Fransa ile Almanya arasında uzanan yemyeşil tarım arazileri, kanallar ve yel değirmenleriyle çevrili, yüksek taş surların ardında yükselen Lensori Kalesi'nde rüzgârlı bir temmuz gecesiydi. Lensori'de her yıl hasat mevsimi geldiğinde şenlikler düzenlenir, panayırlar kurulur, sokaklar müzik ve kahkahalarla dolardı. Bu yıl da hazırlıklar günler öncesinden başlamıştı. Köylüler bereketli tarlalarının sevincini yaşarken, soyluların yüzünü bambaşka bir mutluluk süslüyordu. Çünkü hasat onlar için bolluktan önce vergi demekti.
Lensori ve çevresi Avrupa'nın en verimli topraklarından birine sahipti. Halk yıl boyunca tarlaları eker, ürünlerini biçer, değirmenlerde una dönüştürür ve İspanya'dan gelen kervanlara satardı. Soylular ise kendi topraklarını işleyen köylülerden vergilerini toplar, kalenin güvenli duvarları ardında refah içinde yaşardı.
Dışarıdan bakıldığında Lensori, huzurun ve zenginliğin hüküm sürdüğü kusursuz bir krallık gibi görünürdü. Oysa kalenin taş duvarlarının ardında bambaşka bir dünya vardı. Aynı masada şarap içen lordlar birbirlerinin topraklarına göz diker, dostça edilen her sohbetin ardında gizli bir hesap yatardı. Gülümsemeler samimiyetten çok birer maskeydi. Herkes daha fazla güç, daha fazla servet ve krala biraz daha yakın olabilmek için sessizce fırsat kolluyordu. Lensori'nin en büyük savaşları surların dışında değil, görkemli salonlarının içinde yaşanıyordu.
Krallığın hükümdarı Alex artık elli dört yaşındaydı. Gücünün yavaş yavaş tükendiğini hissediyor, her gece Tanrı'ya kendisini biraz daha ayakta tutması için dua ediyordu. Gençliğinde babasından devraldığı tahtı şimdi oğluna bırakabilmekten başka bir hayali kalmamıştı. Ölüm düşüncesi yaklaştıkça çocukluğunu, anne ve babasını daha sık hatırlıyordu. Onlar onu doğduğu günden beri bu tahta hazırlamış, Alex de ömrünü bu mirasa layık olabilmek için harcamıştı.
Fakat babasıyla arasında önemli bir fark vardı. Eski kral toprağı halkına ihtiyaçları kadar dağıtır, vergileri ağırlaştırmaz, soyluların aşırı güçlenmesine izin vermezdi. Alex ise yıllar içinde bu dengeyi koruyamamıştı. Güçlü lordlar köylülerin topraklarını birer birer ellerine geçirirken çoğu zaman sessiz kalmış, hatta tahtını koruyabilmek için onlara taviz vermek zorunda kalmıştı. Şimdi ise yaşlanan kral, kurduğu bu kırılgan düzenin bedelini oğlunun ödeyeceğinden korkuyordu.
Kraliçe Alexa ile de tahta geçtiği yıl, yine böyle bir yaz mevsiminde evlenmişti. Bu evlilik ikisinin de seçimi değildi. Alexa, iki hanedan arasındaki ittifakı güçlendirmek için adeta siyasi bir armağan gibi saraya gönderilmişti. İlk yıllarında yeni hayatına yabancıydı; fakat zaman geçtikçe kraliçe olmanın yükünü omuzlamayı öğrendi. İnce ve zarif görünüşünün altında, yılların verdiği ağır sorumluluğu taşıyan güçlü bir kadın vardı.
On yıl önce dünyaya gelen oğullarına Luteus adını Alexa vermişti. Sarı saçları ve yeşil gözleriyle annesine benzeyen küçük prens, daha doğduğu gün kaderi yazılmış bir çocuktu. Doğduğu o sert ocak ayında, sanki kaleye bahar gelmişti. Kış sona ererken günlerce şölenler düzenlenmiş, bütün krallık veliaht prensin doğumunu kutlamıştı. Şimdi on yaşına gelen Luteus, her geçen gün biraz daha annesine benziyor, farkında olmadan da tahta biraz daha yaklaşıyordu.
Prensin dadısı Sara'nın hikâyesi ise saraydaki çoğu soyludan çok daha farklıydı. Tarım işçisi olmak için Lensori'ye getirilen yoksul bir ailenin en küçük kızıydı. Soylular, hizmetkârlarını çoğu zaman kaleye çalışmaya gelen köylü ailelerin çocukları arasından seçerdi. Alexa da yıllar önce Sara'yı yanına almış, ona okuma yazma öğretmiş, görgü kurallarını göstermiş ve kaderini değiştirmişti. Sara'yı zaman zaman öz kızı gibi sever, üzerine titrerdi.
Luteus doğduktan sonra Sara onun dadısı oldu. Kraliçenin sütü yeterli gelmediği zamanlarda prensi emziriyor, böylece yalnızca dadısı değil, süt annesi de oluyordu. Bir zamanlar sarayın taş zeminlerini silen genç kız artık günlerini veliaht prensle geçiriyor, sıradan bir hizmetçiden çok sarayın bir üyesi gibi yaşıyordu.
Ne var ki Lensori'de hiçbir ayrıcalık karşılıksız değildi. Bu kalede herkesin bir borcu, herkesin bir sırrı ve herkesin kaybedecek bir şeyi vardı. Hasat şenlikleri yaklaşırken kimse farkında değildi; bereketle başlayan bu yaz, krallığın kaderini sonsuza dek değiştirecek olayların da başlangıcı olacaktı kalede güçler el değiştirmeyi bekliyordu
Sonunda şenlikler saraydada başladı O gece Lensori'de şaraplar kaldırılıyor, şarkılar söyleniyor ve geleceğe kadehler tokuşturuluyordu. Hiç kimse, güneş bir daha doğduğunda krallığın artık eskisi gibi olmayacağını bilmiyordu.