İçeriğe geç

Lunapark Cinayeti

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Lunapark Cinayeti

Bölüm 2

BÖLÜM 1

Terry yine her zamanki gibi evden tam vaktinde çıkmış işe gidiyordu. İnsanların bir yere toplaştığını gördü. Ne olduğunu merak etti ama işine geç kalmamalıydı. Yani onun prensiplerine göre. Yaklaşık 30 dakika içinde iş yerine gelmişti. O işe geldiğinde genelde iş yerinde şirketin güvenlik görevlisi ve CEO'su dışında kimse olmazdı. Bu onu rahatsız etmiyordu. Aksine mutlu ediyordu. Kapıdan her geçişinde göreviye selam veriyor CEO ile de sadece çağırılması sonucu muhatap oluyordu.

O işe geldiğinde iş yerinde şirketin güvenlik görevlisi ve CEO'su dışında kimse olmaması onu mutlu ediyordu çünkü o teklik duygusu.. O duyguya bayılıyordu. Kendini eşsiz hissediyordu. Bu duygu hangi olaydan kalma bilmiyordu. Ama bu duyguyu bir daha yaşamak için her şeyi yapardı. Bu duygunun küçüklüğünden kalmadığına emindi. Babasının onu terk edişi ve annesinin gözleri önünde öldürülüşü dışında küçüklüğünden kalan hiçbir şeyi net hatırlamıyordu. Hatırlaması gereken bir şey olduğunu da düşünmüyordu. Çünkü çocukların onunla dalga geçişlerini hatırlamak bile onun için acı vericiydi. Çocukluğunun yalnız geçmesine üzülürken şimdi o duygunun eşsizlik olduğunu düşünüyordu. Çünkü onu kıskanan çok fazla kişi vardi.

Yaklaşık yarım saat sonra..

Çalışanlar yavaş yavaş işe gelmeye başlamıştı. Terry'den sonra genelde ilk Bayan Gloria gelirdi. Bayan Gloria 30'larında bir kadındı. Yaşını hiç mi hiç göstermezdi ve çok bakımlı bir kadındı. Yeni boyanmış ipek sarı saçlar, ojeli törpülenmiş uzun tırnakları ve narin vücuduyla güzelliğiyle ışık saçıyordu. Ancak bir o kadar da saftı. Çevresinde nelerin döndüğünü anlaması biraz uzun sürerdi. Terry onun tam bir aptal olduğunu düşünüyordu. Gloria ona ne kadar yakın davransa da Terry ona hiç yanaşmazdı. Zaten işleriyle yeterince meşguldu. Öğle saatlerine doğru herkes elinde telefonla sağa sola koşturmaya başladı. Telefonu eline alan yüzünü ekşitiyor ve korkunç bir yüz fadesiyle telefonu geri yerine bırakıyordu, Terry yine ne olduğunu merak etti ama buna öğle arası bakabilirdi. Çünkü mükemmel (!) prensiplerine göre iş saatinde telefon kullanamazdı.

Yaklaşık 1 saat daha çalıştıktan sonra öğle saati gelmişti bile. Terry kendini daha fazla tutamayıp telefonu eline aldı. Telefonu eline aldığı gibi o da yüzünü ekşitti. Bu karşısına çıkan haberin doğruluğunu araştırdı. Gerçekten bu haberden iğrenmişti. En azından haber görüntüleri uygun olmadığından sansürlenmiş ve olay gerçekleştiği çevredeki insanların tepkilerine yer verilmişti. Bu yer... Haber görüntülerindeki bu yer ona çok tanıdık geliyordu. Sanki buraya her gün gidiyor gibiydi. Kendi kendine konuştu: "Hadi ama Terry diğerleri gibi aptal olma. Düşün, düşün, düşün." Tabii ya her gün işe geldiği yoldu. Ama bir dakika insanlarin orada toplanmasının sebebi bu muydu? Vay canına başından beri biliyor olabilirdi, insanlar o iğrenç şeyi cidden canlı canlı görmüşler miydi? O bedeni... O sıcak ve hala vücudunda kan dolaşan o cesedi. Resmen vücutta dalga geçip onu mahveden biri. O daha da iğrençti. Belki bu sefer babasından daha iğrenç. Terry elindeki telefonu "Umarım polisler en kısa zamanda onu yakalar." diyerek bıraktı.

