İçeriğe geç

Lux Mortifera - Ölümcül Işık

Bölüm 4 · 9 dk okuma

Lux Mortifera - Ölümcül Işık

Bölüm 4

İNFAZ

ALYCIA

Lee'ye döndüm: "Onları ortadan kaldır."

Lee elindeki şok tabancasının küçük faz belirleyicisini sonuna kadar itti. Bu ölümcül düzey demekti.

Hücredekilerin son sözleri yakarış oldu:

"Lütfen yapmayın biz zararlı insanlar değiliz!"

"Dinleyin nolur-"

Onunla aynı anda Cole da tabancasına davrandı ve hücredekiler etkisiz hâle getirildi. Yere yığılan cansız bedenlerine baktım. Tüm bu ekipmanları nerden bulmuşlardı ve ne yapmayı planlıyorlardı? Bunları kabinlerine getirip saklamaları resmen intihardı. Bunu bilmeyen kimse olamazdı.

Fakat ben, ölüm emirlerini vermeden önce çok beklemiş ve tereddüt etmiştim. Hem de Cole'un gözlerinin önünde. Zaten üzerimde olan dikkatini daha çok üzerime çekmiş olmalıydım. Tam da sırasıydı gerçekten. Yeterince bela ile uğraşıyordum zaten. Cole'un bir dalkavuk olduğunu düşünüyordum. Bu İstasyonlar'ın en zeki mühendislerindne biriydi ve kolculuk yapmaktan başka ciddi görevleri de vardı. Bu yüzden o aptal sorumluluk bilinciyle en ufak yanlış hareketimi Brown'a iletiyor olmalıydı. Bunu Brown'ın benim her adımımdan haberdar olmasından tahmin edebiliyordum.

Hiçbir şey olmamış gibi en sıradan hâlimizle hücreleri taramaya devam ettik. Bu gibi olaylar pek yaşanmazdı, benim komutamda ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştık. Benim verdiğim emirle ölmüşlerdi. Bundan çok rahatsızlık duyuyordum ama sanırım yapacak bir şey yoktu. Bunu onlar tercih etmişti. Aklımda hâlâ o kitap-çipler vardı. Amaçları neydi, o çaldıkları çipleri nasıl kullanacaklarını öğrenmek mi? Gerçekten bu İstasyon'da eğitim isteyecek ve buna kafası çalışacak birileri olduğuna asla inanmıyordum.

Taramalar devam etti fakat ruh gibiydim. Hayatlarına son verdiğimiz insanları düşünüyordum, diğer yandan da zihnim Birleşmiş İstasyonlar'la ilgili öğrendiğim garip şeydeydi. Lee ile yalnız konuşmam gerekiyordu. Zaman daralmadan önce o da benim bildiklerimi bilmeliydi ve birlikte bir karar vermeliydik. Burada güvendiğim tek kişi oydu. Aldığım garip mailden haberdar olmalıydı.

Kane, Cassie ve Hideo ile İstasyonun ortasına yakın bir yerde karşılaştık. Son hücrenin taramasını yapıyorlardı. Sonunda bitmişti.

"Suç yakalamışsınız?" dedi Kane.

"Kabin zemininin altına kitap-çipler ve cihazlar saklamışlardı. Sızıntıyla bi alakası olduğunu sanmıyoruz." diye yanıt verdim.

"Zemin mi? Ne acemilik... Taradığımızı bilmiyor mu bunlar?" dedi Hideo.

"Peki genç miydiler?" diye sorduğunda herkesin bakışları Cassie'ye döndü. "Ne var? Merak ettim sadece." dedi omuzlarını silkerek.

Herkesin asabı bozuk gibiydi.

"Kane, Brown'a sonuçları sen iletir misin? Benim Köprü'ye geçmemi emretmişti. Öncesinde biraz işim var." dedim.

Hemen "Pekâlâ." dedi. Koyu renk gözlerini üzerime dikerken. Kane, Brown'la muhatap olmaya bayılıyordu zaten.

