Var olmak için içimizde bekleyen o tomurcukların ilk çatlayışları. Gerçekten hayat buluyorlar mı yoksa bir sanrı mı hepsi? Bir şeyler var olmak için her zaman içimizde mi beklemektedir? Yoksa o şeyleri biz mi yoktan var ediyoruz? Peki ya bize zorla var olduğu dayatılan şeyler nedir? Ya da var olup da olmadığına inandırıldığımız şeyleri kimse fark etmez mi ?
-Beyaz Anka
5 Yıl Önce
SAKU
-Beni duyuyormusun. Uyan lütfen uyan. Hayır lütfen ,lütfen.
Çok karanlıktaydık. Bir şekilde telefonumu bulmam gerekiyordu. Bir elimle onu tutuyordum ki yerini kaybetmeyeyim diye. Diğer elimle telefonumu bulmaya çalışıyordum. Gerçekten şehrin elektriği kesilmek için şu anı bulmuştu. Ellerim yetişmeyince ayaklarımla uzanıp telefona çarpmaya çalışınca uzaktan bir yerden titreşim duydum ve hemen telefonumu aldım. Ekranı kırılmış ve parmağımı okumuyordu. Delirecektim. Stresten bütün hücrelerim beni terk etmek istercesine içimde kıpırdıyordu şu anda. Derin bi nefes alıp sakinleşmeye çalıştım ve tekrar deneyince bu sefer ekran açıldı. Hemen ambulansı aradım ve telefonumun ışığını ona tuttum. Gözleri kan çanağı içindeydi. Burnu ağzı her yeri kandı. Gördüğüm gibi midemin sıkıştığını hissettim. Omuzlarıma sanki bir yük binmişçesine yere çöktüm. Hayır şu anda bayılamazdım. Onu kurtarmalıydım bayılamazdım.
-S..Saku..
Yaşıyordu. Bana elini uzattı . Elini tutmak için uzandığımda karnıma bir ağrı girdi ve kusmaya başladım. Sanırım bende çok su yutmuş olmalıydım. Gözlerim derin karanlığın içinde kararmaya başladı. Sanırım artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Kendimi onun yanına bırakmıştım. Geriye sadece dalgaların sesi kalmıştı.
LOTUS
Ona yazmak ve yazmamak arasında çok gidip geldim. Ama başka çarem yoktu. Tanıdığım tek kişi oydu ve benim bu proje için bir şekilde ona ulaşmam gerekiyordu. Numarasını silmiştim ama ezberimdeydi .Cesaretimi topladım ve numarasını kaydetmek için telefonu elime aldım . Farkettimki numarasının son rakamını hatırlamıyordum. Bir miydi yoksa iki miydi . Sanki yedi de olabilirdi. Ne yapsam acaba diye düşünürken görsel hafızam bana 7 olduğunu söyledi. Numarayı tuşladım ve M. Olarak onu kaydettim. Profil fotoğrafını görünce kendimi kötü hissettim. Aslında beni engellemediği için mutlu olmuştum amansızca. Fotoğrafına baktım. Değişmişti benden sonra. Hatta büyümüştü. Yüzünde bir donukluk vardı. Daha doğrusu bir sertlik vardı. Kendisi istediğinden dolayı o kasıntı erkek pozlarından değildi. Sanki yaşanmış bazı şeylerin sertliği vardı yüzünde. Son 5 yıl içinde neler yaşamıştı acaba. Fotoğrafa bakarken bir anda kafama dank etti. Ne yapıyordum ben. Daha hiç iletişime geçmeden bile beni manipüle etmişti. Resmen oturdum çocuğun hiç bilmediğim hayatına üzülüyordum. Yok ben buna yazamam. Kesinlikle olmaz. Ya beni yine kandırırsa. Ama tek şansımda o yazmam lazım. Tamam sakinim halledeceğim. İş görüşmesi gibi düşün karşındaki herkes olabilir. Sakin ve resmi bir dil ile işimi halledeceğim ve bitecek. Maksimum üç dört gün muhatap olacaksın ve yine numarasını sileceksin bitti bu kadar. Zaten ona yazarken de belirtirim yanlış anlamsın beni diye. Önce bi notlarıma ne yazacağıma karar vereyim.
