İçeriğe geç

Love or Hate? || TaeKook

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Love or Hate? || TaeKook

Bölüm 1

0.1: Cinayet anını göremi

Jeon Jungkook'un anlatımı ile:

Saat gecenin bilmem kaçıydı ve ben hâlâ dışarıdayım. Genelde bir kaç arkadaşım ile gece takılır ve öyle girerdik fakat bu sefer bazıları içmişti ve sarhoş olmuşlardı.

"Junğoooğk, banaağğ bahğk!"

Mesela Jimin hyung gibi.. Grubumuz, Jin, Jimin ve Hoseok hyunglardan oluşuyordu ve hepsi benden büyüktü grubun en küçüğüydüm. Sarhoş olan kişilere baktım. Jimin ve Hoseok hyungtu. Ben ve Jin hyung ayıktık.

Dışarıdan gelen hafif ve hoş çiçek kokusu Jimin ve Hoseok hyungtan gelen içki kokularını bastırmaya yetmiyordu. Bir elimle burnumu kapatırken diğer elimle de Jin hyung'a yardım ediyordum.

"Jungkook.. JiHyun'a haber vermeliyiz. En azından Jimin'i alır."

"Hyung saat kaç farkında mısın? Gecenin 02.53'ü! Bu saate çocuğa ne diyeceğiz. 'Ya şey bu saate abin sarhoş oldu da gel al' mı diyeceğiz?"

"Ne diceksin başka?" Bana sorar ve yargılar gözlerle baktıktan sonra oflayıp önüne döndü.

Yolu yarılamıştık bile. Bu gece hep birlikte bende kalacaktık ve belki sadece on ya da yirmi dakika sonra evdeydik. Fakat Hoseok ve Jimin bu süreyi oldukça uzatıyordu. Genelde eve en yakın park kırk dakika uzaklıktaydı ve biz sadece bir buçuk saattir eve gitmeye çalışıyorduk.

Zar zor bahçe kapısına ulaştık. Anahtarı çıkartıp kapıyı açtım hepsi içeri girdi, bense ceplerimde telefonumu arıyordum. Yoktu. Ceplerime, Hyunglarda hiç birinde yoktu. Düşürmüştüm.

Jin hyunga söyleyip evden tekrar dışarı çıktım. Geçtiğimiz yollara dikkatlice bakıyordum fakat yoktu. Parka girdiğimde iki kişinin -hatta hayır iki kişiden fazlalardı- kavga ettiklerini gördüm. Telefonumu da gördüm çalıların oradaydı ve adamların tam arkasında kalıyordu.

Bulduğun büyük bir çalının arkasına saklandım ve dinlemeye başladım.

Önde duran ve elinde bıçak olan -bıçağı görünceki gözlerim bir anda fal taşı gibi açılmıştı- adam diğer zayıf ve sarışın adamın konuşmasını bekliyordu.

Bıçaklı adam konuştuğunda ne kadar da kalın sesli olduğunu fark ettim. "O kolye nerede? Bir daha sormayacağım!"

Adam turuncu saçlıydı. Kaslı ve boyu belki 1.70-1.75 arasıydı. Kısa olması bir şey ifade etmiyordu çünkü adam kas yığınıydı. Botları ve kıyafeti genelde izlediğimiz klasik mafya kıyafetlerine oldukça benziyordu. Yüzü o kadar yakışıklıydı ki bir erkek bile aşık olabilirdi. Yani.. kızları düşünemiyorum. Hafif dolgun dudakları, burnu gözleri.. mükemmeldi.

Adamın bağırması ile ondan gözlerimi ayırıp diğer zayıf adama baktım. Oldukça zayıftı. Bıyıkları ve sakalları karanlıkta bile gözle görülebilir şekilde uzundu. Evli olduğunu düşündüm çünkü yüzük parmağında bir yüzük vardı. Ayrıca adam belki otuzlu yaşların sonundaydı. Altında ki dize kadar gelen şort sayesinde diz altında ki yaralar açıkça belli oluyordu. Saçları yeni kesilmiş gibiydi.