Diğerlerinin fark etmediğine, özellikle de Cole'un ilgilenmediğine emin olduğum bir anda Lee'ye kaşımla işaret yaptım. Kontrol odasının yakınındaki ekipman deposuna doğru ilerlemek için aralarından sıyrılıp uzaklaştım. Uygun vakti kollayıp peşimden geleceğini biliyordum.

Sanırım nasıl bir yol izleyeceğimle ilgili kararımı vermiştim. Lee'ye her şeyi anlattığımda benimle olmayı seçeceğine inanmaktan başka çarem yoktu. Yoksa uzay boşluğundaki bu sefil yaşamım, hayattaki tek dostumun beni fişlemesiyle son bulurdu.

Ekipman deposuna girip kapıyı kapattım.

***

LEE

Alycia'nın kısa bir an süren mimik hareketinden anladığım kadarıyla onu takip etmemi istiyordu. Ekipten sessizce sıyrıldım. Beni her ne için çağırıyorsa eminim ki kayda değer bir şeydi. Zaten dün geceden beri üzerinde bir tuhaflık olduğunu düşünüyordum.

Temkinli adımlarla takip edilmediğimden emin olarak ekipman deposuna ulaştım. Kapıya kartımı okutup içeri girdim.

"Kimse görmedi eminiz değil mi?" diye sordu.

"Ne oldu Alycia sen iyi misin bir sorun yok değil mi?"

"İyiyim, ama konuşmamız gereken korkunç şeyler var."

"Bekle, önce hücrenin giriş yetkisini yükselteyim. Birinin içeri dalmayacağından emin olalım." dedim.

Ben kapıyı kapatıp kilidin yetkisini yükseltirken Alycia kahverengi saçlarıyla oynuyordu. Çok stresli olduğunu anlamak zor değildi fakat nedenini çözmekte zorlanmıştım.

"Lee, hiç düşündün mü? Bu aptal hikâyelerin ne zaman son bulacağını?"

Elimi doğal bir hareketmiş gibi belime götürdüm. Temkinli davranıyordum.

"D710'u mu diyorsun?" diye sordum.

"Evet, İstasyonlar oraya vardığında hepimiz, hatta torunlarımız bile ölmüş olacak. Yaşamlarımız bu aptal teneke yığınının içinde birilerinin emirlerini uygulayarak geçecek. Çalışıp duracağız ama ne için? Kim için?"

Dikkatle söylediklerine odaklandım. Biliyordum ki bu sözler intihardı. Biraz sessizleştikten sonra sözüne devam etti.

"Asla tanımayacağımız nesiller için birer akılsız robottan bile daha acizce yaşayıp en ufak hatamızda infaz edileceğiz."

"İnsanoğlu yaşayabilsin diye, buna değmez mi?" diye sordum.

"Değmeyecek. İstasyonlar D710'a ulaştığında orada belki de şu anda var olmayan ırklar evrimleşmiş olacak, belki de gezegen hesaplayamayacağımız bir meteorla yok olmuş olacak. Son teleskop verileri bile felaketten öncesine ait. LastHubble'dan o kadar uzaktayız ki bize ulaşan veriler 100 yıl öncesine ait veriler. Elimizde gerçeğe dair hiçbir şey yok ve yaşamlarımızı bir ihtimal uğrunda kölelik yaparak harcıyoruz."

Söylediklerine nasıl bu kadar inanabiliyordu? Bunlar her zaman en salak insanların ağzında dolaşan sessiz fısıltılardı. Karşımda duran zeki kız bu cümleleri nasıl kurabiliyordu? Kurucu Kumandan Blake Birleşmiş İstasyonların hedefi olarak D710'u seçerken tüm bunları hesaplamış olmalıydı.

"Peki senin önerin nedir?" diye sordum.

"Bu aptal metalden kurtulmak." dedi kendinden emin bir şekilde.

Bunu nasıl yapacaktı ki? Gidecek başka bir yer mi vardı uzay boşluğunda?

