"Bunun adı bundan böyle Ahudur herkes onu böyle çağıracak!"
"Padişah efendimizin fethettiği toprakların bir parçası olduğunu unutmasın!"
Kızlar arkamdan kıkırdaşırken, ben içimden o ismi tekrar ettim.
Ahu*
Beni küçümsemek için koydukları bu isim, çok yakında bu sarayın en büyük kabusu olacaktı.
Akşamüstü, harem taşlığındaki o büyük şöminenin başında diğer kızlar nakış işliyordu.
Bense bir köşede sinsice bekliyordum.
Gözüme, kalfaların kumaş kesmek için masaya bıraktığı ucu sivri, demir makas takıldı.
Kimsenin bakmadığı o anı kolladım.
Yüreğim ağzımda atarken öne doğru bir adım attım.
Elimi hızla uzatıp makası kaptım.
Ve yeşil entarimin altına, doğrudan sağ çizmeme gizledim.
Sert demir tenimi soğukça kesti ama gülümsedim.
Artık hazırdım.
Padişah efendiniz Ahu ile tanışmak istediğinde...
Ona layık olduğu selamı verecektim Ama Ahu olarak değil Ilona olarak