İçeriğe geç

living with death' minsung ✓

Bölüm 9 · 6 dk okuma

living with death' minsung ✓

Bölüm 9

09: ölüm senaryoları.

Okul zili çaldığında öğrenciler sırayla okuldan ayrılmaya başlamıştı. Jeongin ise çantası sırtında, sınıf kapısına yaslanmış, arkadaşını bekliyordu. Ne vardı sanki bir kez olsun uyuşuk olmayı bıraksaydı? Hâlâ çantasını toplamayı bitirmemişti, sebebi ise açıkça belliydi; sınıftan çıkmaya hazırlanan Minho.

Daha fazla tahammül edemeyerek önünde birleştirdiği kollarını çözüp, hareket etmeye üşenen arkadaşının yanına adımladı. Sıranın önüne geldiğinde Jisung ona alttan bakışlar sundu. Odağı Jeongin değildi, göz ucuyla Minho'yu izliyordu. Her ne kadar belli etmemeye çalışıyor olsa da arkası dönük olan Minho bile izlendiğinin farkındaydı.

"Ne uyuşuk insansın Jisung." Eli ensesine gittiğinde yüzünde mahçup bir gülümseme yer edindi. Oyalandığının farkındaydı Jisung, ancak Minho'yu izliyordu, konuşacak uygun bir zaman kolluyordu.

"Biliyorum, biliyorum." Minho sınıftan çıktığında uyuşukluğu bir kenara bırakıp Jeongin'in bileğinden kavradığı gibi hızlı adımlarla ayrıldı bulunduğu yerden. Boş koridorlarda yürüyorlardı şimdi, boş olmasının sebebi ise haftanın son günü oluşuydu.

"Fazla kestin sanki? Çocuk bile izlendiğinin bilincinde." Jisung arkasından sürüklediği bedene göz ucuyla bakıp tekrar önüne döndü, bu sıradan bir bakış değildi, bu Jisung'un dilinde 'işime karışma' demekti.

"Uygun bir zaman arıyorum. Bi' kenara çekip hesap sormama şu kadar kaldı." Eliyle küçük bir şeyi tutuyormuş gibi Jeongin'e açıklama yaptı. Jeongin arkadaşına göz devirip bileğini çekti. Jisung buna aldırmamıştı, sonuçta şu anda umursadığı kişi Jeongin değil Minho'ydu.

"Ne istiyorsan onu yap." Ellerini, fermuarını boğazına kadar çektiği hırkasını cebine sokup Jisung'un yanında yürümeye başladı. Jisung'a göre bu hâli tıpkı bir penguene benziyordu. Terlediği, sıcaktan alnına yapışmış perçemlerinden anlaşılıyor olmasına rağmen inatla kendini ceketin içine hapsediyordu.

"Sevimli görünüyorsun," dedi. "Tıpkı bir penguen gibi." Jeongin, Jisung'a ters ters bakmaya başladığında Jisung şaka maksatlı Jeongin'den bir adım uzaklaşmış, ellerini yalvarır gibi birleştirerek, "Lütfen aileme zarar verme..." demişti.

Bu sefer gülen taraf Jeongin'di. Uzun zaman sonra -en fazla iki hafta- Jisung'un kendisiyle ilgilendiğini görmek onu mutlu etmişti. Minho olacak zibidi yüzünden son zamanlarda Jisung ile doğru düzgün vakit geçiremez olmuştu. Ancak bu mutluluğu kısa sürmüştü, çünkü Jisung tekrar Minho'yu gözetlemeye dönmüştü.

Jeongin zihninde -başrolde Minho'nun yer aldığı- ölüm senaryoları kurarken Jisung düşüncelerinin içinden geçmişti. Trafik ışıklarının yanına doğru ilerliyorlarken Jeongin'e dönüp konuştu.

"Sanırım daha iyi bir an bulamam. Ben Minho'yla konuşmaya gidiyorum. Seni tek bıraktığım için üzgünüm Jeong, bunun telafisini söz veriyorum yapacağım." Ve işte tekrar ekilmişti, hem de bir hiç uğruna.

Derin bir nefes alıp ters tarafa doğru ilerlemeye başladı, eve dönüş yolunda görmek istediği son şey en yakın arkadaşının ve yeni flörtünün görüntüleriydi. Jisung ise hızlı adımlarla ilerisindeki bedene yetişmeye çalışıyordu. Yaya geçidinin önünde ışıkların değişmesini bekliyordu.

Anlaşılan bugün şans ondan yanaydı, çünkü ışıkların renk değiştirmesine birkaç saniye kala kendisinden kaçan bedeni yakalamayı başarmıştı. Tamam, pek kaçtığı söylenemezdi ama bile isteye ondan uzak durduğu açıkça belliydi. Nedenini de yakında öğrenecekti.

"Hey! Selam!" Elleri hâlen çantasının askılarındayken kendini Minho'nun yanına attı. Kendisine bakmaya tenezzül bile etmeyen genç içinden saniyeler sayıyordu. Jisung cevap alamayacağını anladığında tıpkı onun gibi kalan saniyeleri saymaya başladı, nasıl olsa kendisiyle muhattap olmak zorundaydı, illaki bi' açıklık verir, konuşma başlatırdı.

Kırmızı renkler sırasıyla sarı ve yeşile döndüğünde Minho yorgun bedenini adım atması için zorladı. Jisung hâlâ vazgeçmemişti, ne vardı bu kadar çabalayacak, anlamıyordu. Değer verilesi biri de değildi ki, en azından kendisi böyle düşünüyordu.