Ani bir sesle irkildik. Kapı yumruklanmaya başladı. Brown'ın adamları mı gelmişti? Bu kadar çabuk gelebileceklerinden şüpheliydim...

"Alycia erişim ver!"

Cole'un sesi. Gelen Cole'du demek.

"Ne çeviriyorsunuz orda? Aç! Alycia aç yoksa..."

Yumruklamaya devam etti.

Alycia panik içinde düşünüyordu.

"Açacak mıyız?" diye sordum sakince.

Dudağını ısırarak yanıtladı.

"Bizi ele verir. Belki de Brown yoldadır bile. Kahretsin... Kahretsin!"

Cole kapıyı daha sert yumrukluyor ve yalnızca bağırıyordu.

"Alyca kapıyı aç! Hemen! Yoksa... Brown'ı çağıracağım!"

Cole'un tehdidine kısık sesli histerik bir kahkaha attım.

Brown'ı çağıracaksın ha...

"Lanet olasıca yalaka! Takip etmiş!" dedi öfkeyle. Kapsülün içinde bir sağa bir sola gidiyordu. Bense sadece bekliyordum.

"Kapıyı açmalıyız. Yoksa herkesi başımıza toplayacak." dedim.

Alycia bitkin bi vaziyette başını salladı.

Ben henüz bir şey yapmadan kilit sesi duyulmuştu bile.

"Erişim yetkisi geçerli. Kilit devre dışı."

Kapıya döndüğümde Brown'la göz göze geldik. Arkasında en yakın adamları ve Kane duruyordu.

Brown'ın adamları Alycia'yı iki kolundan yakalayıp şok cihazlarıyla yarı baygın hâle getirirken kapıda Cole ve Kane gergin yüz ifadeleriyle hücreyi izliyordu.

Brown tiksintiyle bakarak konuştu:

"Alycia Rolls, İstasyonlar Birliğinin ilkelerine ihanetten tutuklusun. Soruşturma için ifadesini alıp infaz edin! Daha fazla oksijenimizi tüketmesin."

.

.

.

Devam edecek

ALYCIA

Lee'ye döndüm: "Onları ortadan kaldır."

Lee elindeki şok tabancasının küçük faz belirleyicisini sonuna kadar itti. Bu ölümcül düzey demekti.

Hücredekilerin son sözleri yakarış oldu:

"Lütfen yapmayın biz zararlı insanlar değiliz!"

"Dinleyin nolur-"

Onunla aynı anda Cole da tabancasına davrandı ve hücredekiler etkisiz hâle getirildi. Yere yığılan cansız bedenlerine baktım. Tüm bu ekipmanları nerden bulmuşlardı ve ne yapmayı planlıyorlardı? Bunları kabinlerine getirip saklamaları resmen intihardı. Bunu bilmeyen kimse olamazdı.

Fakat ben, ölüm emirlerini vermeden önce çok beklemiş ve tereddüt etmiştim. Hem de Cole'un gözlerinin önünde. Zaten üzerimde olan dikkatini daha çok üzerime çekmiş olmalıydım. Tam da sırasıydı gerçekten. Yeterince bela ile uğraşıyordum zaten. Cole'un bir dalkavuk olduğunu düşünüyordum. Bu İstasyonlar'ın en zeki mühendislerindne biriydi ve kolculuk yapmaktan başka ciddi görevleri de vardı. Bu yüzden o aptal sorumluluk bilinciyle en ufak yanlış hareketimi Brown'a iletiyor olmalıydı. Bunu Brown'ın benim her adımımdan haberdar olmasından tahmin edebiliyordum.

Hiçbir şey olmamış gibi en sıradan hâlimizle hücreleri taramaya devam ettik. Bu gibi olaylar pek yaşanmazdı, benim komutamda ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştık. Benim verdiğim emirle ölmüşlerdi. Bundan çok rahatsızlık duyuyordum ama sanırım yapacak bir şey yoktu. Bunu onlar tercih etmişti. Aklımda hâlâ o kitap-çipler vardı. Amaçları neydi, o çaldıkları çipleri nasıl kullanacaklarını öğrenmek mi? Gerçekten bu İstasyon'da eğitim isteyecek ve buna kafası çalışacak birileri olduğuna asla inanmıyordum.