“”
Selam. Uzun süre sonra aniden mesaj atmam seni rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlıktan dolayı özür dilerim. Amacım seni rahatsız etmek değil asla. Önemli bir iş için sana yazıyorum. Uzatmadan konuyu açıklayayım. Okulumuzun………. Klübüne üyeyim. Prof. Dr. Zeynep Toplu ile bu projeyi yönetiyoruz. Sizin okul ile bir anlaşma yapmamız gerekiyor. Araştırmamıza göre bu projeye uygun tek okul sizin okulunuz. Sana yazmadan önce Rektörlüğünüze ve bir çok bölümün bölüm sekreterine mail attım ama hala bir dönüş alamadım. Sosyal medya hesaplarından bile ulaşmaya çalıştım ama geri dönüş hala yok. Görüldü bile atmıyorlar. Yurt dışında olduğunuz için oraya gelme şansım hiç yok. Bu okulda okuyan tek tanıdığım insan sensin ve bu yüzdende sana yazmam gerekti. Bana yardımcı olursan çok memnun olurum. Tekrardan özür dilerim
“”
Mesajı henüz göndermedim. Şu an çevrim içi yazısı falan çıksa muhtemelen komple bu işten vazgeçerim. Baş parmağım ağırlaşmıştı resmen. Asla hareket ettiremiyordum. Eğer bu mesajı şu an atmazsam başka hiçbir zaman bu cesareti toplayamazdım. Parmağımı tuşa yaklaştırdım. Değmek ile değmemek arasında. Gözlerimi kapadım nefesimi tuttum. Kendimi inanılmaz derecede sıkıyordum şu anda. Mesajı gönderince sanki bir bombanın pimini çekmiş gibi hissedecektim. Elimi ileri geri hareket ettiriyordum. Ama asla ekrana değmiyordu ve.. mesajın gittiğine dair o ses geldi. Anında whatsapp dan çıktım ve telefonu yatağa attım. Hızlıca balkona çıktım ve nefes almaya çalışıyordum. Aptal çocuk senin yüzünden bir mesaj bile atarken dört yüz tane rolden role girdim resmen. Acaba cevap verecek miydi? Takacak mıydı beni ya. Belki de yalan söylediğimi sanacak. Rol yaptığımı falan. Neyse artık beklememiz lazım. Beklemek daha gericiydi.
İki saat olmuştu hala bir bildirim sesi yoktu. Mesajımı gördü mü hiçbir fikrim yoktu. Sohbete girmeyi geç telefonu elime almaya bile cesaretim yoktu. Saat çok geç olmuştu ve yarın okul vardı. İnternetimi kapatıp iyi bir uyku çekmek en mantıklısıydı. Daha fazla beklersem stresten üçüncü kolum falan çıkacaktı çünkü. Yatağıma girip her şeyin güzel olması için dua etim. Stresten uyuyamayacağımı bildiğim için her yere lavanta yağını damlattım. Gerçi şu an bu yağı damlatmak değil içsem belki işe yarardı.