Zayıf olan adam "Ben.. Gerçekten bilmiyorum. Yemin ederim ki ben almadım onu!" diyerek bağırdığı sırada adamın boynuna bir saniyede hatta belki bir salisede bıçak saplandı. Adam yere düştüğü anda kaslı olan yanına eğildi. Arkasında ki adam kna kocaman ve sivri bir balta verdi. Adam tek bir hamle ile adamın kafasını gövdesinden ayırmıştı. Kafa kuvvetin etkisi ile biraz ileri gitmişti. Ardından aynı balta ile tam göbeğinden aşağısına tek bir hamle yaptı ve kemiklerinin kırıkma sesi bile kulağıma gelmişti.

Gözlerim kocaman açtım ve ben bunları görecek kadar cesaretli değildim. Kaslı olan adam arkasındakilere işaret etti ve arabaya binip uzaklaştılar. Koşup telefonumu aldım ve polisi aradım.

Yarım saat sonra burdaydılar. Bana soru sormuşlardı. Klasik sorular işte. Neye benziyordu? Boyu kaçtı? Herhangi bir isim söylendi mi? vb. Sorular sorulmuştu. Polis izin verince kendimi eve koşarak attım. Kesinlikle uykuya ihtiyacım vardı. Diğerleri sızmıştı bile. Bende yatak odama gidip kendimi yatağa attım ve uykunun beli ele geçirmesine izin verdim.

-Sabah saat 08.38-

Telefonun arama sesi ile gözlerimi açtım. Bilmediğim bir numaraydı. Telefonu açıp uykulu sesimle alo dedim.

Jungkook:

Alo?

Bilinmeyen:

Günaydın. Ben cinayet polis memuru Kim Taehyung. Bu saatte rahatsız ettiğim

için gerçekten çok üzgünüm fakat

dün akşamla ilgili bir kaç soru daha

sormam gerekiyor. Umarım müsaitsinizdir.

Jungkook:

Ah tabii.. Sorabilirsiniz dinliyorum.

Taehyung:

Adamı bana bir kez daha tanımlama

şansınız var mı?

Jungkook:

Turuncu saçlıydı ve boyu muhtemelen 1.70-1.75 arasındaydı. Yüzü gerçekten çok simetrikti. Dün size söylediklerim bunlardı.

Taehyung:

Sizden bir isteğim daha olucak

ama kabul ederseniz hiç bir şekilde

zorlama olmayacak.

Jungkook:

Tabii. Söyleyin lütfen.

Taehyung:

Biliyorsunuz ki bu cinayet olayına

şahit olan tek kişi sizsiniz. Bu yüzden de sizinle bu cinayet çözme de

sizinle çalışmak istiyorum. Tabi.. kabul

ederseniz.

Jungkook:

Gerçekten mi? Ah.. Bu gerçekten mükemmel bir şey. Tabii ki kabul ederim! Ne zaman gelmem gerekiyor?

Taehyung:

Bugün müsaitseniz saat 12.30 gibi

size göndereceğim konuma yani

merkeze gelmeniz gerekiyor.

Jungkook:

Tamamdır. Nasıl isterseniz. Ee..

O zaman orada görüşmek üzere!

Taehyung:

Görüşürüz efendim.

Telefonumu kapatıp kendimi daha da uyandırmaya çalıştım. Koskoca Seul'de bu cinayete şahit olan tek kişiydim ve ben KİM TAEHYUNG İLE ÇALIŞACAKTIM! Evet evet.. O mükemmel, tüm davaları çözen Kim Taehyung'la birlikte çalışacağım.

