İçeriğe geç

Love On Route 47 (Taekook)

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Love On Route 47 (Taekook)

Bölüm 6

─── ⋆⋅☆⋅⋆ ──𝟭.𝙨𝙚𝙯𝙤𝙣 𝟲.𝙗ö𝙡ü𝙢

Tekrardan merhaba,güzel çiçeklerim!Biliyorum,uzun zamandır yeni bölüm gelmedi ve sizi çok beklettim ama artık 'Love On Route' tam anlamıyla başlıyor!Aslında önceki bölümler bir giriş gibiydi.Yani hikaye şimdi gercek anlamda şekillenmeye başlıyor.Bu bölümü yazarken çok heyecanlandım ve elimden geldiğince uzun tutmaya çalıştım.Umarım beğenirsiniz keyifli okumalar! 💕

Müzik önerisi;

- Me enamoré - Shakira

-Starboy - The weeknd

- Me gusta - DTF

(Taehyung'un Anlatımıyla)

Sabahın ilk ışıkları odanın duvarlarına vuruyor,hafif rüzgar perdeyi usulca dans ettiriyordu.Hava'nın o tatlı serinliği,yazdan kalma bir sıcaklıkla birleşmişti.Eylül sabahları hep büyüleyciydi.İnsan ne tam olarak üşüyordu ne de terliyordu.Tam bir geçiş mevsimiydi.Gözlerimi araladım,henüz tam olarak uyanmış sayılmazdım ama odanın içindeki sessizlik uyku ile uyanıklık arasında kalmama sebep oluyordu.Bir süre daha yattığım yerden tavana baktım.Bugün okulun ikinci günüydü.Elimi saçlarıma götürüp hafifçe karıştırdım.Yumuşak tellere yayılan hafif dalgalanmayı hissettim.Sonra,istemsizce dün geceyi düşündüm.Restorandaki yani okuldaki yeni çocuk.

Aslında ilk başta dikkatimi çekmemişti ama bir süre sonra gözlerim ona kaymıştı.Calvin klein'in gri kot takımını giymişti.Alt ve üst o kadar uyumluydu ki bilinçsizce bile olsa stil sahibi biri olduğu belliydi.Asil dikkatimi çeken şey ise içine giydiği siyah crop olmuştu.Açıkçası böyle cesur bir tarzı tercih eden birini görmek nadirdi.İnsanlar başkalarının düşüncelerine çok fazla önem verirdi ama o,bundan hiç çekinmiyor gibiydi.Özgüven mi yoksa ,sadece umursamazlık mı?Bilmiyordum.Ama bu,ilgimi çektiği gerçeğini değiştirmiyordu.Düşüncelerimi bir kenara bırakıp,yavaşça yatağımdan kalktım ve aynaya göz attım.Saçlarım hafif dağılmıştı,üstümde ise geniş bir tişort vardı.Yorgun ama doğal bir görüntüydü.Gözlerimi ovuşturup banyoya yöneldim.Musluğu açıp yüzüme soğuk su çarptım.Bunu yapmak beni her zaman uyandırıyordu.Aynaya tekrardan baktım,her zamanki gibiydim ama bugün farklı bir gün gibi hissettiriyordu.Belki de hissetmek istediğim için öyleydi.Kol saatime baktığımda,yeterince zamanım oldugunu gördüm.Kısa ve ılık bir duş almak istedim ve bu yüzden hızlıca üzerimdekilerden kurtulup,kendimi duşakabinin içine attım.

(...)