İnanılmaz bir baş ağrısı ile uyandım. Tüm gece stresten kendimi kasmışım. Gözlerim masanın üstündeki telefona kaydı. Acaba gördü mü mesaj attığımı. Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Aslında onunla alakalı içimde hiçbir şey yoktu. Ama tekrardan geçmişimle bir bağlantı kuracak olmam beni çok korkutuyordu. Akademik başarı kazanmayacak olsam asla böyle bir şeye girişmezdim. Adını bile söylemediğim çocuğun nerde kaldı ona mesaj atmak.. Telefonumu alıp interneti açtım. Bildirim paneli boştu. Belki geç gelir diye biraz bekledim ama hala bir şey yoktu. Sohbete girdiğimde ise mesajımın hala iletilmemiş olduğunu gördüm. Acaba yurt dışında falan diye başka bir hat mı kullanıyordu. İyide ailesiyle nasıl konuşacaktı o zaman. İki telefonu olabilir miydi? Kesin iki telefonu var. Tabi ya başka ne olacak. Zaten şerefsizin teki bu az bile kalırdı. Neyse umarım yoktur ve işim hallolur. Başka türlü ne yapabilirim bilmiyorum çünkü. Biraz daha telefona baktıktan sonra okul için hazırlanmaya başladım.
Arabaya atladım ve radyoyu açtım. Uzun zamandır radyo dinlemiyordum. Kendimi çok nostaljik hissetmiştim. Uzun zamanda baya uzun zaman altı yaşında falandım herhâlde.
‘Sıradaki şarkı çok özel bir parça sayın dinleyiciler. Buradan bütün hikayesi yarım kalmışlara gelsin’
Anında radyoyu kapadım. Kesin bi boktan geçmişe ait şarkı çıkacaktı ve ben overthinkleyecektim bütün gün. En iyisi dinlememek. Bastım gaza okulun yolunu tuttum. Güzel güzel yolda giderken amansız sürekli her ota karışan merakım beynimi kemirmeye başladı. Acaba hangi şarkı diye.
‘Açmayacaksın hayır. Kendini üzmeye hakkın yok’
Dediğim gibi düğmeye hızlıca bastım.
‘’İçimde bir bela bu aralar ne dinlesem. Ne çalınsa aklıma hepsinde mevzu sen’’
Anında kapattım. Evet çok güzel bir şarkı. Ama niye çalıyorsunuz abi. İlla kazamı yapalım uçurumdan mı atalım kendimizi.
Yolu yarılamışken kendimi şarkıyı mırıldanırken buldum.
‘’Onunla geçinemedim, kokunla baş edemedim, hırkan ömrüme asılı hala’’
Kendime gelmem gerekiyordu. Yoksa yine düşündüğüm şeylerin rüyasını görebilirdim. Yoğun duygular hissettiğim zamanlarda değişik bir şekilde yaşanmışlıkların veya yaşanmasını istediğim şeylerin gözümün önünde çok gerçekçi bir şekilde gözüktüğünü görüyorum. Gözlerim açık rüya görmek gibi bir şey bu. Overthink de değil aslında. Ciddi anlamda hayalini görüyorum. O an etrafımdaki mekân değişiyor. Karşımdaki kişiyi görüyorum. Hissediyorum. Hatta kokusunu bile alabiliyorum. Bu gibi durumlarda o an beni birisi eliyle dürtmediği sürece kendime gelemiyorum. Taki duygum ve hayalim bitene kadar. Bazı zamanlarda bunu isteyerek yapabiliyorum. Özlediğim kişilerin yanına gidebiliyorum mesela. Onların seslerini gülüşlerini hatırlayabiliyorum. Özlem gidermek için harika bir özellik ama gerçek hayatta olmayan kişileri düşünmek iyileşme sürecini çok kötü etkiliyor. İşte bazen istemsiz bu evrenlere gidiyorum ve bu dışardaki hayatımı çok kötü etkiliyor. Derste veya arkadaşlarımın yanında bu şekilde dalmak sıkıntılar yaratabiliyor. İşte tam da bu yüzden şu an eskiyi düşünemem yoksa düş ülkesine gidip arabayla kaza yaparım.
…
-Lotus geç kaldığının farkında mısın?
-Hayır kanka daha yarım saat var.
-Hoca dersi erkene çekti. Sabah mesaj attı görmedin mi?
Ondan gelecek olan cevaba kendimi o kadar endekslemişim ki diğer mesajlara bakmak aklıma bile gelmemişti. Koşarak sınıfa geçtiğimizde hoca henüz gelmeyince rahatlamıştık.
