İçeriğe geç

Lunareth

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Lunareth

Bölüm 1

Giriş: Bambaşka Bir Evren

Orman o sabah kuş sesi üretmedi.

Eldoria’nın ağaçları bazen susar. Bu, rüzgârın dinlendiği anlamına gelmez. Bu, bir şeyin dinlendiği anlamına gelir.

Nyxar bunu biliyordu.

Yosunla kaplı patikadan ilerlerken adımları neredeyse toprağa değmiyordu. Gölge, onun omzuna bir pelerin gibi yapışmıştı.

Önünde yükselen kalıntılar ilk bakışta sıradan görünürdü. Yıkılmış sütunlar. Kırık kemerler. Zamanın dişleriyle aşındırılmış taş bloklar.

Ama Nyxar taşın nefesini duyabiliyordu.

Adımını attıkça kapı aralığındaki çatlak biraz daha genişliyordu.

Bu yer, eski kayıtlarda adı silinmiş bir krallığa aitti. Haritalarda boş bırakılan bir gölge. Efsanelerde yarım cümle. Yanan bir tahtın ardından mühürlenmiş bir isim.

Nyxar içeri girdi. Tavan çökmüş, gökyüzü salonun ortasına yerleşmişti. Güneş ışığı, toz zerreciklerini yıldız taklidi yapmaya zorladı. Salonun merkezinde bir kaide vardı. Siyah mermerden. Üzerinde tek bir nesne.

Taç. Altın değildi. Gümüş değildi. Tanımlanabilir bir metal değildi. Yüzeyinde ince çatlaklar vardı, ama o çatlakların içinden ışık sızıyordu. Soluk, nabız gibi atan bir ışık.

Nyxar yaklaşırken kalbi alışık olmadığı bir ritim tutturdu.

“Bu mühürlü olmalıydı…” dedi kendi kendine.

Elini uzattı. Taç soğuk değildi. Sıcak da değildi. Canlıydı.

Parmak uçları metale değdiği an salonun içindeki hava tersine döndü. Işık yukarı değil aşağı aktı. Taşlar yerinden oynamadı ama gölgeler çığlık attı.

Nyxar geri çekilmek istedi. Geç kaldı.

Tacın içindeki çatlaklar bir anda genişledi. Işık büyüdü, yoğunlaştı, beyazladı. Kaidenin altındaki mermer yarıldı ve salonun ortasında bir halka oluştu. İçinde gece yoktu. Gündüz yoktu. Yıldız yoktu. Hiçbir şey yoktu.

“Bu… Eldoria’ya ait değil,” diye fısıldadı.

Işık onu sardı. Bir an için vücudu parçacıklara ayrılıyormuş gibi hissetti. Derisi, kemikleri, anıları… Hepsi ayrı yönlere çekildi. Kulaklarında uğultu değil, fısıltılar vardı. Bilmediği diller. Unutulmuş isimler.

Ve sonra zemin kayboldu. Düşmedi. Yürümeyi bıraktı.

Nyxar gözlerini açtığında; geniş ve yuvarlak bir yeşilimsi yüzeyin üzerindeydi. Bir tepeyi, bir gezegenin kıvrımını ya da uçsuz bir ovayı andırıyordu. Yüzey pürüzsüz görünüyordu; sanki rüzgarın hiç uğramadığı, ayak izinin bile olmadığı bir yer.

Yukarıda ise derin, lacivert bir gökyüzü uzanıyordu. Gökyüzü küçük parıltılarla doluydu; yıldızlar sanki kadife bir kumaşa serpilmiş tuz taneleri gibi görünüyordu. Sol üst tarafta parlak, sarımsı bir gezegen vardı ve etrafında ince bir halka gibi ışık uzanıyordu. Biraz sağında ise gökyüzünü kesen ince bir kayan yıldız ya da meteor izi dikkatini çekmişti.

Burası sessiz, boş ve gizemliydi. Ne şehir vardı ne insan sesi. Sadece bir gezegenin yüzeyi, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve evrenin sonsuzluğu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.