İçeriğe geç

Love Knows No Barriers

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Love Knows No Barriers

Bölüm 1

Love Knows No Barriers

Açelya Derin      İnsanlar hayatta sürekli bir şey ile sınanır.Ben ise yanlızlık ve aile sevgisi ile.Distoni olmak ayrı bir sorun iken, ailemi kaybetmem fazla ağır gelmişti. Arkadaşlarım,kitaplarım,çiçeklerim  olmasaydı benim için çekilmez bir hiçlikti bu hayat...      Üniversitede dersimin olmadığı bugün yine sabah erkenden fakültedeki atölyeye giderek eksik ödevlerimi tamamladım.Fakültenin içerisinde bir saat boyunca hocaları aramamın ardından onay alarak eve gittim.İstanbul yazın cehennem sıcağı kışın ise  Buz Devri  soğukluğuna sahip olurdu.Üzerime beyaz, çeşit çeşit çiçeklerle dolu olan bir elbise giydim.Biraz makyaj yaptıktan sonra çiçeklerimin yanına gittim.      Onları teker teker özenle suladıkdan sonra açmış olanlardan birkaç tane alarak içinde neredeyse 30-40 çiçek barındıran koca bir buket yaptım ve saplarını birbirine dikkatlice bağlayarak, yanıma telefonumu ve cüzdanımıda aldıktan sonra evden çıktım. Şansıma tam karşıya geçecekken kırmızı ışık yandı ve arabalar durdu, bende hızlıca karşıya geçtim.Fakat çiçeklerin bir tanesi yolda düşmüştü, geri dönersem yetişemeyeceğim için umursamadım.      Tam arkamı dönmüştüm ki arkamdan bir ses yükseldi. "Bakar mısınız?" diye bir sesti bu. Arkamı döndüğümde lacivert takım elbise giyen bir adam bana yaklaştı ve düşürdüğüm karanfili uzattı. "Bir dahakine çiçeğinizi unutmayın." dedi. "Ah,teşekkürler bayım bir dahakine daha dikkatli olurum." diyerek cevap verdim.O anki anlık bakışımla gözlerim tam dudağının üzerindeki bene odaklandı.      Aslında yüzünün başka yerlerinde de ben vardı, ama gözlerim nedense dudağının üzerindekine kilitlendi.Bazı insanlara göre benler güzel değildir ve kötü görünür ama onun dudağının üzerindeki ben sanki onu daha da çekici yapıyordu."Çiçek almak ister misiniz bayım?" diye sordum, belki de almak isterdi.      Adam gözlerini elimdeki çiçeklere çevirdi ve tekrardan bana döndü. "Aslında evet, kardeşim için birkaç tane alabilirim." dedi.O an mutlulukla gözlerim parıldadı. "Hangisinden istersiniz?" "Sarı Gül,Lale,Papatya ve Açelya." dediğinde şaşırdım,çünkü adam sadece benim elbisemdeki çiçekleri istemişti. Ayrıca Açelya çiçeğini de biliyordu, genelde insanlar Açelya'yı Yıldız Çiçeği olarak bilirdi,fakat Açelya'lar yıldıza benziyor olsa da Yıldız Çiçeği tamamen farklıydı. Hızlıca ve özenle elimdeki buketten istediklerini çıkarttım ve saplarını kurdele ile bağladıktan sonra ona uzattım,o da bana çiçeğin parasını uzatarak teşekkür etti ve arabasına binerek gitti.                                        °•☆☆☆•°      Zaman ilerledikçe hava hafif esmeye ve gökyüzü rengarenk olmaya başladı İstanbul'da yalnızca belirli yerlerde seyyar çiçek satışı çok oluyordu.Bu yerlerin çoğunu zamanında babaannem sayesinde öğrenmiştim. Bütün çiceklerimi sattıktan ve paramı kontrol ettikten sonra eşyalarımı alarak eve doğru yürümeye başladım.Eve giderken kitapçıya uğrayarak kendime yeni bir okuma kitabı da aldım ve sonrasında eve geldim.Eve geldiğimde tam kapıyı açacakken kapıda bir not fark ettim.Kapıdaki mektubu da alarak eve girdim ve kapıyı kilitledim. Eşyalarımı odama bıraktıktan sonra salona oturdum ve mektubu elime alarak dikkatlice açtım.Açarkende acaba kimden gelmiş olabilir diye düşündüm.Akrabalarım? Sanmıyorum. Arkadaşlarım? Hiçbiri uğraşmaz.Hem de aramak varken.Mektubu açtıktan sonra içindeki katlanmış kağıdı çıkarttım ve dikkatlice açtım.                        Sevgili Açelya'm, Belki henüz gerçek anlamda tanışmadık, ama unutma nerede olursan ol,yardıma ihtiyacın olduğunda tam sol yanında,kalbinin hemen yamacında olacağım.Senin için güneş olamam ama bu rüzgarın senin için estiğini unutma.En yakın zamanda görüşmek dileği ile...                        ~ Zahur Sermsongwittaya   Zahur Sermsongwittaya mı?Sermsongwittaya...Sermsongwittaya. Nereden biliyorum bu ismi?Saçmalama tesadüf olmalı,Zahur Sermsongwittaya benim daha bugün gördüğüm bana Bakar mısınız? diyen adam olamaz değil mi? Arkasındaki adam ona Zahur demiş olamaz değil mi? Umarım değildir ve umarım o çiçeği düşürerek başıma bir bela almamışımdır...                                       °•☆☆☆•° Ertesi Hafta      Bu sabah dersim olduğu için erkenden kalkıp hazırlanarak fakülteye gittim.Mimarlık zor ve çok çalışma isteyen bir meslek ama benim Mimarlık istememin sebebi,resime olan ilgim ve sürekli bir şeyler tasarlama isteğimdi. Fakültede ödevimi tamamlarken en yakın arkadaşlarımdan biri olan Eflal gelip yanıma oturdu ve ödevini çıkartırken konuşmaya başladı."Açelya bugün bende seninle çiçek satmaya gelebilir miyim?" "Eğer işin yoksa ve yorulmayacaksan neden olmasın." diyerek sorusunu cevapladım.Eflal mutlu mutlu cıvıldadı ve o da benimle birlikte ödevini çizmeye başladı.O sırada atölyeye Yunus ve Defne girdi.      Defne'nin elindeki pasta ile bugün doğum günüm olduğu aklıma geldi.Yirminci yaşım kutlu olsun...      Yunus "İyiki Doğdun Açelll!" diye bağırırken atölye de bizden başka kimse olmadığına şükrettim.Bugün doğum günüm olduğunu tamamen unutmuştum,iki yıldır ailem yokken doğum günü kutlamayı kendime hak görmüyordum.Bugün hem benim doğum günüm hemde babaannemin ölüm yıl dönümüydü.Defne pastayı önümde tuttu.Kimsenin duyamayacağı bir sesle "Üzülme,emin ol o da böyle isterdi." Dedi.Tam üfleyecekken Eflal dilek tutmamı söyledi.Gözlerimi kapattım ve içimden "Umarım bu yıl hayatımın en değerlisi olacak kişiyi bulurum." dedim ve hemen ardından mumları üfledim.Yirmi mum aynı anda söndüğünde Defne "Açelya,hepsini tek nefeste söndürdün!Dilediğin şey gerçek olacak demek bu." dedi.Bende "Saçmalama,yok öyle bir şey.Sizin batıl inançlarınız ile uğraşamam." dedim. Yunus "E sen totemlere inanıyorsun ama." dedi. "Orası ayrı mesele.Ben Ahuzar Soykamer Tönge kızıyım." dedim.                          °•☆☆☆•°      Neredeyse dört saatin sonunda ödevlerimizin son kontrollerini yaparak hocaya gösterdik ve onay aldıktan sonra fakülteden çıktık.Eflal yolda kaldığı yurda uğrayıp üzerini değiştirdi ve eşyalarını aldı.Hızlıca bizim eve geçtik ve bende üzerimi değiştirmek için odama çıktım.Üzerime açık pembe kat etekli, tüllü bir yazlık elbise giyerek hafif bir makyaj yaptım ve Eflal'in yanına gittim.      Eflal benden önce davranarak çiçekleri sulamış hatta bir buket bile yapmıştı. Ben öğrenmiştim ona buket yapmayı. Banada babaannem... Ailesinin yanına gittiğinde o da tatilde sıkılmamak için çiçek satıyordu. Tam onun yanına ilerlerken köşedeki sehpanın üzerinde bir mektup farkettim.Yönümü o tarafa çevirerek mektubu elime aldım.Eflal beni fark etti ve buketi tekli koltuğun üzerine bırakarak yanıma yürüdü.Merakla "O ne Açelya?" diye sordu.Mektubu yavaşça açtım ve sesli şekilde okumaya başladım,                      Açelya'ma       Sehpanın arkasında seni bekleyen tam 20 tane papatya var çünkü bugün 13 Mayıs.     Papatyaların yanındaki kutuda seni bekleyen bir hediye var,ne olduğunu kendi yıldızlarına gör.İyiki Doğdun Ufaklık mutlu yıllar...                            ~Zahur Sermsongwittaya      Mektubu sehpaya bıraktım ve Eflal'e döndüm ama o benden önce davranarak çiçekleri ve kutuyu bana verdi.Önce çiçekleri kokladım,güzel kokuyorlardı, hemde çok güzel.Papatyaları severdim..Çiçekleri şimdilik suya koyması için Eflal'e verdim ve küçük beyaz kutuyu elime aldım.Dikkatlice açtım ve açtığımda Eflal çığlık atarken bende sessiz ve şaşkın halde kutuya bakıyordum.Kutunun içinden ortasında Papatya, kenarlarında ise zümrüt yeşili taşlar olan bir kolye çıktı.Koltuğa oturarak yavaşça kolyeyi elime aldım.      Fazla güzeldi ve zarifti ama asıl olan soru, bunu kimin bana neden gönderdiği ve doğum günümü nereden bildiği idi."Ayy Açelya çok güzel bu!" diye cıvıldadı Eflal."Evet ama bunu kim gönderdi bilmiyoru-" cümlemi tamamlamadan Eflal sözüme atladı "Ay Açel boşver kimin gönderdiğini,sonuçta düşünmüş göndermiş işte ne güzel!" "İyi ama ne yapacağım ben bunu?" diye sordum Eflal'e,Eflal bana 'Sen ciddi misin?' der gibi baktı."Kızım salak mısın? Ne yapacaksın kimin gönderdiğini? Tak işte ne güzel kolye." diye söylendi,ardından kolyeyi elimden aldı ve arkama geçerek kolyeyi boynuma taktı.Güzel durmuştu ama Eflal inanmadığımı var sayarak evden çıkana kadar kolye hakkında onlarca güzel yorumda bulundu ve sonunda evden çıktık.                              °•☆☆☆•°      Çiçekleri satacağımız yere geldik.Dakikalar sonra birçok insan çiçek almaya başladı,ardından birisi geldi,bu adamı hatırlıyordum,geçen hafta bana düşürdüğüm çiçeği veren adamın yanındaydı.Adam bize yaklaştı ve birkaç adım kala durdu.Adam Eflal'e bakarak "Nergis,Menekşe ve Sardunya alabilir miyim?" diye sordu.Eflal adamı süzmeye dalmış olmalıydıki ancak ben onu dürtünce kendine geldi ve adamın istediği çiçekleri alarak kurdele ile bağladı ve adama uzattı,adam Eflal'e gülümseyerek çiçekleri aldı ve ücreti ödeyerek gitti.Adam uzaklaştıktan sonra Eflal zıplayarak mutlulukla bana döndü ve "Ayy Açelya gördün mü?Adam taş taş!" diye övgüler yağdırmaya başladı.      