İçeriğe geç

Lunapark Cinayeti

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Lunapark Cinayeti

Bölüm 4

BÖLÜM 3

Terry her zamanki gibi erken kalkıp hazırlandı. Evden çıkarken polis memurunun anlattıkları hala aklındaydı. Polis memuru ona katilin yakalanamadığını hatta kimliğinin tespit bile edilemediğini söylemişti. Terry bunu iyice düşününce katilin tecrübeli olabileceğini düşündü. Terry'e göre daha önce tecrübesi olmayan biri cinayeti işledikten sonra kanıtlardan bu kadar kolay kurtulamazdı. Şirketteki işi tamamen bittiği için bu gibi davaları şirkette araştırabilirdi.

Her zamanki yoldan gidiyordu. Ceset ve polis şeritleri orada değildi. İnsanlar tamamen kendi hayatlarına geri dönmüşlerdi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi... Ama orada birinin hayatı bitmişti. Umursamadan kendi hayatlarına dönen diğer insanların hayatının biteceği gibi... İnsanlar sanki olayları unutmuş gibiydiler. Hiçbirinin haberi yokmuş, öyle bir olay hiç olmamış, kimse ölmemiş, polisler gelip o alanı işaretlememiş gibi... Bu gerçekten doğru mu diye gidip o bölgeye baktı. Polislerin cesedin çevresine sıktığı beyaz spreyin izi hala duruyordu. Gerçekten mi? Yani insanlar bunu bilmesine rağmen yine de gündelik hayatlarına dönmüşler miydi? Anormal olan Terry miydi?

Her girişindeki gibi güvenlik görevlisine selam verdi. Güvenlik görevlisi Terry'nin selamını alıp ona şöyle cevap verdi: "Bay Kim bugün geç kaldınız. Umarım bir sorun yoktur."

Terry'nin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Aslında güvenlik görevlisi bunu şaka anlamında söylemişti. Terry de bunu biliyordu ama prensiplerinden ödün vermişti. Onu utandıran şey buydu. Sadece merakını gidermek için prensiplerinden ödün vermişti. Bu onun için utanç vericiydi. Diğer insanlar için gayet normal olan bir şey Terry için utanç vericiydi. Bu da onun anormal olduğunun kanıtıydı. Yani en azında Terry öyle düşünüyordu. Bu bir daha asla olmayacaktı. Bir daha asla ama asla hiçbir yere geç kalmayacak, prensiplerinden ödün vermeyecekti. Asla...

Odasına girdiğinde yüzü eski rengine dönmüştü. Kendi kendine konuşmaya devam etti: "Tamam, şimdi her şeyi kafandan at ve sadece şu cinayet olayına odaklan. Bunları cidden sadece bir merak yüzünden yaptığıma inanamıyorum. Çok aptalca! Neyse bir kere de benim hata yapmaya hakkım var bence." Biraz duraksadıktan ve kendini toparladıktan sonra masasına oturdu. Tarayıcıyı açıp bu olaya benzeyen haberler var mı diye baktı. Soruşturmaya hiç benzemeyen hatta hiç alakası olmayan haberleri bile okudu. Ancak hiçbir sonuca varamıyordu. Hiçbir şeyi bağdaştıramıyordu.

Terry'e göre bu cinayeti deneyimi olmayan biri işleyemezdi. Hiçbir tecrübesi olmayan biri arkasında hiç kanıt bırakmadan birini öldüremezdi. Zaten parmak izinin bulunamaması katilin eldiven taktığının kanıtıydı. Eldiven takan bir katil de önceden bir cinayet işlemiştir diye düşündü. Ancak bir olanak daha vardı parmak izinin bulunamadığı durumlarda... Bu olayın cinayet olmamasıydı. Ama böyle bir bedenin kendi kendine ölmesine imkan yoktu.

Kafası tamamen durmuştu. Zaten olayla alakalı bir haber bulamamıştı. O zaman bu... O zaman bu katilin daha önce işlediği cinayetlerden basının haberi olmadığı anlamına geliyordu. Yani canice öldürülen bedenler hâlâ bulunamamıştı. Terry bu olayın devamının geleceğine emindi. Çünkü bulmaya çalıştığı katil bir seri katildi. Yani Terry'e göre... Terry şu anda ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Polislerin soruşturma arama sitesine göz atmalıydı. Tabii ki bunu nasıl yapacağını çok iyi biliyordu.

Hiç gecikmeden polis memurunu aradı. Polis memuru teklifi kabul etmekte aşırı zorlansa da sonunda oğlunu düşününce benliğinden ve prensiplerinden o da odun vermişti. Tabii ki bilgisayarların IP adresleri devlet tarafından takip ediliyordu. Bu yüzden ikisinin en kısa sürede buluşması gerekiyordu. Polis memuru yarın buluşabileceklerini söyledi. Terry ne kadar yarına kadar bekleyemeyeceğini söylediyse de dinletemedi. Yarın buluşmak için anlaştılar. Terry beklemeyi hiç sevmiyordu. Biri onu bekletince kendini o kişiden alttaymış gibi hissediyordu. Yarını sabırsızlıkla bekliyordu.

YARIN...

Terry bugün çok mutlu kalktı çünkü dünden beri bu zamanı bekliyordu. Sanki yıllardır bekliyormuş gibi... Her zamankinden daha mutlu bir şekilde evden çıktı. İş yerine tam vaktinde geldi. Yine her zamanki gibi güvenlik görevlisine selam verdi. Ofisine girer girmez ceketini çıkarıp askıya asti. Askısı kişiliğinden kat ve kat renkliydi. Böyle desenli şeylerden nefret ederdi ama bu askı annesinin en sevdiği askıydı. Annesi böyle desenli şeylere bayılırdı. Bir de antika malzemelere... Bu yüzden evleri - daha doğrusu artık sadece onun eviydi- full antika doluydu.

Gelir gelmez masasının üstünde bir paket gördü. Paketin kargoyla gelmediği belliydi. Çünkü sadece kese kağıdına sarılmıştı. Üstünde kırmızı bir kurdele vardı. Tam paketi açacakken güvenlik görevlisi ofisin kapısını çaldı: "Bay Terry size bir paket geldi." Terry paketi güvenlik görevlisinden paketi aldı. Görevli tam çıkarken Terry "Kimden geldiği belli mi ya da bir not var mı acaba?" diye sordu. Güvenlik görevlisi başını olumsuz yönde salladı.

Terry iki paketi de masasının üstüne koydu. İki paketi de iyice inceledi. Birileri ona şaka mı yapıyor diye etrafına bakındı ama kimse yoktu. Bir birini bir diğerine bakıyordu. Once hangisini açmalıydı? Karar vermişti tabii ki çok basitti. Önce geleni önce açacaktı. Paketi açmak için kurdeleye dokundu. Kurdelenin ıslaklığını hissetti. Elini kontrol etti islanmış mı diye. Parmaklarına baktığında elleri de kırmızıydı. Boyamışlar mıydı? Yoksa... Yoksa bu kan miydi? Imkanı yoktu. Kurdele kusursuzca boyanmıştı. Eğer kimse doğranmadıysa bu kadar kanı bulmak çok zordu. Bir dakika... "Ne dedin sen Terry? Yanılıyorum değil mi? Bana şaka yapıyorsunuz değil mi?" Terry inanamayip elini kokladı. Evet bu kanın kokusuydu... Terry birden teninde bir sıcakli hissetti...

Terry'nin tenindeki sıcaklık neydi? Paketteki kan neydi? Her şey birbirine girmişti. Paketlerde ne vardı? Paketleri kim göndermişti?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.