-Saku çay ister misin?
-Olur bende geleyim kantinde içelim
İki çay alıp kantindeki favori masamıza geçtik. Masa kocaman yere kadar uzanan bir cam kenarındaydı. Cam bir bahçe manzarasına bakıyordu ve bahçedede sakura ağaçları vardı.
-İki sakura arasındayım dilek tutayım dedim
Saku güldü. Saku aslında gerçek ismi değildi. Onun adı sakuraydı. Çok uzun olduğu için ona saku demek daha kolayımıza geliyordu. Tabi ben arada onu sakura çiçeğim diye seviyordum.
-Naptın okulla bağlantı kurabildin mi?
-Hayır hiçbir mesajıma cevap vermiyorlar.
-E ne yapıcaz? Nasıl bağlantı kurucaz?
-Aslında ben bi bağlantı yolu biliyorum da denesem mi bilemedim?
-Ne kanka
-Boşver söylemesem daha iyi kızarsın
Durdu şaşkın gözlerle bana baktı. Gözlerini kıstı. Dedektif rolü yapıyordu. Saç telime dokundu. Havayı kokladı. Elleriyle kafamı tutup kendisine doğru çekti ve sessizce:
-Çabuk söyle
Bu hareketlerine güldüm
-ya kanka söyle söyle hadiii
-Birisi daha var yazabileceğim.
Durdu ve düşündü
-HAYIR!
Yere bakarak gülümsedim
-Öyle bi aptallık yapmadın dimi
-Kanka saçmalama tabikide..
-Yaptın.
Durdum ve yere baktım.
-Kanka sana inanmıyorum abi ona nasıl yazarsın.
-Saku ne yapabilirim başka şansım yoktu.
-İyi de sana asla cevap vermeyeceğini biliyorsun?
-Belki verir bilmiyorum belki insancıl bir zamanına denk gelirim.
Saku durdu ve yüzü ciddileşti. Aslında biraz üzülmüş gibide bakıyordu bana.
-Lotus. Cevap vermeyecek ve neden olduğunu biliyorsun dimi?
Tam cevap verecekken telefonum çaldı. Sınıf arkadaşlarımdan bir tanesi beni arıyordu.
-Hoca gelmiş sonra tekrardan konuşuruz bu konuyu.
Saku anlamsız bir şekilde yüzüme bakıyordu. Aslında kızmasını bekliyordum ama o daha çok kaygılı bir şekilde bana bakıyordu. Sanırım onu unutamadığımı falan düşünüyordu. Böyle bi durum yoktu. Onu tamamıyla unutmuştum. Sadece bazen içimde ufak sızılar hissedebiliyordum. Ama bununda geçeceğini biliyordum.
Okuldan sonra Saku ile yemek yemeye gittik. Kore restorantı açılmıştı okulumuzun cok yakınına. O sushi seviyordu ben de ramen. Saku düşünceli bir şekilde duruyordu ve bana bakmamaya çalışıyordu.
-Bir sorun mu var?
-Yoo kanka normalim
-Saku dersten beri bi düşüncelisin ve yüzün inanılmaz düşük.
-Acıktım kanka ondandır.
-Sen ona geri döneceğimi falan düşünüyorsun dimi?
-Kanka ne alaka acıktım sadece
Kesin yalan söylüyordu ya da bambaşka bir şey vardı.
-Bence öyle düşünüyorsun. Sormaya çekiniyorsun ben kızarım diye. Şimdiden söyleyeyim böyle bir durum yok. Ona geri dönmekle alakalı en ufak bir hissiyat bile yok içimde. Sevgi vesaire hiçbir şey hissetmiyorum. Sadece gerçekten akademik olarak bu başarıya ihtiyacım var ve senin de bildiğin üzere bilet alıp oraya gitmek dışında her yolu denedim kimse bana geri dönüş yapmıyor. Zaten bak ona şöyle bir mesaj yazdım.