Neredeyse dört saatin sonunda bütün çiçekleri sattık ve eve gitmek için yola koyulduk,Eflal bu hafta bende kalacaktı çünkü yurtta tek başına sıkıldığını söyledi,hatta bu akşam birlikte atıştırmalıklar eşliğinde film izleyeceğiz ama içimden bir ses yarın iyi şeyler olmayacağını söylüyor...   Zahur Sermsongwittaya      Neredeyse yarım saattir Karan'ın bana dediklerini düşünüyordum.Tam düşünceler ile kendimi bozmuşken kapının eşiğinden bir ses yükseldi "Ne düşüyorsun bu kadar Zahur?" dedi Kıvanç.Tam tekrar konuşacakken içeriye İnci girdi.Minik adımları ile kucağıma koştu ve bana sarıldı. Ardından o tatlı tınısı ile "Abi ben çok sıkıldım dışarı çıkalım lütfen." dedi.Daha beş yaşındaydı bu yüzden hem kısa,hem de tatlıydı. İnci benim üvey kardeşimdi, daha doğrusu annem öldükten sonra babam yeni bir kadın ile evlenmişti ama İnci doğduktan 2 yıl sonra o da babamı terk etti.      İnci benim üvey değil öz kardeşim gibiydi,onu hep korur gözlerdim.Şaçlarını okşayarak "Nereye gitmek istersiniz prenses hazretleri?" diye imalı şekilde sordum. "Dışarıda gezelim, çiçek alalım,daha demin televizyonda gördüm şey alalım eee şey..." diye konuştu ama sonunda yine adını unuttu "Ne alalım yani ben pek anlamadım pamuk şeker." diye sordum. "Adını bilmiyorum ama böyle yıldıza benziyor beş tane kolu var." diyerek tarif etti.Başımı sallayarak ayağa kalktım ve birlikte aşağıya indik.      İnci'ye üzerindeki beyaz tüllü elbisesi ile uyumlu beyaz ayakkabılarını giydirdim,bende siyah deri ayakkabılarımı giydim ve arabaya binip meydana gittik.Meydanda yürürken İnci elimi tutuyordu,birden elimi bıraktı ve birkaç adım giderek önündeki yavru kediye baktı.Biraz bağırarak "Abi şuna bak çok tatlı!" diye konuştu,birkaç saniye sonra gözlerimi ileriye çevirdim ve onu gördüm.Üzerine beyaz tıpkı İnci'ninkine benzeyen bir elbise ve beyaz spor ayakkabı giymişti.İnci onun sattığı çiçekleri görünce beni olmayan gücü ile çekiştirerek Açelya'nın olduğu yere getirdi.      İnci çiçeklerin önünde durarak "Merhaba." dedi sonunu uzatarak.Açelya beni mest eden gülümsemesini göstererek "Merhaba küçük hanım,hoşgeldiniz ne alırdınız?" diye sorarak karşılık verdi.İnci elini uzatarak istediği çiçeği gösterdi.Açelya... "Bundan istiyorum çünkü yıldıza benziyor." diye işaret etti,İnci yıldızları çok severdi,her gece Kıvanç ile balkona çıkar,yıldızlara bakar,onlara isim verirdi. Açelya çiçeklerden beş tane alarak beyaz bir kurdele ile bağladı ve İnci'ye uzattı,sonra eline kısa saplı bir papatya alarak eğildi ve  İnci'nin saçlarının arasından kulağının üzerine koydu.      