Banyodan çıkan sıcak buhar,odanın içine hafifçe yayılırken aynadaki yansımama göz gezdirdim.Islak saçlarım alnıma yapışmış,su damlaları boynumdan aşağı süzülüyordu.Havluyu belime sıkıca doladım ve elimle buğulu aynayı sildim.Saçlarımı hafifçe karıştırarak banyodan çıktım.Odamda her şey yerli yerindeydi;bakım ürünlerim,parfümüm,saç kurutma makinem...Yavaş adımlarla aynanın önüne geçip saç kurutma makinesini elime aldım.Ilık hava tellerimi hafifçe dans ettirirken diğer elimle saçlarımı yukarı doğru şekillendirdim.Hafif nemli kaldığında durdurdum.Çok fazla ısı zarar verirdi,bu yüzden bu şekilde kalmasını seviyordum.Şimdi sıra en önemli adımdaydı,saç kremi.Avucuma bir miktar aldım,önce ellerimde ısıtıp sonra saçlarıma nazikçe yedirdim.Parmaklarımı aralarına geçirerek diplerden uçlara doğru dağıttım.Bu sayede hem parlak hem de yumuşacık olurdu.İstediğim gibi şekil alması için biraz da saç yağı sürdüm.Saçlarımın ışıkta hafifçe parladığını görmek,içimde bir gurur hissi oluşturdu.Bu işi yapmıştım.Ama tabii ki bakım sadece saçla bitmezdi.Cilt bakımı olmazsa olmazdı.Yüzümü ferahlatıcı bir tonikle temizledim,ardından nemlendiricimi nazikçe uyguladım.Hafifçe masaj yaparak yedirirken cildimin pürüzsüz dokusunu hissettim.Dudaklarım için de özel bir bakım uygulamak gerekiyordu.Küçük bir kutuyu açtım ve içinden vanilyalı dudak balmını çıkardım.Parmağımla hafifçe alıp dudaklarıma sürdüm.İpeksi bir histi.Dudağım hafifçe parlıyor,dolgun görünüyordu.

Dolabın kapağını yavaşça açtım.Karşımda sıralanmış kıyafetler içinden en uygun olanı seçmeliydim.Hem tarzımı yansıtmalı hem de bana yakışmalıydı.Önce altıma giyeceğim pantolona uzandım.Siyah,parlak deri pantolon.Dokusu pürüzsüzdü,ışık vurduğunda hafifçe yansıyan o parlak görünümüyle çok iddialıydı.Bel kısmındaki çift tokalı kemer detayı,tarzıma asi ama şık bir hava katıyordu.Pantolonu üzerime çekerken,vücuduma nasıl kusursuz oturduğunu fark ettim.Kumaşı bacaklarımı sıkmadan sardı,hareket ederken üzerimde kayar gibi duruyordu.

Şimdi sırada üst vardı.Okul formam beyaz,düğmeli ve klasikti.Hafifçe ütülü kumaşı ellerimin arasında hissettim ardından yavaşça üzerime geçirdim.Kollarımı geçirip yakalarını düzelttikten sonra aynaya baktım.Her zaman yaptığım gibi ilk düğmeyi kapatmadım.Ellerimle hafifçe kollarımı sıvazladım,bileklerimi kontrol ettim ve zincirli bir bileklik taktım.

Herşeyim tamamdı,şimdi sadece aşağı inip kahvaltımı yapacak ardından ise otobüsün yolunu tutacaktım.Anneme yardım edebilmek için hızlıca odamın kapısını açıp çıktım.Aşağı indiğimde annemin kahvaltıyı hazırlamış ve babamı çağırmakta olduğu gördüm.

Taehyung:

-"Günaydın anne!"demem ile birlikte bana doğru arkasını dönmüş,vücudumu baştan aşağı süzerek güzel gülümsemesini sunmuştu.

Yura(Taehyung'un Annesi):

-"Kim Taehyung?Aman Tanrım!Bu ne yakışıklılık böyle!Okula gittiğine emin misin?"

Annemin sesini yükseltip hayret ederek konuşması üzerine,bir anlık babamın gözü arkasına dönmüş ardından ise telefonunu koltuğa bırakarak ayağa kalkmış ve yanımıza gelmişti.

Gyunho(Taehyung'un Babası):

-"Oğlum,çok yakışıklı olmuşsun.Emin ol,bugün okuldaki tüm kızları peşine toplarsın."