Ciddi bir yüz ile beni dinliyordu. Acır gibi bakmasına hala anlam veremiyordum. Evet eski halim gerçekten acınası bir haldeydi ama şu an öyle değildim. Eskide kalmıştı o zamanlar bunu o da biliyordu.
Telefonumu açtım ve mesajımın halen iletilmediğini gördüm. Kesinlikle iki telefonu vardı. Mesajı Sakuraya gösterdim. İsteksiz bir şekilde telefonu elimden aldı ve okumaya başladı.
-iyi güzel yazmışsın.
Yüzünde hala tuhaflık vardı.
-İnanmıyorsun bana değil mi ?
-İnanıyorum da.. Sadece bazı korkular içimde uyanmaya başladı.
-Saku ben iyiym. Korkulacak hiçbir şey yok. Merak edilecek bir durum yok emin olabilirsin.
Sakura gözlerime baktı uzunca. Sanki başka bir şeyden endişelenir gibiydi.
-Sen öyle diyorsan öyle olsun.
Sessizlik kapladı etrafı. İkimizde karşıya bakıyorduk. Bu kadar gerilecek ne vardı yani. Biraz bu durumdan sıkılmıştım. Ortamı dağıtmak adına eve gitsem iyi olucaktı.
-Yavaştan kalkalım mı?
-Olur.
Sanki oda bu anı bekliyormuş gibiydi.
-Seni eve bırakayım mı?
-Yok ben biraz yürümek istiyorum hava cok güzel ve zihnimde açılır.
-Emin misin?
Hızlı hızlı kafasını salladı. Derin düşüncelerden kurtulmak için yaptığı bir hareket. Saku’nun genelde kendine ait yerleri vardır yaşadığımız şehrin içinde. Kendine ait diyorum çünkü o yerleri kendisi keşfeder ve başka kimseye öyle bir yerden bahsetmez. Genelde kafası dağınıkken ya da kendi başına vakit geçirmek istediğinde bu yerlere gider. Bu yerler bazen bir park olabilir. Küçük bir ormanın içinde bir salıncak olabilir. Ya da kimsenin gitmediği bir kafe. Beni de bu gizli mekanlardan birkaç tanesine götürmüştü. Sadece hayatındaki özel kişileri götürür gizli yerlerine. Hepsine götürmese de bir kaçına gitmem özel hissettiriyordu.
Arabayı park ettiğim yere gittiğimde gözüme karşıda duran insan yığınına takıldı. Sanırım kavga vardı. Biraz daha yaklaşınca bağırışları duymaya başladım. Korkuyla arabanın içine girdim ve kilitledim. Tam arabayı yola doğru sürecekken karşıdan gelen kişiyi görünce şok oldum. M. tamda karşımda yürüyordu. Kanımın donduğunu hissettim. Soğuk soğuk terliyordum. Seneler olmuştu onu görmeyeli. Bana yaklaştığını görünce hemen kafamı aşağı indirmeye çalıştım ve ani hızdan ötürü kafamla kornaya bastım. İnanılmaz utanç dolu bir andan sonra yavaşça kafamı kaldırdım ve hemen arka pencereden ona bakmaya çalıştım. Fakat gözükmüyordu. Arabadan indim ve gözlerimle onu aramaya başladım. Kocaman dümdüz dönemeci olmayan bir yolda nasıl aniden kaybolmuştu. Bir arabaya binmiş olsa bütün arabalar park halinde ve bu kadar hızlı bir araba dönemezdi. Yolun karşı tarafında bir ağaç fark ettim. Çalı gibiydi aslında belkide onun arkasındadır diye düşündüm. Yola doğru bir adım attım ve bir korna sesi duydum.
SAKURA
Lotus’a arkamı dönüp başka bir yola ayrıldığım gibi gözümden yaşlar akmaya başladı. Bu olayların tekrardan başa sardığını düşündükçe kafama ağrılar giriyordu. Onu tekrardan hayata bağlayabilmek için verdiğimiz çaba..