İnci sevinerek sağ taraftan tezgahın arkasına dolandı ve Açelye'ya eğilmesi için eli ile işaret yaptı,Açelya diz çökerek İnci'nin boyuna geldi,İnci birkaç adım daha yaklaşarak Açelya'nın yanağına bir buse kondurdu. Daha ben ona dokunup, öpmedim ulan.Küçücük çocuk benden önde gidiyor...Kıvanç bu halimi görse kesin bana anıra anıra gülerdi.      İnci yanıma geldiğinde telefonum çaldı.Cebimden çıkartarak cevapladım,Arayan Kıvanç'tı; "Efendim?" "Zahur hemen eve gel,Karan'ın adamları kapıda!" "Tamam hemen geliyorum!" Karan Alakan bizim baş düşmanlarımızdandı. Araba ilerideydi,burdan yaklaşık beş dakikada eve giderdim ama İnci'yi götüremezdim,eğer Karan'ın adamları İnci'yi görürse onu kaçırabilmeleri ya da ona zarar vermeleri ihtimaldi.Ama meydanda bırakmam da pek güvenli sayılmazdı.Açelya... İnci'yi ona bırakabilirdim.      İnci'nin boyuna gelerek başını okşadım "İnci,güzelim benim bir yere gitmem gerekiyor ama seni götüremem senin için güvenli değil." dedim,sonra ayağa kalkarak Açelya'ya döndüm ve "Eğer sizin için sorun olmazsa onunla bir süre ilgilenebilir misiniz?" diye sordum.Açelya biraz şaşkın birazda mutlu bir ifade ile cevap verdi "Ah tabii ilgilenirim ama tekrar nasıl haberleşeceğiz?" "Bana evinizin konumunu atarsanız iyi olur." Telefon numarasını aldıktan sonra konum işini de hızlıca hallettik, "Bayım bu arada isminiz ne?" diye seslendi arkamdan,kafamı çevirdim ve cevap verdim.      "Zahur. İsmim Zahur,sizin?" "Benimki de Açelya,memnun oldum." Başımı salladım ve gülümseyerek arabaya bindim.Seni zaten tanıyorum güzelim.Ama sen bunu ne zaman öğrenirsin işte orası zamana ve Tanrı'ya kalmış...     Açelya Derin      Zahur gittikten sonra, küçük kız yanıma geldi, "Abla senin adın ne?" diye sordu,sesi tatlıydı.Gülümseyerek cevap verdim. "Açelya,seninki ne bakalım?" "İnci,abim koymuş adımı." "Ne yapmayı seversin peki?" "Yıldızları izlemeyi,resim yapmayı,kitap okumayı,çizgi film izlemeyi." "Kitap okuyabiliyor musun?" "Hayır daha okuma yazma bilmiyorum ama abim bana her gece okur." "Biliyor musun ben abim olmasını çok isterdim." "Hiç kardeşin yok mu senin?" "Yok,ben tek çocuğum ama kitaplarım var."                            °•☆☆☆•°      Çiçekleri sattıktan sonra İnci'nin elini hiç bırakmadan birlikte eve geldik.İnci'nin üzerinde elbise vardı ama bu kıyafetlerle uyuyamazdı en azından ben buna izin vermezdim.İnci koltuğa oturduğunda yanına oturdum ve ona döndüm.      "Üzerini değiştirmek ister misin İnci?" "İyi ama yanımda kıyafet yok, senin kıyafetlerin bana olmaz ki." "Hmm haklısın, ama bir dakika, sanırım elimde sana uygun bir şeyler var,gel benimle." dedikten sonra İnci'nin elini tutarak yukarıdaki misafir odasına çıkarttım.Odanın köşesindeki dolaptan 5-6 yaş aralığındaki pembe pijama takımını çıkarttım.Bunları babaannem ben küçükken almış ama annem uzunca bir süre nerede olduklarını bulamadığı için hiç giymemişim.Sanırım bunlar İnci'ye olurdu.Arkamı döndüm ve kıyafetleri İnci'nin üzerine tuttum. "Bunları beğendin mi bakalım?" diye sordum,İnci kıyafetlere dokunarak "Evet bunlar çok güzel ve pembeler." diyerek zıpladı."Sever misin pembeyi?" dedim gülerek."Evet,hemde çok." dedi kelimenin sonunu uzatarak.                                   °•☆☆☆•°      İnci ile yemek yedikten sonra çizgi film izledik,Buz Devri izlemiştik ve şaşırtıcı şekilde bende çizgi film izlemeyi -Yirmi yaşında olsam da- çok seviyorum.Saat akşam dokuza yaklaşırken İnci'nin de benim de yavaş yavaş uykumuz gelmeye başlamıştı. İnci'ye "Uykun geldiyse uyuyabiliriz." dedim,başını 'evet' anlamında salladığına televizyonu kapatarak yukarı çıktık,İnci'yi yatağa yatırdıktan sonra tam odadan çıkacakken seslendi "Şey Açelya abla ben tek uyuyamıyorum,benimle uyur musun?", gülüm- sedim ve ışığı kapatarak gece lambasının aydınlığı ile yanına ilerleyerek yatağa uzandım.İnci bana sarıldı ve "Bana masal anlatır mısın,abim her gece uyumadan önce bana masal anlatır." dedi. "Anlatayım o zaman,başlıyorum." dedim.                                 "Bir varmış bir yokmuş,bir zamanlar Zümrüt adında bir kız varmış,bu kız distoni hastasıymış, ilaçlarını içsede ara sıra yine elleri kasılır, hasta olurmuş.Bir gün okul bahçesinde oynarken yine elleri kasılmış,sınıfındaki kız arkadaşları onunla ilgilenirken birkaç erkek arkadaşı da onunla dalga geçmeye başlamış,Zümrüt bu duruma çok üzülmüş ve bu olay onun travması olmuş,o günden sonra Zümrüt ne zaman elleri kasılsa kimseye gösterememiş.Ardından Zümrüt'ün hayatına birisi girmiş ve..." İnci'ye baktığımda uyuduğunu gördüm,pikeyi düzelterek ona sarıldım ve gözlerimi kapattım... Zahur Sermsongwittaya      Saat akşam ona geliyordu,Karan'ı hallettikten sonra Kıvanç,Yağız ve Bartu ile birlikte salonda içmeye başlamıştık.Onlar bira içiyordu,bende şarap,genelde bira içmeyi bazı adamların işini barda halledersek tercih ederdim.Ben şuanda İnci ve Açelya ile düşlere dalmışken onlar iş konuşuyordu. Yağız omzumu dürttü ve "Ne o Zahur, aşık mı oldun yoksa?" diye alayla sordu. Gözlerimi ovup açtım,ardından "Şuan tek düşünebildiğim şey O ve İnci." diye sorusunu cevapladım.Şuan büyük ihtimalle yaptıkları şey birbirlerine sarılmış uyumaktı,ama aklımı bir türlü onun o kahve gözlerinden alamıyordum.      Bir zaman sonra hepimize günün yorgunluğu eşlik etti ve odalarımıza dağıldık.Üzerimi değiştikten sonra telefonumu elime aldım ve uyuduğunu bilsem bile Açelya'ya mesaj attım,belki İnci yüzünden henüz uyumamış olabilirdi Gönderen: Zahur Gönderilen kişi: Açelya'm Birkaç dakika sonra yanıt geldi.     Ben: Selam,rahatsız etmedim değil mi? Açelya'm: Hayır,sorun değil. Ben: İnci nasıl?Sizi çok sıktıysa onun adına özür dilerim. Açelya'm: Kesinlikle hayır,o çok uslu bir kız.Şuan yanımda uyuyor. Ben: Peki yarın sabah onu sizin evinizden alırım.İyi geceler:) Açelya'm: Sizede iyi geceler:)           Telefonu komidinin üzerine bırakarak başımı yastığa koydum ve ağrıyan göz kapaklarımı kapatarak kendimi uykuya teslim ettim...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.