Taramalar devam etti fakat ruh gibiydim. Hayatlarına son verdiğimiz insanları düşünüyordum, diğer yandan da zihnim Birleşmiş İstasyonlar'la ilgili öğrendiğim garip şeydeydi. Lee ile yalnız konuşmam gerekiyordu. Zaman daralmadan önce o da benim bildiklerimi bilmeliydi ve birlikte bir karar vermeliydik. Burada güvendiğim tek kişi oydu. Aldığım garip mailden haberdar olmalıydı.

Kane, Cassie ve Hideo ile İstasyonun ortasına yakın bir yerde karşılaştık. Son hücrenin taramasını yapıyorlardı. Sonunda bitmişti.

"Suç yakalamışsınız?" dedi Kane.

"Kabin zemininin altına kitap-çipler ve cihazlar saklamışlardı. Sızıntıyla bi alakası olduğunu sanmıyoruz." diye yanıt verdim.

"Zemin mi? Ne acemilik... Taradığımızı bilmiyor mu bunlar?" dedi Hideo.

"Peki genç miydiler?" diye sorduğunda herkesin bakışları Cassie'ye döndü. "Ne var? Merak ettim sadece." dedi omuzlarını silkerek.

Herkesin asabı bozuk gibiydi.

"Kane, Brown'a sonuçları sen iletir misin? Benim Köprü'ye geçmemi emretmişti. Öncesinde biraz işim var." dedim.

Hemen "Pekâlâ." dedi. Koyu renk gözlerini üzerime dikerken. Kane, Brown'la muhatap olmaya bayılıyordu zaten.

Diğerlerinin fark etmediğine, özellikle de Cole'un ilgilenmediğine emin olduğum bir anda Lee'ye kaşımla işaret yaptım. Kontrol odasının yakınındaki ekipman deposuna doğru ilerlemek için aralarından sıyrılıp uzaklaştım. Uygun vakti kollayıp peşimden geleceğini biliyordum.

Sanırım nasıl bir yol izleyeceğimle ilgili kararımı vermiştim. Lee'ye her şeyi anlattığımda benimle olmayı seçeceğine inanmaktan başka çarem yoktu. Yoksa uzay boşluğundaki bu sefil yaşamım, hayattaki tek dostumun beni fişlemesiyle son bulurdu.

Ekipman deposuna girip kapıyı kapattım.

***

LEE

Alycia'nın kısa bir an süren mimik hareketinden anladığım kadarıyla onu takip etmemi istiyordu. Ekipten sessizce sıyrıldım. Beni her ne için çağırıyorsa eminim ki kayda değer bir şeydi. Zaten dün geceden beri üzerinde bir tuhaflık olduğunu düşünüyordum.

Temkinli adımlarla takip edilmediğimden emin olarak ekipman deposuna ulaştım. Kapıya kartımı okutup içeri girdim.

"Kimse görmedi eminiz değil mi?" diye sordu.

"Ne oldu Alycia sen iyi misin bir sorun yok değil mi?"

"İyiyim, ama konuşmamız gereken korkunç şeyler var."

"Bekle, önce hücrenin giriş yetkisini yükselteyim. Birinin içeri dalmayacağından emin olalım." dedim.

Ben kapıyı kapatıp kilidin yetkisini yükseltirken Alycia kahverengi saçlarıyla oynuyordu. Çok stresli olduğunu anlamak zor değildi fakat nedenini çözmekte zorlanmıştım.

"Lee, hiç düşündün mü? Bu aptal hikâyelerin ne zaman son bulacağını?"

Elimi doğal bir hareketmiş gibi belime götürdüm. Temkinli davranıyordum.

