İçeriğe geç

living with death' minsung ✓

Bölüm 8 · 6 dk okuma

living with death' minsung ✓

Bölüm 8

08: kendini bu kadar değerli hissetme.

Dinlediği şarkıyı mırıldanarak ilerliyordu kaldırımlarda. Önüne baktığı pek söylenemezdi, sadece adım atıyor ve ezbere bildiği yolda ilerliyordu. Okul yolu her zaman sıkıcı geçmezdi Jisung için, bazen keyifli de olabiliyordu, bu zamanlar ise genellikle müzik dinlediği ya da birileriyle beraber yürüdüğü zamanlardı.

Okul binası görüş alanına girdiğinde kulaklıklarını kulağından çıkararak cebine koydu. Sıkı bir disipline sahipti gittiği okul, eşyalarına el konulmasına izin veremezdi.

Paytak adımlarla yürürken gözüne takılan beden ile istemsiz gülümsedi, Minho birkaç adım ilerisinde ilerliyordu. Muhtemelen onu fark etmemişti, eğer öyle olsaydı durup Jisung'u beklerdi.

Adımlarını hızlandırıp Minho'nun yanına ilerledi. Elleri cebinde yürüyen bedenin koluna girdiğinde Minho şaşırarak kendinden küçük olan oğlana baktı. Gözlerinde garip bir tını sezdi Jisung, kolunu kendine çektiğinde de buna emin olmuştu zaten.

Yine mi başa dönmüştü yani? Birkaç gün önce onunla az da olsa ilgilenen Minho şimdi yüzüne bile bakmıyordu. Klasik Minho dedi. O hep böyleydi, hep böyle olacaktı.

"Bir sorun mu var?" Okula gelmediği iki gün boyunca Minho kendisini aramamış hatta mesajla bile nasıl olduğunu sormamıştı. Neden bir anda kendisiyle konuşmayı bıraktığını merak ediyordu Jisung, ancak bunu yüzüne karşı sormak da içinden gelmiyordu.

"Ne gibi bir sorun?" Bakışlarını değiştirmeden konuştu. Okul bahçesine girmişlerdi bile, tabii aklındaki sorulardan dolayı Jisung geç farkına varmıştı.

"Aramız kötüymüş gibi hissediyorum. Beni görmediğin bu süre zarfında hakkımdaki fikirlerin mi değişti yoksa?" Dalga geçer gibi sormuştu Jisung, ancak Minho'nun yüz hatlarında herhangi bir değişim dahi olmamıştı, aksine, son derece ciddi görünüyordu.

"Seninle ne gibi bir sorunum olabilir, Jisung? Kendini bu kadar değerli hissetme." Jisung hayal kırıklığına uğramıştı. Beklediği cevap evet soğuk bir 'hayır' olabilirdi ancak bu kadar kaba olmasını beklemiyordu. Üstelik kendisi onun için bu kadar çabalarken...

"Neden benden kaçıyorsun o halde?" Minho Jisung'un görmesini umursamayarak göz devirdi. Neden bu kadar üsteliyordu, gerçekten anlamıyordu. Fazla uğraşıyordu, uğraşı da boşunaydı zaten.

"Senden kaçtığım falan yok. Farkında mısın bilmem ama ders zili çalmak üzere, Bay Kang derse girmeden sınıfa gitmeye çalışıyorum." Ve yine bir hayal kırıklığı. Minho gerçekten umutsuz vakaydı, hem de Jisung'un şu ana dek gördükleri içerisinden en berbatıydı.

"Eve beraber gittiğimizde sanmıştım ki..."

"Ne sanmıştın? Arkadaş olduğumuzu mu? Jisung, birkaç gün önce şans eseri tanıştığın birine bu kadar güvenmemelisin. Üstelik insanların fikirlerini sormadan onlara yakın olmaya çalışmamalısın. Rahatsız olabilirler..."

Her ne kadar son cümleyi kısık bir ses tonuyla, sadece kendisinin duyabileceği bir şekilde söylemiş olsa da Jisung bunu duymuştu. Evet, daha önce Minho'ya ne hissettiğini sormamıştı, ancak bunu onu üzmek için değil, tam tersi mutlu etmek için yapmıştı. Sorunu neydi onun?

Yürümeyi bırakıp olduğu yerden Minho'nun gidişini izledi, kendisine dönüp bakmamıştı bile. Bu kadar mı nefret ediyordu ondan? Bu denli mi hoşlanmıyordu onunla olmasından?

Bir sorun vardı. Minho'yu tanıyordu, en azından kendince bir izlenimi vardı, bir anda çekip atacak biri gibi görünse de öyle değildi, olmamalıydı.

Ne kadar orada dikildiğini bilmiyordu ancak kendine geldiğinde Minho'nun çoktan gittiğini ve öğretmen zilinin çaldığını algılayabilmişti. Adımlarını hızlandırıp boş koridorda yürümeye başladı. Bir yandan merdiven çıkıyor diğer yandan eliyle yüzüne yelpaze yapıyordu, ağlamaktan kızarmış gözlerini görmelerini istemiyordu. Sınıfının en üst katta olması ilk defa bir işe yaramıştı, toparlanmak için zaman kazanmıştı ancak derse de geçilmişti.

Sınıfın önüne geldiğinde birkaç saniye durup nefeslendi, beş kat çıkmak kolay değildi. Ardından kapıya tıklatıp içeri girdi.