Kırmızı gölün yanındaki ormana doğru yol aldım. Zihnimi toparlamam gerekiyordu. Kendimce özel yerime doğru gidiyordum. Kaybetmemek için ağaçlara bağladığım iki kurdele vardı. Umarım bir gün bu ağaçtaki kurdeleleri dilek kurdelesi falan sanmazlar. Yoksa bu ağaç dolar da taşar. Bu ormanı her zaman çok sevmişimdir ve çok enteresan bulmuşumdur. Birkaç dakika ormanın derinliklerine yürüdüğünüzde karşınıza iki patika yol çıkıyor. Sağdaki yoldan giderseniz önünüze odunlardan bir duvar çıkıyor. Bu öyle insanların özenle yapmış olduğu bir duvar değil. Üst üste düşmüş veya sıkışmış ağaç gövdelerinden oluşuyor ve bu duvar metrelerce devam ediyor. Duvarı aştığınızda ise inanılmaz bir göl manzarası ile karşılaşıyorsunuz. Ben buraya ormanın gizli kristali adını verdim. Çünkü bu göl tam bir kristal gibiydi. Parlak ve şeffaf. İçindeki yüzen rengarenk balıkları görebiliyordunuz. Birkaç kütük ile kendi kendime yaptığım otantik oturma alanına geçtim. Defterimi ve termosumu çıkarttım. Karamelli kahveye bayılıyordum bu aralar. Biraz zihnimi dinlendirdikten sonra Lotus’u düşünmeye başladım. Kendisinin iyi olduğunu sanıyordu. İyileştiğini sanıyordu. Yaptığı hamleyle de sanki bunu kanıtlarcasına bize gösteriyordu. Oysa halen kendi kurduğu dünyasında yaşadığının farkında değildi. Ne yapmam gerekiyordu gerçekten bilmiyorum. Onu fazla mı kendi haline bıraktım diye düşünmeden edemiyordum. Birkaç ay yanında kaldıktan sonra artık kendi kendini idare edecek hale geldiğini bana inandırmıştı. Gerçekten kendine gelmişti. Mutluydu. Ama şu anda bu proje işi ve sonrasında tekrardan ona yazması.. Üstüne bir de umutla cevap beklemesi. Birkaç saat kristal gölünün yanında oturdum. Balıkları izledim onlara biraz simit ufaladım. Sonra ormandan çıktım. Lotus’u tekrardan kendi güvencem altına almaya karar verdim ve onu aradım. Telefonuna ulaşılamıyordu. Herhalde şarjı bitti diye düşündüm. Evine doğru yol aldım. Evine yaklaştığımda onu tekrar aradım ama yine ulaşılamıyordu. Endişelenmeye başlamıştım ve telefonum çaldı.
-İyi akşamlar. Sakura Deniz ile mi konuşuyorum?
-Evet buyurun benim.
-Lotus Rüzgar bir trafik kazası geçirdi. Durumu iyi. Hastane kayıtlarında birinci derece yakını siz olarak gözüktüğünüzden sizi aradık.
-Tamam ben hemen geliyorum hangi hastane..
Koşmaya başlamıştım. O an yanımda motorum yok diye içimden küfür ediyordum. Yolda bulduğum bir taksiye atladım. Soğuk soğuk terliyordum. Resmen donmuştum. Umarım gerçekten iyidir. Koşa koşa odasına gittim ve onu tekrardan hastane yatağında görünce ağlamaya başladım. Oda bana korkmuş gözleriyle bakıyordu ve oda ağlamaya başlamıştı.
-İyiyim iyiyim sakin ol..
-Emin misin kesin iyisin dimi.
-Evet kırık çıkık yok çok şükür. Her şeyim yerli yerinde dedi gülerek.
-Nasıl oldu peki sen mi çarptın yoksa.
Bir an duraksadı.
-Yok ben arabada değildim .. ben yolda yürürken bana araba çarptı.
