Okulun tarihi konferans salonu, dışarıdaki sonbahar güneşini içeri almayan ağır kadife perdeleriyle kasvetli bir havaya bürünmüştü. Rektörün her yıl geleneksel olarak düzenlediği "Geleceğin Liderleri" adlı özel oturumu için okulun tüm varisleri geniş, deri koltuklarda yerlerini almıştı. Salonun havası; güç, rekabet ve konuşulmayan hesaplaşmalarla ağırlaşmıştı.
Jennie, en ön sıradaki yerinde dik bir duruşla oturuyordu. Üzerindeki keskin hatlara sahip siyah bir ceket, onun bu salondaki otoritesini bir kez daha vurguluyordu. Hemen yanında Jisoo, tableti üzerinden borsa grafiklerini kontrol ediyor; Irene ve Seulgi ise konsey adına oturumun düzeninden sorumlu olarak sıranın başında duruyorlardı.
Arka sıralardan gelen bir hareketlilikle Jennie başını hafifçe çevirdi. Lisa, yanında Rosé ile birlikte içeri girmişti. Aralarındaki o sabahki gerilim hâlâ tazeliğini koruyordu. Lisa’nın rahat adımlarla ilerleyip Jennie’nin tam iki sıra arkasına oturması, Jennie’nin ensesindeki tüylerin ürpermesine yetti. Lisa, sırtını koltuğa yaslayıp gözlerini doğrudan Jennie’ye dikti. Jennie önü dönük olsa da o bakışların ağırlığını üzerinde hissedebiliyordu.
Salonun diğer tarafında ise bambaşka bir enerji hakim idi. Taehyung, önündeki deftere rastgele çizimler yaparken hemen yanında oturan Jungkook ona doğru eğildi.
"Yine ne çiziyorsun?" diye fısıldadı Jungkook. Sesindeki o muzip ton, Taehyung’un konsantrasyonunu tamamen dağıtmıştı.
Taehyung kalemini durdurup yanındaki gencin yüzüne baktı. Jungkook’un bu kadar yakınında olması, garip bir şekilde göğsünde ince bir sızı yaratmıştı. "Sadece sıkıntı" diye mırıldandı Taehyung, sesini alçaltarak. "Bu konuşmaların her kelimesini ezbere biliyorum zaten."
Jungkook hafifçe kıkırdadı ve kolunu Taehyung’un oturduğu koltuğun arkalığına doğru uzattı. Parmakları neredeyse Taehyung’un omuzlarına dokunuyordu. "O zaman bana çizimlerini öğret. Belki ben sıkılmam."
Taehyung, Jungkook’un bu beklenmedik yakınlığı karşısında bir an afalladı. Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, Jungkook’un nefesini hissetmek mümkündü. Taehyung gözlerini hızlıca Jungkook’un gözlerine çıkardı; o an her zaman alaycı olan arkadaşının bakışlarında daha önce hiç görmediği derin bir yoğunluk vardı. "Öğretirim" dedi Taehyung, yutkunarak. "Ama bedeli ağır olur."
Jungkook’un dudaklarında tehlikeli bir tebessüm belirdi. "Bedeli ödemeye hazırım."
O sırada sahnedeki konuşmacı sözlerini bitirdiğinde salonda resmi bir alkış tufanı koptu. Tzuyu, arka sıradan Jennie’ye doğru eğilerek, "Yeni kızın gözleri bütün oturum boyunca senin üzerindeydi, haberin olsun." diye fısıldadı.
Jennie arkasına dönmedi ama bakışlarını yanındaki aynalı sütundan Lisa’ya kaydırdı. Lisa, yavaşça bileğindeki gümüş Cartier kelepçe bileziğiyle oynuyor, gözlerini Jennie’den bir an bile ayırmıyordu.
Oturum sona erip herkes ayağa kalktığında, Lisa Jennie’nin tam yanından geçerken duraksadı. Eğilip sadece Jennie’nin duyabileceği bir sesle konuştu:
"O ceket sana çok yakışmış Kim... Ama arkanda ne yaptığımı izlerken beni görmezden gelmen daha da çok yakışıyor."
Jennie cevap veremeden Lisa yürüyüp salondan çıktı. Jennie öylece kalırken, arka tarafta Jungkook ve Taehyung’un salondan yan yana, omuzları birbirine çarparak çıktıklarını fark etmedi bile. Bu okulda herkes bir şeylerin peşindeydi ve oyun yeni başlıyordu.
AAAA ÇOK TATLILAR.