Bunu bana sadece bir kaç gün önce söyleseydiniz asla inanmazdım. Yataktan paytak paytak yürüyerek kalktım ve hiç durmadan lavaboya koştum. Yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım ve biraz da olan bakım malzemelerinden sürdüm yüzüme. E tabii saçlarımıda taramayı ihmal etmedim. Altıma kargo pantolon tarzı bir kot giydim. Üzerime ise üstünde Harry Potter da olan 'Expecto Patronum' yazan bir t-shirt vardı.

Ev ahali hâlâ uyuyordu. Jin hyung'un yanına bir not bırakarak çıktım. Nota 'Hyung eve gelince her şeyi açıklayacağım ama şu an çıkmam gerekiyor. Siz kahvaltı edersiniz. Tabakların nerede olduğunu biliyorsunuz zaten.' yazarak yatağının yanına bırakmıştım.

Evden çıktığımda saat daha 09.02'ydi. Gerçekten çok erken fakat bir kafe tarzı bir yer bulup oraya oturacağım ve kahvaltı da edecektim.

Yanıma aldığım 'Wisteria 2 Acılarım Hükümdarı' kitabınıda bitirmem gerekiyordu. Çok kitap okuyan biriydim ve Wisteria serisi tarızı kitaplar çok hoşuma gidiyordu.

Daha yeni açılan bir kafe bulup içeri girdim. Kasaya doğru ilerlediğimde kasada tahminen yirmi üç yaşlarında bir erkek duruyordu. Saat daha 09.23'tü.

"Hoşgeldiniz Efendim. Nasıl yardımcı olabilirim?" dediğinde gülümsedim.

"Hoşbuldum. Ben üç tane patatesli poğaça alabilir miyim? Yanına da şu verirseniz.."

"Tabii," diyerek önce suyu kasaya koydu. Ardından da cam fanusun içinde olan patatesli poğaçalardan üç tane çıkartıp tabağa koydu. Ve bana doğru geldi. "Buyurun."

Teşekkür edip ve hesabı ödeyip en köşede duran bir masaya geçtim. Burası tahminimce yeni açılmıştı. Sırtımda olan sırt çantamı masada duran diğer sandalyeye koyup içinden kitabımı çıkartıp okumaya başladım.

Belki yarım saat sonra yemeğim bitmişti. Bende eşyalarımı alıp kalkmıştım. Saat 09.53 olmuştu. Ne geçmez bir zamanmış! Buraya yakın bir park biliyordum. En azından banklarda oturup kitaba devam edebilir ve saatin geçmesini bekleyebilirdim.

On dakikanın sonunda parka varmıştım. Boş masalı bir bank bulmak için şanslı günümdeydim sanırım. Ağaçlar, çiçekler öyle güzel kokuyordu ki gerçeklik algınız kaybedebilirdiniz. Kuşların cıvıltısı, kedi miyavlamaları, köpek havlamaları etrafı sararken çantamdan tekrar kitabımı çıkarttım.

Kitabı bitirmiştim. Kitabıbir sürü şaşırma ile bitirmiştim... Kitabı çantama koyduktan sonra telefonuma baktım. Saat 12.00 olmuştu. Tam bu sırada ise Kim Taehyungtan gelen konum mesajı içimi kıpır kıpır olmasına neden olmuştu.

Hayır ona aşık değildim tabii ki. Ama o o kadar yakışıklıydı ki yüzüne baktığınızda uğraştığı işin tehlikelerin bile unutuyordunuz.

Kalkıp otobüs durağına doğru gittim. Belki beş dakika sonra otobüs gelmişti. Kulaklığımı takıp kartımı bastım ve boş bir yer bulup oturdum. Otobüs genelde okuldan gelen ya da dönen öğrencilerle dolu olurdu ve yine öyle tabii.

Yirmi dakika sonra otobüsten indim ve bana gelen konumla aynı yerdeydim. Saat şu an 12.25'ti. Geç kalmamıştım. Polis merkezinin kapısını açtığım anda bir güvenlik yanıma gelip durdu ve eğildi.

"Hoşgeldiniz. Size nasıl yardımcı olabiliriz?"