- Bi yere mi gidiyordun.
-Hayır arabanın yanındaydım aslında.
-Kızım doğru düzgün anlatsana.
Gözlerini sürekli gözlerimden çekiyordu ve yüzü beyazlaşmaya başlamıştı. Bir şey sakladığı çok açıktı.
-Ben çok hatırlamıyorum. Doktor olabilir böyle şeyler dedi.
-Kanka gerçekten yalan söylemeyi bilmiyorsun.
-Ben sadece bir arkadaşımı gördüm sandım ve emin olmak için yola çıkmışım anlamadım araba geldiğini
-Kimi gördün.
-Sen tanımıyorsun.
-Kızım senin tüm arkadaşlarını tanıyorum. Kimmiş bu tanımadığım kişi.
-Of Saku ne yapıcaksın.
-Söyler misin? Merak ediyorum?
-Söylemek istemiyorum. Kızıcaksın.
-Kanka çocuk musun kızsam ne olcak.
-Ama napim geçende bana bu konuda kızdın.
Duraksadım ve düşündüğüm şeyin gerçek olmaması adına dua ettim. Şüpheli bakışlar atarak.
-Tam olarak hangi konu ve bu olayla nasıl bir bağlantısı var?
Pot kırdığının farkına vardı ve derin bir nefes aldı.
-Ben .. Ben onu ..
-Kimi?
- Onu gördüm.
- Kimi gördün?
- M.
Söylediği cevabı adeta kulaklarım duymak istemedi. Tekrardan emin olmak adına sordum.
-Nasıl yani?
-Ben arabadayken yanımdan geçti yürüyerek.
-Benzetmişsindir.
-Hayır diye bana çıkıştı. Oydu gördüm. Hatta beni görmesin diye kafamı eğdim sonra başımı kaldırdığımda çok enteresan bir şekilde kayboldu. Yani nasıl o kadar hızlı kayboldu anlamadım sonra bir ağaç vardı. Arabadan indim belki onun arkasındadır diye o tarafa yöneldim ve sonra işte bana araba çarpmış.
Duyduklarıma gerçekten inanmak istemiyordum. Sinir krizi geçirmemek için derin bir nefes alıp verdim. Sinirlenmekten dolayı bir kriz değildi, tamamıyla üzüntüden bir sinir krizi geçirmek üzereydim.
-Lotus. Onun artık burada olmadığını biliyorsun değil mi?
Duraksadı ve bana uzunca baktı.
-Belki gelmiştir... Ama merak etme zaten ben sadece proje için bana geri dönüş yapsın gerisi umurumda değil. Gerçekten.
Koyu kahve gözleriyle aynı bir ceylan yavrusunu andıran gözler ile bana bakıyordu. Ona sarılmakla yetinebildim o an sadece. Gerçek anlamda şu an ne yapacağımı hiç bilmiyordum.
Hastaneden çıktık ve taksiyle onun evine gittik.
…
-Sen uzan güzelce ben bize rezene yapıyorum.
Kafasını sallaya sallaya kanepeye geçti. Bir süre konuşmayacağı çok belliydi. Kafasının içinden konuşuyor şu anda ve inanılmaz bir kavga var içerde eminim. Çayları alıp yanına gittiğimde düşüncem doğrulanmıştı. Dümdüz karşı duvara nefes almadan bakıyordu. Umarım aynı şeyleri yaşayamayız diye dua ettim. Geldiğimi fark edince gözleri yavaşça çaya kaydı ve gülümsedi. Bu kızın manyak bitki çayı takıntısı vardı. Yazın hava 40 derece olsun gider yine bitki çayı içerdi. Bir sürü bitkinin ne işe yaradığını da biliyordu. Bu kadar şifacı bir karakterken kendine hiçbir faydası dokunmaması…
-Konuşalım mı?
-….
-Böyle susman sana iyi gelmiyor biliyorsun. Seni gerçekten zorlamayacağım ve üstüne gelmeyeceğim. Yeter ki biraz kafanın içindeki Lotusları susturabileyim.