İkisinin de ayrı ayrı söylediği güzel sözlerle beraber utanmış ve başımı yere eğmiştim.Bir anda aklıma anneme yardım etmediğim gelmişti.Bu yüzden,başımı kaldırıp hemen bardaklara içecekleri doldurdum.

Tam o sırada annem bana dönerek konuşmaya başlamıştı;

Yura:

-"Daha masaya koyulacak başka birşey kalmadı.Sen otur canım."demesi üzerine başımı 'tamam' anlamında aşşağı-yukarı sallamış ardından ise yavaşça yerime oturmuştum.Sonunda annemin de oturmasi üzerine güzelce kahvaltımızı yapmaya başlamıştık.

Kahvaltımı bitirdikten sonra otobüse geç kalmamak adına,çantamı kaptığım gibi evden dışarı çıkmıştım.Kapıya çıkmamın ardından,yan dairedeki komşumuzun oğlu Joonha ile karşılaşmam bir oldu.Aynı yaştaydık ama kendisi çok sevimli ve nazik bir çocuktu.Sohbeti insanı o kadar mutlu ederdi ki,saatlerce onunla konuşan bir kişi asla sıkılmazdı.

Joonha:

-"Ah,selam Taehyung!"

Taehyung:

-"Selam,Joonha!Nasılsın?"

Joonha:

-"Seni gördüm,daha iyi oldum.Peki ya,sen?"

Taehyung:

-"Bende iyiyim,teşekkürler."

Joonha,beni baştan aşşağı süzmüş ve sırt çantasının kolunu düzeltmişti.Tekrar bakışlarını yüzüme çıkarttığı an da yüzünde tatlı bir gülümseme olmuştu.

Joonha:

-"Bugün,çok yakışıklı olmuşsun.Şey...yanlış anlama,her zaman yakışıklısın zaten de bugün ayrı bir farklı olmuşsun."

Taehyung:

-"Yok canım,niye yanlış anlayacağım?Teşekkür ederim,sen de çok tatlı olmuşsun."

Joonha uzun uzun teşekkür edip,gülümsemişti.Şuan beraber otobüs durağına doğru gidiyorduk.Araçlarımız farklıydı çünkü,onun okulu Dalbitseong Akademisiydi ve bu sebeple yollarımız ayrılıyordu ama yol boyunca onunla sohbet edip,yürümeyi seviyordum.Komşumuz olmasına rağmen onu ara sıra görüyordum.Dışarı çıkmayı çok severdi.Bu yüzden,günün çoğunu arkadaşlarıyla takılarak geçirdiği için eve geç saatlerde dönerdi.

Yol boyunca bol bol konuşmuş ve gülmüştük.Otobüs durağına vardığımızda,bineceğim aracın yeni geldiğini fark ettim.Joonha'ya sarılıp veda ettikten sonra ne olur,ne olmaz diye koşarak otobüse bindim.

Yerime oturduğumda cama biraz daha yaklaşarak gözlerimle Joonha’yı aradım.Onu kalabalıkta bulmam sandığımdan kolay olmuştu.Göz göze geldiğimizde,içimde beliren sıcaklıkla el sallayıp gülümsedim.O da bana aynı şekilde karşılık verdi.İşte tam da o an,içimdeki sabah serinliğini unutturan o tanıdık huzur belirdi.

Araç,son yolcularını da aldıktan sonra hafif bir sarsıntıyla hareket etmeye başladı.Başımı sağ elime yaslayarak çenemi elimin altına koydum ve gözlerimi dışarı çevirdim.Cama yansıyan siluetimle birlikte şehir de yavaş yavaş arkamızda kalıyordu.Bugün kulaklığımı yanıma almamış olmam ilk başta kötü bir tercih gibi gelmişti ama aslında çok da iyi bir karar vermişim.Sessizlik içinde,sadece birkaç kişinin düşük sesli sohbeti duyuluyordu.Bu sakinlik,bana kendimi rahatlatıcı bir filmin içinde gibi hissettirmişti.Kalabalık olmasıyla meşhur olan bu otobüste bu kadar az insan görmek şaşırtıcı bir durumdu,sanki şehir de benim gibi biraz daha yavaşlamıştı bugün.