Öğle arası bitmeden hızlıca bir kafeye gidip iş arkadaşlarıyla birer Karamel Macchiato söylediler. İş arkadaşlarının hepsi biraz önce çıkan haber hakkında konuşuyordu. Terry her zamanki gibi sessiz ve uyumluydu. Ancak onlar konuştukça sebebini bilmeden sinirleniyordu. Her zaman daha fazla konuşuyorlardı. Buna cidden sinirleniyordu. En sonunda patlamamak için kendini zor tuttu ki Bayan Gloria cesete neler yapildiği konusunu açmıştı. Bu konu Terry'nin de ilgisini çekmişti.

Bayan Gloria ilk kez düzgün bir konu açmıştı. Diğer çalışanlar bu konudan ne kadar iğrense de Bayan Gloria konuşmaya devam etti: "Gerçekten bir insan nasıl bu kadar cani olabilir? Bir bedene karşı bu kadar saygısızlık... Bu cidden zirveyi aşan bir konu. Önce bayıltıp sonra eziyet etmiş resmen. Ne ile bayılttığı bile merak konusu. Önce bayıltıp sonra..." arkadaşlar daha fazla bu sözlere dayanamayıp onun sözünü kesti: "Bayan Gloria lütfen, bu konuyu kapatalım Ağzımın tadı bozulmasın." Bayan Gloria sözünün kesilmesine birazcık alınmış olsa da yine de iş arkadaşlarının söylediğini onayladı. Kendi sözü kesildiğinde Terry'e göre sorun yoktu ama başka birinin sözü kesildiğinde o kişi yerine sinirleniyordu. Çünkü kendi sözünün kesilmesine çocukluğundan alışmıştı. Asıl sessizliği de bu yüzdendi. Bu yüzden konuşmayı da sevmezdi. Gerçekten artık burnundan soluyordu.

İş arkadaşlarıyla arasını bozmamak için biraz hava almaya çıkacağını söyledi. Dışarı çıktığında kendi kendine konuşmaya başladı: "Evet, hiçbir şey değişmemiş. Çocukluğumla aynı. İnsanlar hala boş boş konuşuyor. Sadece boş boş. Tabii ki cinayete hak vermiyorum ama Ne bileyim işte onların hiçbir şey bilmeden konuşması canımı sıktı, Katilin neler yaşadığını da bilemeyiz sonuçta. Tabii her ne yaşarsa yaşasın hiçbiri bir insanın canına kıyma hakkın ona vermiyor Dediğim gibi sadece onların hiçbir şey bilmeden konuşması... İşte bu beni öldürüyor. Neyse en azından biraz sakinleştiğime göre gidebilirim Ama onların yanına şimdi gidersem daha çok sinirlenebilirim Bu yüzden onlar gerçekten konuyu kapatana kadar biraz daha burada beklemeliyim.

Terry bir 15 dakika daha dışarıda bekledi.

Sonrasında içeri girdiğinde İş arkadaşları yavaştan toplanmaya başlamıştı. O da eşyalarını topladı ve hep beraber kafeden çıktılar. İş yerine giderken Terry tekrar konunun açılmaması için dua etti. İş arkadaşları birden mucizevi bir şekilde işten konuşmaya başladı. Terry'nin duası kabul olmuştu. Üstüne üstlük birden iş hakkında konuşuyorlardı. Tabii bu daha Terry'nin fazlasıyla ilgi alanına giriyordu.

Sonunda iş yerine geldiler. Şimdi tekrar çalışmaları gerekiyordu ve öğle yemeğinden sonra herkes mayışmıştı. Tabii tere dışında herkes... Terry işini severek yapıyordu ve hiçbir şeyi aceleye getirmiyordu. Her şeyi tam zamanında yapıyordu. Tıpkı sabahki kahvaltısı gibi... İş konusunda tam konsantre idi. Hiçbir şey onun için işten önemli değildi. oraya gerçekten çok fazla çaba ve yorgunlukla gelmişti. Bu yüzden diğerleri gibi işinden bezmektense bunun tadını çıkarmayı tercih ederdi. İşine tam dikkat kendini verdikten sonra reklamın grafiklerini tasarladı. Şimdi sadece birkaç tanesi arasında seçim yapmalıydı. Ama bundan önce acı mı acı bir kahveye ihtiyacı vardı. Uykusu gelmemişti. Sadece fazla yorulmuştu. Sadece öğle vakti gerçekleşen olay bile onu yormaya yetmişti. Hemen gidip kahvesini aldı ve tekrar masasına geçti.