"D710'u mu diyorsun?" diye sordum.

"Evet, İstasyonlar oraya vardığında hepimiz, hatta torunlarımız bile ölmüş olacak. Yaşamlarımız bu aptal teneke yığınının içinde birilerinin emirlerini uygulayarak geçecek. Çalışıp duracağız ama ne için? Kim için?"

Dikkatle söylediklerine odaklandım. Biliyordum ki bu sözler intihardı. Biraz sessizleştikten sonra sözüne devam etti.

"Asla tanımayacağımız nesiller için birer akılsız robottan bile daha acizce yaşayıp en ufak hatamızda infaz edileceğiz."

"İnsanoğlu yaşayabilsin diye, buna değmez mi?" diye sordum.

"Değmeyecek. İstasyonlar D710'a ulaştığında orada belki de şu anda var olmayan ırklar evrimleşmiş olacak, belki de gezegen hesaplayamayacağımız bir meteorla yok olmuş olacak. Son teleskop verileri bile felaketten öncesine ait. LastHubble'dan o kadar uzaktayız ki bize ulaşan veriler 100 yıl öncesine ait veriler. Elimizde gerçeğe dair hiçbir şey yok ve yaşamlarımızı bir ihtimal uğrunda kölelik yaparak harcıyoruz."

Söylediklerine nasıl bu kadar inanabiliyordu? Bunlar her zaman en salak insanların ağzında dolaşan sessiz fısıltılardı. Karşımda duran zeki kız bu cümleleri nasıl kurabiliyordu? Kurucu Kumandan Blake Birleşmiş İstasyonların hedefi olarak D710'u seçerken tüm bunları hesaplamış olmalıydı.

"Peki senin önerin nedir?" diye sordum.

"Bu aptal metalden kurtulmak." dedi kendinden emin bir şekilde.

Bunu nasıl yapacaktı ki? Gidecek başka bir yer mi vardı uzay boşluğunda?

Ani bir sesle irkildik. Kapı yumruklanmaya başladı. Brown'ın adamları mı gelmişti? Bu kadar çabuk gelebileceklerinden şüpheliydim...

"Alycia erişim ver!"

Cole'un sesi. Gelen Cole'du demek.

"Ne çeviriyorsunuz orda? Aç! Alycia aç yoksa..."

Yumruklamaya devam etti.

Alycia panik içinde düşünüyordu.

"Açacak mıyız?" diye sordum sakince.

Dudağını ısırarak yanıtladı.

"Bizi ele verir. Belki de Brown yoldadır bile. Kahretsin... Kahretsin!"

Cole kapıyı daha sert yumrukluyor ve yalnızca bağırıyordu.

"Alyca kapıyı aç! Hemen! Yoksa... Brown'ı çağıracağım!"

Cole'un tehdidine kısık sesli histerik bir kahkaha attım.

Brown'ı çağıracaksın ha...

"Lanet olasıca yalaka! Takip etmiş!" dedi öfkeyle. Kapsülün içinde bir sağa bir sola gidiyordu. Bense sadece bekliyordum.

"Kapıyı açmalıyız. Yoksa herkesi başımıza toplayacak." dedim.

Alycia bitkin bi vaziyette başını salladı.

Ben henüz bir şey yapmadan kilit sesi duyulmuştu bile.

"Erişim yetkisi geçerli. Kilit devre dışı."

Kapıya döndüğümde Brown'la göz göze geldik. Arkasında en yakın adamları ve Kane duruyordu.

Brown'ın adamları Alycia'yı iki kolundan yakalayıp şok cihazlarıyla yarı baygın hâle getirirken kapıda Cole ve Kane gergin yüz ifadeleriyle hücreyi izliyordu.

Brown tiksintiyle bakarak konuştu:

"Alycia Rolls, İstasyonlar Birliğinin ilkelerine ihanetten tutuklusun. Soruşturma için ifadesini alıp infaz edin! Daha fazla oksijenimizi tüketmesin."

.

.

.

Devam edecek

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.