Gökyüzü ise tarifsiz bir güzellikteydi.Güneş,bulutların arasından zarifçe süzülüyor;beyaz pamuk tanelerini andıran bulutlar,gökyüzünde dans ediyordu.Gözlerim hafifçe kısıldı.Hayallere daldım.Küçüklüğümden beri bu tarz havaları hep sevmişimdir.Ne çok sıcak ne de çok soğuk...İçinde bir huzur barındıran,insanın içine işleyen bir hava...

Birkaç dakika geçmişti ki,arkamdaki abla otobüsün sıcak ve havasız olduğundan şikayet etti.Onun bu sözüyle birlikte camı yavaşça araladım. İçeri dolan hafif rüzgâr,saçlarımın ön tutamlarını uçurdu.Esinti ne çok serin ne de rahatsız ediciydi;tam aksine,yumuşak bir dokunuş gibi tenime değiyordu.

Otobüse ilk bindiğimde yollar tenha görünüyordu ama birkaç durak bile gitmeden,saatin ilerlemesiyle birlikte yoğunluk artmıştı.Artık insanlar işe ya da okula yetişmek için sokaklara dökülmüştü.Trafik,sabahın o tanıdık,ağır temposuna ulaşmıştı.Arabaların içinde sıkılmış yüzler, direksiyonlarına başlarını yaslamış insanlar vardı.O an düşündüm;ne kadar da sabırlı olmak gerekiyordu her gün aynı yolda aynı bekleyişle ilerlemek için...Ben geç kalmayı çok da sorun eden biri değildim açıkçası.Okulumuzda anlayışlı öğretmenler vardı.Geç kalmanın bazen elimizde olmadığını bilirlerdi.Ama bu durumu alışkanlık hâline getirmememiz gerektiğini de hep tembihlerlerdi.Bazı öğrencilerin yalan söyleyerek durumu geçiştirmeye çalıştığını bilirim;fakat öğretmenlerimiz bunu gözlerinden bile anlar,hiç tereddüt etmeden yok yazarlardı.

Trafiğin yavaş ilerleyişiyle beraber birkaç durak daha geride kalmıştı.Otobüs bir durakta daha durduğunda,gözlerimi dışarıdan ayırıp içeriye yönelttim.Binen yolculara şöyle bir göz gezdirdim.Tam o sırada gözlerim istemsizce büyüdü.

Onu fark etmiştim.

Dün okula yeni gelen çocuk...Ama bu sabah bambaşka görünüyordu.Dün gece gördüğüm hâliyle en ufak bir benzerliği bile yoktu.Bugün adeta farklı bir ışıltıyla gelmişti.Saçlarını yine topuz yapmıştı ama bu kez daha özenliydi.Alnı,dünden daha açık ve belirgindi.Öndeki perçemleri ise dalga dalga yüzüne dökülmüş,neredeyse şiir gibi duruyordu.Forması üzerine tam oturmuştu;beli inceydi ve bu sadelik,onun zarif görüntüsünü tamamlıyordu.Pantolonu siyah,İspanyol paça bir kesimdi;bacaklarına tam oturuyor,yürürken adımlarına zarif bir salınım katıyordu.

O an gözlerimizin buluşması üzerine,yüzüne hafif ama tedirgin olduğunu belli eden bir gülümseme yerleştirmişti.Çünkü,otobüste tek benim yanım boştu.Adımlarını ilerletip,önümde durduğu an gözleriyle izin istercesine bakmış ve "Yanına oturabilir miyim?"demişti.