Yine sessizce yere bakıyordu. Hızlıca ayağa kalktım.
-Tamam madem konuşmayacaksın ben gidiyorum sende çayını içip uyu.
-Gitme. Bu gece burada kalsan lütfen.
-Bi şartla burda kalırım oda benimle konuşursan.
-Yarın konuşsak şu an gerçekten kendimi iyi hissetmiyorum.
-Yarına kadar beynini yicen yani.
Bakışlarını aşağı kaydırdı. Yanına gittim ve dizine uzandım . Hemen tokamı çıkartıp saçlarımla oynamaya başladı. Elleri o kadar yumuşaktı ki saçıma dokunmasıyla birlikte aniden uykum geliyordu.
-Gerçekten onu gördün mü?
Lütfen hayır desin diye dua ediyordum içimden.
-Evet.
-Nasıl gözüküyordu yaşıyor gibi miydi?
-O nasıl soru. Yaşamasa nasıl yürücek?
-Bilmem belki uçuyordur.
-Ya Saku dalga geçme.
-Tamam tamam bişey demedim. Dışardan gülüyordum ama içerden sıçtık diyordum.
- Yolun karşısından geliyordu. Sonra korktum kafamı eğdim. İşte sonra..
-Tamam buraları biliyorum buraları bana anlattın.
-Hayır anlatmadım.
-Hastanede anlattın ya.. Hatırlamıyor musun?
Bana uzun uzun baktıktan sonra.
-Bir şeyler söylediğimi hatırlıyorum ama ne konuştuk hatırlamıyorum.
-Başını çarptın ondandır. Peki şu anda ne düşünüyorsun.
-Ben aslında bilmiyorum. Yaşadıklarımı düşününce kendim bu kadar çok mücadele etmişken onu böyle dinç görmek biraz canımı yaktı. İsterdim ki..
-Oda acı çeksin yataklara düşsün falan değil mi?
- Ya aslında tam olarak öyle değil gibi. Bilmiyorum işte. Sanki haksızlık gibi geliyor. Bütün her şeyi ben yaşamışken onun hiçbir şey yaşamaması.
-Emin misin onun hiçbir şey yaşamadığına.
-Niye böyle bir şey soruyorsun bir şey mi biliyorsun yoksa?
-Yok hayır ben normal sordum.
-Eminim. O her zaman hayatına devam ederdi. Her zaman ben üzülürdüm. Sonra o beni özlediğinde yanıma gelirdi. Gönlümü alırdı. Sonra her şey tekrarlanırdı.
-Sonra ne olurdu peki?
-Benimde şu anda tek düşündüğüm şey bu işte.
-Nasıl yani?
-Hatırlamıyorum Saku. Nasıl bir son yaşadığımı ben hatırlamıyorum. Bu ilişki nasıl bitti hatırlamıyorum. Sanki orayı kesip atmışlar gibi.
-Canım işte yine bir kavga olmuştu sanki.
Hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Günlerce bu olayı konuşmamızı hatırlamıyordu. Acaba cok yoğun duygulardı diye mi ?
-Bilmiyorum. Hep kavga ediyorduk ve garip olanda kazadan önce her şeyi hatırlıyor gibiydim. Sanki biliyor gibiydim. Kazadan önce bildiğimi hatırlıyorum ama işte neyi bildiğimi hatırlamıyorum.
-Doktor böyle şeyler olabilir dedi. Yavaş yavaş kendine geleceksin ve şu anda bilinç altının arka tarafında kaza kaosu yaşanıyor. Her şey düzelecek. Çayını bitir de uyuyalım.
Battaniyesini sürüye sürüye odasına doğru gitti. Bu gece o mışıl mışıl uyurken ben sabaha kadar ne yapacağımı düşünecektim sanırım. Sanırım bi vakit bulup doktoruyla tekrardan görüşmem gerekecekti.