İçeriğe geç

LOREN

Bölüm 5 · 3 dk okuma

LOREN

Bölüm 5

Mektup-5

Pearl'ın elinden mektubu aldım ve

içimden okumaya başladım.

“İvy'den.

Sevgili annem, Loren. Eğer bu mektup sana ulaşıyorsa demek ki yaşıyorumdur ve senin de yaşadığını umuyorumdur. Ayrıca teyzemin de iyi olduğunu belirtmek isterim.

Şimdi konuya giriyorum. Biz, teyzem ile 5 Ocak'ta düzenlenecek olan baloya katılacağız, bunu bir köşeye yazmanı istiyorum. Elime bu denli kıymetli bir fırsat geçmişken seni o zindan da bir gün daha bırakmaya tahammül edemem. Bu yüzden seni çıkarmaya çalışmak ve birkaç bilgi koparmak adına saraydan birkaç müttefik bulacağım ...”

“Bu kız delirmiş mi? Kendini öldürtecek!”, diye sessizce hırladım.

“Loren, bence daha hızlı okumalısın sonra da notu bana ver. Muhtemelen babamın huzuruna çıkarılacaksın ve eğer notu bir yerde düşürecek veya kaybedecek olursan bu işin içinde olan herkes ölür.”

“Haklısın.”, dedim ve okumaya devam ettim.

“...Ve muhtemelen müttefiklerimden birisi olacak kişi, bu notu sana ulaştıran, o sıkıcı, iğrenç kraliyet hayatından bıkmış birisi olacak...”, bu cümleyi okuduktan sonra açık kumral saçlı kızın yüzüne baktım. Notu yeniden, benimle birlikte okuyan Pearl ile göz göze geldiğimiz zaman kafamı eğip okumaya devam ettim.

“...Ayrıca yemek yeneceği salonda, soldan iki, güney yönünden üçüncü masanın altına yapıştırılmış ufak bir kılıç var. Onu destek gelene kadar idare etmek için kullanabilirsin.

Balo gününde saat tam dokuzu on geçerken lavaboya gel, detayları orada anlatacağım. Seni seviyorum. Umarım görüşürüz.

21.12.1721.”

Tam o sırada kapı çaldı.

“Leydim, artık gelmeniz gerekiyor. Majestelerini yeterince beklettik.”, dedi hizmetli.

Pearl bana dönüp,“Merak etme elbisede benim iç cebine koyduğum ufak çakı ve harita dışında bir şey yok.”, dedi ve duvara sabitlenmiş bir rafın altında ki neredeyse gözükmeyecek kadar küçük olan düğmeye basmasıyla birlikte klik sesi duyuldu. Ardından Pearl, elleriyle duvarı şaşırtıcı derecede bir kolaylıkla sağa doğru sürükledi.

“Kaçman gereken bir durum olursa burayı kullan.”, dedi ve gözden kayboldu. Tüm bunlar birkaç saniye içinde olmuştu.

“Hemen geliyorum.”, dedim ve alelacele elbiseyi giydim.

Odadan dışarı çıktıktan sonra derin bir nefes verdim ve, “Bu lanet korsenin iplerini bağlamaya çalışıyorum kaç dakikadır ama olmuyor. Yardım eder misiniz?”, dedim sakin bir ses tonuyla. Ama gerçekten de çok terlemiştim ve sanki az önce bu sıkı korsenin labirent gibi olan iplerini bağlamaya çalışıyor gibi görünüyordum.

“Tabii ki de ederim, düşes Loren.”, dedi ve arkamı döndüm. İpleri bağlamaya başladı.

Pearl'ın bahsettiği şu iç cebin elbisenin üst kısmında olması imkansızdı çünkü bu korse gerçektende çok sıkıydı. Bu yüzden belimde duran elimi elbisenin eteğine doğru indirdim ve iç cebi aramaya başladım. Sonunda tüllerin altına gizlenmiş bir cep bulduğumda eteğimi düzeltir gibi yapıp cebimde bulunan siyah çakıyı aldım. Kadın hâlâ korseyi bağlamaya çalışıyordu ve bu benim için bir fırsattı.

Büyük bir hıçımla arkamı dönüp kadının böğrüne şiddetli bir şekilde dirseğimle vurdum. Kadın acıdan iki büklüm olup kendini az arkasında ki koltuğa attı.

Bu olayı gören iki muhafızdan birisi üstüme doğru gelmeye başladı.

Diğerine göre daha yapılı olan muhafızın boynuma doğru yaptığı bir hamleden eğilerek kaçtım ve elimde ki çakıyı muhafızın karnına sapladım. Acıdan dizinin üstünde yere çöktü.

Bütün olayları başladığından beri izleyen bir diğer muhafız bu anda harekete geçti.

Yanıma yaklaşmakta olan muhafız, bana doğru bir hamle yapmıştı ki, bıçakladığım muhafız ayağımdan tutup beni yere doğru çekti.

Hafifçe çığlık atıp sert bir şekilde yere düştüğüm sırada hâlen ayakta duran muhafız, bizi izleyen üç hizmetliyi de kılıçtan geçirdi.

“Cebinde bir çakı taşıdığını bilmiyordum, bilsem ona göre hazırlık yapardım.”, dedi ve ayağa kalktı.

“Ben Evan.”

Arkadan İvy'nin ne dolaplar çevirdiğini anlayamıyordum.

“Bu da, Sam.”, diyerek boş boş öldürdüğü cesetlere bakan muhafızı işaret etti.

Sadece, “Neler oluyor?”, diyebildim.

“Sadece bu saray hayatından bıktık.”

Evan'nın yüzüne hâlâ aval aval bakıyordum. Aynı kraliçenin ki gibi kahverengi saçları, koyu renk gözleri ve keskin yüz hatları vardı. Çok yakışıklıydı.

“Konuyu biraz daha açık hale getireyim istersen, Prens Evan.”,dedi ve birkaç saniye duraksadı.

“Yüzüme bu kadar uzun süre bakmanı göz önüne alırsak anlamışsındır diye düşünüyorum.”

“Evet, anladım. Bu sarayda geçirdiğim koskoca on bir yıl göz önüne alınırsa anlamamam mümkün gözükmüyor zaten, sanırım.”, diyerek kambur duruşumu düzelttim.

“Sen majestelerinin en büyük oğlu olmalısın.”

Prens beni gözleriyle baştan aşağı süzdü.

“Zindan sana yaramamış. Çok bitkin gözüküyorsun.”

Sam bu küçük konuşmamızı böldü ve, “Zamanımız yok, Evan.”

Samimi olmalıydılar.

Evan ile aynı anda, “Evet.”, dediğimiz an göz göze geldik ve Sam iç çekerek ikimizin aramızd

an geçince dikkatimizi başka yönlere verdik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.