Ertesi gün öğleden sonra, Sultan’ın telefonu çalıyor. Arayan Gizem.
“Akşama plan var,” diyor heyecanla. “Ege de geliyor, Yiğit’le Murat da. Küçük bir kutlama gibi düşün.”
Sultan hafif gülümsüyor. “Kutlama mı, yoksa sürpriz mi?”
Gizem gizemli bir sesle cevap veriyor: “İkisi de olabilir.”
Akşamüstü herkes yavaş yavaş buluşma noktasına geliyor. Deniz kenarında, sakin ama şık bir mekân. Gün batımı yaklaşırken ortam turuncu ve pembe tonlara bürünüyor. Berensu ve Eymen yan yana oturuyor; Eymen’in eli farkında olmadan Berensu’nun eline uzanıyor. Berensu bunu fark edip gülümsüyor ama bir şey söylemiyor.
Ebrar ve Murat her zamanki gibi yan yana ama aralarında hafif bir mesafe var. Murat bir şey söyleyecek gibi oluyor, sonra vazgeçiyor. Ebrar bunu fark ediyor ama üstüne gitmiyor. Gizem, Ege’nin anlattığı bir anıya kahkahalarla gülüyor; Ege onun bu hâlini izlerken farkında olmadan susuyor.
Bir süre sonra Yiğit geliyor. Ortamda kısa bir sessizlik oluyor. Gizem bunu hissediyor ama başını çevirmiyor. Yiğit göz ucuyla ona bakıyor, sonra bakışlarını masadan kaçırıyor. Melis yok. Bu eksiklik, fark edilmeden ama hissedilerek masaya yayılıyor.
Sultan tüm bu detayları sessizce izliyor. Herkes konuşuyor, gülüyor ama her birinin içinde söyleyemediği bir şey var gibi. Kendi kendine düşünüyor:
“Bazı şeyler düğün hazırlığıyla geçmiyor… bazı şeyler konuşulmadan büyüyor.”
Gün batımı tamamen bittiğinde, masaya tatlılar geliyor. Berensu ayağa kalkıyor. Bir an tereddüt ediyor, sonra gülümseyerek konuşuyor:
“Bu kadar karmaşanın içinde yanımızda olduğunuz için teşekkür ederiz. Bu süreçte… iyi ki varsınız.”
Herkes alkışlıyor. Ama alkışların arasında bakışlar, suskunluklar ve yarım kalan cümleler var.
Gece ilerlerken, Sultan deniz kenarına doğru birkaç adım atıyor. Yanına Ege geliyor.
“Her şey yolunda gibi görünüyor ama değil mi?” diyor Ege.
Sultan hafifçe başını sallıyor. “Evet… bazı şeyler yakında ortaya çıkacak gibi.”
Ve o an, uzaktan gelen bir telefon sesi sessizliği bölüyor.
Birinin telefonu.
Yanlış zamanda.
Yanlış kişiden.