"Tabii ki"diyip,rahatça oturması için cama biraz daha yaklaşarak alan açmıştım.Oturduğu zaman bile yüzünden eksilmeyen o telaşının sebebi,muhtemelen dün gece restorandaki rezil olduğunu düşündüğu anları aklına getirmesiydi.Bunları düşünürken fark etmemiş olucam ki,bana birşey demek istiyormuş ama söyleyemiyormuş gibi kaçamak bakışlar atıyordu.Bir süre sonra yüzümü ona çevirdiğimde yanaklarının kıp kırmızı olduğunu ve titreyen bacaklarının üstünde tuttuğu parmaklarını kıtlattığını gördüm.Bunun üzerine konuşmayı başlatmak için hamle yapmadan önce bogazımı temizleyip,hafifçe ona doğru döndüm.

Taehyung:

-"Dün anladığım kadarıyla okula yeni geldin.Hiç arkadaş edinebildiğin biri var mı?"

Söylediğim sözler üzerine gözlerini biraz büyütmüş ve şaşkınlığını gizlemek için dudağını ısırmıştı.Ancak kısa bir süre sonra kendini toparlayarak bakışlarını bana çevirdi.

Jungkook:

-"Hayır,yok.Açıkçası sınıftaki insanlar hiç de konuşulacak gibi samimi durmuyor.Tam tersi,fazlasıyla ergenliğin dibini boylamış,agresif ve sinir bozucu tüm insanları bir sınıfta toplamışlar gibi duruyor.Bu yüzden sanırım arkadaş edinemeyeceğim."

Onun sesi,içindeki karamsarlığı açıkça yansıtıyordu.Ancak söylediklerinden sonra derin bir nefes alarak,bakışlarını bana yönlendirdi.

Taehyung:

-"Hayır,edinebilirsin.Yani eğer istersen ben seninle arkadaş olabilirim."

İçten bir şekilde gülümsemiş ve cevap verirken yüzümdeki ifade,bir arkadaşlık teklifi yapmamın verdiği rahatlığı gösteriyordu.

Jungkook:

-"Gerçekten mi?"

Sesinde o kadar şaşkınlık vardı ki,teklifimi biraz da olsa sorgular şekilde yanıtlamıştı.

Taehyung:

-"Evet, tabii ki."

Jungkook:

-"Ben Jeon Jungkook.17 yaşındayım."

İsmini söylerken bir yandan da bana doğru bakıyordu.Sanırım benimle arkadaş olma düşüncesi,içini bir şekilde rahatlatmış gibiydi.

Taehyung:

-"Ben de Kim Taehyung,18 yaşındayım.Tanıştığımıza memnun oldum."

Elimi nazikçe uzattım.Elimi uzattığım sırada,Jungkook bir an durakladı ancak sonra hemen elimi sımsıkı kavradı.Elimi sıkıca tuttuğu gibi,bir yandan da yüzüne tatlı bir gülümseme yerleştirerek,sanki arkadaş olduğumuz için bana teşekkür etmek istercesine gözlerimin içine bakarak,"Teşekkür ederim."demişti...

Aylardır bölüm atmıyorum özür dilerim.Yazım hatası varsa kusura bakmayın.Son kısmı biraz bomba gibi bir yerde bıraktım ama bölüm azıcık uzun oldu.Bu arada hayatım kayarken mutlu olduğum birşey yaşadım.Bayağı bir uzun zamandır canım,Milka'nın çilekli ve oreo karışımlı çikolatasından çekmişti.Geçen gün umutsuzca bir gidip,bakayım dedim.Birde ne göreyim gelmişş.Düşündüğüm kadar lezzetliydi yani benim gibi çilek seviyorsanız bayılırsınız diyebilirim.Buz gibi soğukta da katır kutur yemek bir başka oluyormuş(kesinlikle donmadım).

Veee...İnstagram hesabımdan konuşmak için yazabilirsiniz.Okuyucularımın düşünceleri ve kendileriyle tanışmak isterim;

@vkooktales_95 ayrıca kitap hakkında paylaşım vb.bilgilendirmelerde gelecektir.Takibinizi beklerimm.

Bir bölümün daha sonuna gelmiş bulunmaktayız.Sağlıklı,mutlu,huzurlu kalın.Hepinize iyi geceler,sizi seviyorum.Jā-ne}

Bölüm sonu

3 yorum