"Anlaşılan konuşmaya niyetin yok. O hâlde bugünlük -hep yaptığın gibi- dinleyici rolüne bürünebilirsin." Duymamazlıktan geliyordu Minho, en azından gelmeye çalışıyordu ancak ses tonu bir şekilde kendisinde zorunluluk hissi uyandırıyordu, sanki Jisung'u dinlemek zorundaymış gibi hissediyordu. Neden olduğunu da bilmiyordu hoş.

"Bak Minho, okulda olmadığım şu iki gün boyunca ne oldu bilmiyorum ama emin olduğum bir şey var ise o da yokluğumda hakkımda olan fikirlerinin değiştiği. Gerçi hakkımda çok da bir fikrin yoktu orası ayrı. Kim ne dedi veya niçin dedi bunu da bilmiyorum ama eğer neler olduğunu anlatırsan eminim halledebilirim. Daha birkaç gün öncesine kadar aramızı iyi olduğunu düşünürken şimdi başa dönmemiz yol açan ne, anlamıyorum. Şimdi, lütfen soruma cevap ver. Kim sana ne dedi?"

İsim verip olaydan sıyrılmalı mıydı yoksa sessiz kalmaya devam mı etmeliydi emin değildi. Bir yandan ondan uzak durması gerektiğini düşünürken diğer yandan arkadaşı ile aralarına girip daha da batırmak istemiyordu. Jeongin'in kendi hakkındaki düşünceleri barizdi, en azından Jisung hakkındaki düşüncelerini sabit kalmalıydı. Kendisinden nefret etmesi bir şeyi değiştirmezdi.

"Söylediğim şeyler senin için hiç mi bir şey ifade etmiyor? Senin için bu kadar mı anlamsız yani ağzımdan çıkanlar?" Jisung dayanamayarak sesini yükselttiğinde Minho ister istemez durmak zorunda kalmıştı. Bu oyuna devam edemezdi. Kendisiyle beraber kimi yakacağı önemli değildi ama aklındakileri iç sesiyle konuşmaktan yorulmuştu.

"Jeongin dedi, oldu mu? Senden uzak durmamı çünkü benden hoşlanmadığını söyledi. Ve kim bilir, belki de benden hoşlanmıyor olmasına senden de hoşlanmadığı anlamına gelmiyordur." Sonlara doğru kekelemesi ve gözlerini kaçırması Jisung'un garibine gitmişti, bu tanıdığı Minho değildi. Ama hoşuna gitmediği de söylenemezdi.

"Minho, ne diyorsun?" demişti istemsizce gülerek.

"Ne demek ne diyorum?" Minho kendisine aptalca gülümseyen genci süzmüştü kısaca. Komik bir şey mi söylemişti? Neden gülüyordu o hâlde? Sanırım en sonunda kafayı yemişti.

"Minho, uzun bir açıklamaya gerek yoktu, bu hiç senlik değil. Ve ayrıca sadece Jeongin'in üzerine geldiğini söyleseydin de anlardım. Gerçi onun yaptığını tahmin etmek gerekirdi, son zamanlardaki tavrı ve sana olan tutumu epey garipti."

"Jisung, ne saçmalıyorsun?" Minho kendisine engel olamayarak kaba da olsa dile getirmişti aklından geçenleri. Jisung bu duruma hiç şaşırmış gibi durmuyordu, garipsediği şey de buydu ya.

"Diyorum ki," Minho'ya doğru birkaç adım atıp aralarındaki mesafeyi kapattığında ikisi arasında en fazla bir cetvel boyu mesafe vardı artık.

"En baştan bana bu şekilde davranmak yerine açıkça Jeongin'in saçmaladığını söyleseydin bu kadar endişelenmezdim."

"Endişelendin mi?" Minho içinden koca bir siktir çekti. Bu cümleyi içinden söylemişti, zihni kendisine bir oyun falan mı oynuyordu? Neden bu cümleyi sesli söylemişti ki?

"Evet hem de fazlasıyla. Minho, seni üzecek bir şey yaptığımı düşündüm, kendi içimde ne kadar çeliştiğimden haberin var mı? Farkında mısın bilmiyorum ama -fark etmediysen senin aptallığın- derste kalemi kemirmekten yazı yazamadım. Saatlerdir tek düşündüğüm sana karşı yanlış bir davranışım olup olmadığıydı. Ve Jeongin'e gelirsek, bunu bir tek sana yapmadı, şaşırmama sebebim de bu aslında bakarsan. Liseye geçtiğimizden beri en yakın arkadaşım o, kendisinden başka birine daha yakın olduğumda sana yaptığı gibi göz korkutmaya çalışıyor. Başka fazla sahiplenici olduğunu düşünmüştüm ama bunların hepsi bana değer verdiği için. Yani diyeceğim o ki, bir daha benden kaçmaya çalışırsan kendimle beraber seni de mezara götürürüm, haberin olsun."

Jisung, Minho'nun omzuna fazla sert olmayacağından emin olduğu bir yumruk geçirdiğinde Minho, bir adım geriye savrularak Jisung'un saflığına göz devirdi. Gerçekten Jeongin ile aralarındaki şeyin arkadaşlıktan ibaret olduğuna kanaat getirmiş olmasının iki açıklaması vardı: ya gerçekten gözünün önündekini göremeyecek kadar aptaldı ya da her şeyin farkında olmasına rağmen alttan alıyordu ki ikinci seçenek Minho için fazla uzak bir ihtimaldi.

"Hâlâ soruma bir cevap vermedin. Eğer omzunu çürütmemi istemiyorsan aklından geçenleri benimle de paylaş." Jisung kollarını önünde birleştirerek cevap bekleyen bakışlarını Minho'ya sundu.

"Her neyse, tamam."

"Şükürler olsun." Jisung derin bir nefes verip geçiş kaldırımda Minho'yu beklemeden ilerlemeye başl

adığında Minho onun bu hâline göz devirerek peşinden gitmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.