Masasında kahvesini yudumlarken kendi çizimlerine baktı. Kabataslak olarak kendi çizimlerine... Hiçbiri bilgisayarda değildi. Her birinden emek akıyordu. Bunları reklamlarda kullanmayı çok isterdi. Çünkü artık tüm şirketler bilgisayar üzerindeki tasarım uygulamalarını kullanıyordu. Terry'e göre reklam kültüründe alışılmadık bir düzene geçilmeliydi. Reklamların birbirinden tamamen farklı olması gerektiğine inanıyordu. Bu yüzden kendi çizimlerini de kullanmak istiyordu. Ama bir şey onu durduruyordu. Bu şey ne onun üstündeki şirket çalışanları ne de insanların ne diyeceğiydi. Bu şey kendisiydi.

Kendisi her karar verdiğinde bunun arkasında dururdu ve kararın doğruluğundan emin olurdu ya da en iyi seçenek olduğundan. Ama bu sefer bunun en iyi seçenek olduğunu düşünmüyordu. Bu şirketi büyük zarara uğratabilirdi. Nasıl olsa Terry'nin varlığı şirket için çok önemliydi. Çünkü bir şirket reklamı olmasa batardı. Çünkü reklamlar şirket için her şeydi. Çünkü reklamlar şirketin tanıtımını yapardı. Şirketin kazancını arttırır ve onları alışıldık yapardı. Her zaman alışveriş yapılan yer. Bu büyük bir unvandı. İşte bu yüzden reklam yoksa şirket de yoktu. Bu reklam işini de Terry yürüttüğü için şirket için paha biçilmezdi. En azından o böyle düşünüyordu. Çünkü tanınan markaların çoğunun grafik tasarımcılarını biliyordu. Ayrıca onların yaptığı reklamları da izlemişti. Kendininkilerin daha iyi olduğunu düşünüyordu. Onların tamamen basitti. Sadece arkaya tek tonda bir renk koyup önüne de ürünlerini koyup buna reklam demişti. Buna rağmen ürünleri satıyordu. Terry'nin en çok güldüğü şeylerden biri de buydu. Kendi şirketinin yeni açıldığı zamanlar ürünlerindeki satışlar çok azdı ancak Terry'nin tasarladığı reklamlar cidden güzeldi. Buna rağmen satış yapılamayınca Terry "Belki bazen basitlik daha iyi olabilir" diye düşünmüştü. Sonrasında satışlar artınca Terry bu düşüncesinden vazgeçmişti.

Kahvesini bitirdikten sonra işini bitirip seçtiği tasarımı gerekli kişiye gönderdi. Ve işi bitmişti. Bu hafta yapacak bir işi yoktu. Ama Terry asla boş durmazdı. Sadece bugün fazla yorgundu bu yüzden işten erken çıktı. Bu sefer farklı bir yol tercih etti. O yoldan gideceğine ölürdü daha iyi. O cesedi görmek istemiyordu. Onu gördüğü an kusabilirdi Sadece haberdeki görüntüler bile aklına geldiğinde midesi bulanıyordu. Hızlıca eve gitmek istedi. Yoldan giderken şu cinayet olayına kafasını takmıştı. Katilin kim olduğunu, bunu neden yaptığını onu buna iten şeyi, bu konuyu tüm detaylarıyla merak ediyordu. Çünkü Terry de bir cinayet işlese bu şekilde işleyeceğini düşünüyordu. Önce kurbanını bayıltıp sonra ağzını dikerek... Bunu küçüklüğünden beri istiyordu zaten. İnsanları susturmayı... Eve geldi ve soğuk bir duş aldı. Sonrasında kendini yatağa bıraktı ve uzunca bir uykuya daldı.

İş arkadaşlarıyla bile arasını bozmak istemeyen bir kişi katille nasıl kavga edecek? Onu nasıl tuzağına düşürmeye çalışacak ve ona bu konuda yardım eden kim olacak? Hepsi bir dahaki bölümlerde...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.