Sabahın altısında tuvaletim gelmişti. Yataktan
kalktığımda Deniz’i gördüm, telefona bakıyordu. Yüzünde hüzün yoktu. Bu beni biraz olsun rahatlatmaya yetmişti, uyandığım gördü. “Günaydın Lucia, iyi uyuyabildin mi?”
“Sana da günaydın Deniz. Evet, iyi uyudum. Sen iyi misin? Dün çok içtin.”
”Ben gayet iyiyim ama bugün Türkiye’ye döneceğim 15 gün kadar rapor aldım.”
”Neden gidiyorsun?”
“Babam şehit oldu.” Bunu o kadar gururlu bir şekilde söylemişti ki.
Ne diyeceğimi bilemedim. “Bende cenazeye gelebilirim eğer istersen. Belki bir yardımım dokunur.”
”Gerek yok. Sen diğerlerine de söylersin.” Bavulunun fermuarını çekti ve odadan çıktı.
Veda etmemesine normalde takılırdım ama bu çok ayrı bir durumdu. Tekrar uyumaya çalıştım ancak uyuyamadım. Kızlar kalktılar. “Deniz nerede?” Onlara durumu anlatınca onların da gözleri doldu.
Derse girdik. Dersimiz edebiyattı. Bayan Smith Deniz’in neden olmadığını sordu. “Deniz Türkiye’ye gitti Bayan Smith.”
“Vay, vay! Deniz hanım isteyince gidebiliyormuş ha?!?!
”Bayan Smith, onun babası şehit oldu. O bir komandoydu. Haberi bugün geldi ve siz hala kozda suç arıyorsunuz?!???”
Chloe?!?!?!? O nereden biliyordu ki?!?!?
“Ah, ben bilmiyordum…”
”Öyleyse bilmediğiniz konular hakkında konuşmayın Bayan Smith!”
”Chloe Jevellopy! Bu ne saygısızlık! Müdüre gidin şimdi!”
Chloe ardına bakmadan müdürün odasına gitti. Ders bitimi yanına gittim ve müdürün sadece uyarı verdiğini öğrendim.
”Sen nereden biliyordun?”
”Nereden bildiğimin bir önemimi var?”
Derin bir sessizlik oluştu. Biraz sonra rehber öğretmenimiz yanıma geldi.
“Lucia, eşyalarını toparla. Annenler seni almaya gelmiş.”
Şaşırdım ama sonra onları ne kadar ihmal ettiğimi hatırladım ve odama çıktım. Bavulumu toplayıp danışmaya gittim. Anneme ve babama sıkıca sarıldım. Evimiz okuldan uzaktı. Hemde çok o yüzden yatılı kalıyordum. Arabaya bindik. “Eee okul nasıl gidiyor Luciacık?” dedi annem. Tam cevap verecekken “Samantha, çocuk zaten yeni çıktı. Eve gidelim akşam yemeğinde anlatır.” dedi babam. İşte buna çok sevindim çünkü yol boyunca uyuyabilcektim.
