Karasu'da o gece hava öyle sıcaktı ki, insanın üzerine çöken yazı nefesinden bile hissedebiliyordun. Lunapark ışıl ışıldı; dönme dolabın ışıkları gökyüzünü kesiyor, çocukların çığlıkları müziğe karışıyor, uzaktan denizin sesi bütün bu gürültünün arasından kendine bir yol buluyordu. Ben ise sadece gondola bakıyordum. İçimde garip bir his vardı; sanki bir yere yetişmeye çalışmıyordum da, bir şeyin sonuna yetişmiş gibiydim. Gondola bindim. Kemerimi bağladım, motor çalıştı ve gondol yavaşça yükselmeye başladı. Aşağıdaki insanlar küçüldü. Lunaparkın ışıkları birer birer gözümün önünde kaymaya başladığında, tam o sırada müzik değişti. Arbat Remix çalmaya başladı ve ilk yağmur damlası yüzüme düştü. Ardından bir tane daha, sonra gökyüzü tamamen boşaldı. Herkes sağa sola kaçışmaya başladı ama gondol hâlâ havadaydı. Nedense hiç korkmadım. Kollarımı açtım, yağmur yüzüme vuruyordu. Sıcak yaz gecesinin ortasında, gökyüzünden buz gibi damlalar düşüyordu. Müzik yükseliyordu. Gondol sallanıyordu. O an, ruhumun gerçekten bedenimden ayrılıp gökyüzüne doğru uçtuğunu hissettim. Aşağı baktım, Karasu'nun ışıkları yağmurun içinde bulanıklaşmıştı. Deniz karanlıktı, insanların sesleri uzaktan geliyordu. Sanki bütün dünya aşağıda kalmıştı. Ben ise birkaç saniyeliğine başka bir yerdeydim. Ne geçmiş vardı, ne gelecek. Sadece o an, sadece yağmur, sadece müzik ve gökyüzü. Gondoldan indiğimde üzerim sırılsıklamdı ama garip bir şekilde üşümüyordum. İçimde hâlâ o birkaç dakikanın sıcaklığı vardı. Eve dönerken fark ettim; bazı geceler yaşanmaz, bazı geceler insanın içine işlenir. Yıllar geçer, mevsimler değişir, insanlar büyür. Ama bazen bir şarkı açılır, bir yağmur başlar, bir lunaparkın ışığını uzaktan görürsün ve bir anda kendini yeniden o gondolda bulursun. Belki de o gece ruhum gerçekten uçmadı. Belki sadece hayatımda ilk defa, bir anın ne kadar değerli olduğunu hissettim. Sahile doğru yürümeye başladık, lunaparkın ışıkları arkamızda kalırken. Gece artık daha sessizdi. Sahile vardığımızda deniz karşımızda uzanıyordu. Ay ışığı suyun üzerinde ince bir yol bırakmıştı. Yakamoz, karanlığın içinde parlayan küçük yıldızlar gibiydi. Bir süre konuşmadık, sadece denizi dinledik. Hafif bir rüzgâr yüzüme vuruyor, saçlarını usulca savuruyordu. Elini tuttum. Bu kez hiçbir şey söylemeye gerek yoktu. Çünkü bazı anlarda insanın söyleyebileceği en güzel cümle, sessizce yanında kalmaktır. Denizin sesi, rüzgâr, ay ışığı ve onun eli elimde. O an düşündüm; belki de mutluluk, insanların anlattığı kadar büyük bir şey değildi. Belki mutluluk; gecenin bir yarısı sevdiğin insanla sahilde yürümek, denizin sesini dinlemek ve hiçbir yere yetişmek zorunda olmamaktı. Bir süre sonra sahilden ayrılıp gece pazarına doğru yol aldık. Sokaklar hâlâ hareketliydi. Tezgâhların ışıkları geceyi aydınlatıyor, uzaktan insanların sesleri geliyordu. Yan yana yürüyorduk. Lunaparkın gürültüsü geride kalmıştı, denizin sessizliği de. Şimdi önümüzde başka bir gece vardı ama ikimizin de bilmediği bir şey vardı: O gecenin sonunda yaşayacağımız şey, bütün o güzel anıları gölgede bırakacaktı. İşte o an, kalbimde bir kıpırtı hissettim. Belki de o gece, aşkın ne kadar güçlü ve karmaşık olabileceğini öğrenecektim. Işıklar, müzik, yağmur… Hepsi bir araya gelerek, hayatımın en güzel yazlarından birinin kapısını aralayacaktı. Ama o kapının ardında neler olabileceğini bilmiyordum. O anı yakalamak için her şeyimi riske atmaya hazırdım. Çünkü bazen hayat, en beklenmedik anlarda, en güzel sürprizleri sunar.
Bölüm 1
Lunaparktaki Son Yaz
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.