"Ah.. Merhaba. Ben Jeon Jungkook. Dün olan park cinayetinden dolayı geldim. Bay Kim Taehyung'la bu sabah konuştuk."

"Oh.." sesi sona doğru incelmişti. "Tabii büyütün Kim Taehyung'un odası 3. kat 8. oda," diyerek bana alayla güldü.

"Teşekkür ederim."

Asansörü çağırıp beklemeye başladım. Bir kaç saniye sonra asansör geldi ve kapıları açıldı. İçeri girip 3. kata bastım. Gergindim ve bu belli oluyordu. Aynada kendime baktığımda bile bunu görebiliyordum ve Bay Kim'in bunu fark etmemesi imkansızdı.

Derin derin nefes alıp verdim. Sakin olmalıydım. Sakin olmalısın Jeon Jungkook. Asansörün 3. katta durması ve kapıların açılması ile sakinliğim bitmişti ama yerini daha da fazla basan heyecan almıştı.

Asansörden çıkıp Bay Taehyung'un odasını bulmaya çalıştım. Sekiz.. sekiz.. Buldum! Sağ koridorun sonunda yer alıyordu oda. Kapıyı tıklattım.

"Gel!"

Kapıyı açmadan önce çaktırmadan telefonuma baktım saat tam 12.30'du. Yavaş yavaş araladığım kapıyı elimle son kez ittirdim.

Ve karşımda o duruyordu. Kim Taehyung.

"Hoşgeldin," diyerek içten ve samimi bir şekilde gülümsedi bana.

"Hoşbuldum," dedim ve bende gülümsedim.

"Orurmak ister misin?"

"Uh? Ah tabii," dedim ve gösterdiği koltuğa oturdum. Elimden geldiğince sakin kalmaya çalışıyordum.

Kendisi de masasına geçti ve önünde ki dosyayı açtı. "Bir bakalım.. Adın Jeon Jungkook. 27 yaşındasın. 1 Eylül 1997'de Busan'da doğmuşsun. Arkadaşların genelde sana Jeongguk, Kook, Jeon, JungKook-shii, bunny derlermiş. Doğru mu?"

Tek nefeste söylediği şeylere ben bile şaşırmıştım. "Evet. Doğru," diyerek ona bakmaya devam ettim.

"O zaman asıl konuya gireceğim Jeon... Bizle bu vakada çalışmak ister misin?"

"Evet."

"Tamamdır. Şimdi sana bazı şeyler söyleyeceğim. Bunlar kesinlikle ama kesinlikle gizli kalmalı." Eli ile kendini ve beni gösterdi. "İkimiz arasında. Bu vaka gerçekten çok tehlikeli olabilir. Çünkü daha sana tam anlamıyla olayın nasıl gerçekleştiğini sormadık. Her hangi bir şeyde yaralanabilir, vurulabilir, bıçaklanabilir, sakat kalabilir ve en kötüsü ise ölebilirsin. Bunu asla unutma. Tamam mı? Hâlâ bizlesin değil mi?"

"Evet. Tabii ki. Küçüklüğümden beri babam silah eğitimi veriyor bana. O yüzden silahlar konusunda bilgilerim her hangi bir sorun olmaz diye düşünüyorum."

"Güzel..." Gülümsedi.

Çekmeceden bir kağıt ve kalem çıkartarak önüme koydu. "İmzala." Emir veren sesine karşılık kalemi elime aldım ve imzaladım. Kalemi elimden alıp tekrar kalemliğe koydu.

"Şimdi ise... Bir kaç anlaşma daha. Asla ve asla çalışanlarla yani ekibimiz ile duygusal bağ ya da ilişki kurmaya çalışma. Eğer buraya farklı bir neden ile geldiysen şimdiden kapı orada."

Kafamı sallayıp onayladım.

"Peki o zaman! Benimle gel. Başlıyoruz."

Bölüm sonu

1 yorum