"Ders çoktan başladı, Han Jisung." Bay Kang derse gelmiş, hatta zil çalalı henüz 5 dakika olmasına rağmen tahtaya bir sürü soru yazmıştı. Matematik hocalarının hepsi mi aynı olurdu?

"Üzgünüm efendim, bir daha olmayacak." Bay Kang onu başıyla onaylamış, yerine geçmesi için eliyle sınıfı işaret etmişti. Üzerinde olan bakışlara aldırmadan kendi sırasına ilerledi. Minho ile göz göze geldiğinde kendine engel olamayarak gözlerini kaçırdı, tabii bu Jeongin'in gözünden kaçmamıştı.

Jisung sırasına geçtiğinde hemen yan tarafında oturan Jeongin 'ne oldu' adı altındaki bakışlarını Jisung'tan eairgemedi. Jisung kafasını olumsuz anlamda sallayarak onu reddetse de ikisi de bu yalana inanmamıştı.

Derste konuşulmasını hoş karşılamayan Bay Kang yüzünden ikisinden de çıt çıkmıyordu. Adamın bakışları bile yerin dibine girmesine yeterdi Jisung'un.

Defterini çıkarıp tahtadaki soruları not almaya başladığı sırada önüne gelen kağıt ile odağı değişti. Bay Kang'ı göz ucuyla kontrol ettikten sonra kağıdı avucuna alarak sıranın altına indirdi.

Bay Kang arkasına döndüğü anda hızlıca kağıdı açarak içinde yazanları okudu.

"Neden ağladın?"

Kağıdı tekrar sıranın üzerine alarak aklından geçenleri yazdı. Buruşturup çaktırmadan yan tarafa fırlattığında Jeongin çoktan kağıdı yakalamıştı.

"Ağladığım falan yok."

Jeongin göz devirip kalemi tekrar eline aldığında kendi kendine mırıldandıyordu, Jisung'un anladığı tek şey ise 'kesin öyledir' olmuştu. Birkaç saniye sonra kağıt tekrar önüne geldiğinde bu sefer öğretmenini kontrol etmeden kağıdı açmış ve okuduğu cümle ile cam kenarındaki sıra arkadaşına kısa bir bakış atmıştı.

"Jisung, seni iyi tanıyorum. Her ne olduysa ben öğrenmeden sen anlatsan iyi edersin."

Cevap vermek için kalemi eline aldığında üzerinde hissettiği gölge ile ağzından küçük bir siktir kaçtı. Bay Kang tepesinde dikilmiş 'ne iş?' der gibi Jisung ve Jeongin ikilisine bakıyordu. Diğer herkes yaşanan durum nedeniyle onlara bakarken Jisung'un gözü Minho'ya kaydı, hâlâ not almakla meşguldü.

"Ben alayım o kağıdı." Elini kağıdı istediğini belli eder gibi açtığında Jisung, Jeongin'e küçük bir bakış attı, bu işin dönüşü yoktu. Avucunda sıkı sıkıya tuttuğu kağıdı istemeye istemeye Bay Kang'a teslim ederek arkasına yaslandı.

Bay Kang kısa yazışmalara ufak bir göz gezdirdikten sonra ikiliye bakmıştı. Bu bakış hiç hayrı alâmet değildi. Elindeki kağıdı birkaç parçaya ayırdıktan sonra arkasını dönüp çöp kutusuna doğru ilerlemeye başlamıştı.

"Sorununuzu tenefüste de halledebilirsiniz. Burası bir eğitim kurumu, buraya gelme nedeninizi unutmayin." Ardından hiçbir şey olmamış gibi ders anlatmaya kaldığı yerden devam etmişti. Ciddi miydi bu adam?

İkili daha fazla üstelemeyerek sessizce dersi takip etmişti. Dersin bitmesine birkaç dakika kaldığında Bay Kang'ın telefonu çalmıştı, öğretmen aramaya cevap vermesi gerektiğini söyleyerek sınıftan çıktığında herkes konuşmaya başlamıştı. Bunu fırsat bilen Jeongin de Jisung'a dönüp konuştu.

"Neyin var?"

"Bir şeyim yok, neden bana inanmıyorsun?"

Jeongin derin bir iç çekmiş ardından arkasına yaslanarak Jisung'a garip bakışlar atmaya başlamıştı.

"Jisung, dökül."

Jisung istemsiz göz devirmiş ve aynı şekilde elindeki kalemi defterin üzerine bırakarak sandalyesine sinmişti.

"Ufak tefek şeyler işte."

"Minho'yla ilgili değil mi?"

Jisung gözlerini kaçırmış Jeongin'in teorisini doğrulanmıştı. Onu rahat bırakmayacağını çok iyi biliyordu. Anlatmak da istiyordu aslında, ancak Minho'yla yaşadığı anlar ikisine özel olsun istiyordu.

"Öyle,"

"Tahmin etmiştim. Ee, yine ne yaptı? Ah dur, soru yanlış oldu. Ne yapmadı? Bu daha iyi."

"Onu tanımıyorsun bile Jeongin, göründüğü gibi biri değil."

"Eminim öyledir. Şimdi, ne olduğunu anlatacak mısın yoksa kendim mi öğreneyim?" İşaret parmağıyla birkaç sıra önünde oturan Minho'yu göstererek konuşmuştu.

"Normalden daha soğuk davranıyor. İki gün önce eve beraber gitmiştik, yakın olduğumuzu düşünmüştüm. Sadece bir düşünceden ibaretmiş."

Kollarını önünde birleştirerek başını eğmişti. Ağlamak istemiyordu, burada, herkesin içinde olmazdı. Bu yüzden geri planda kalmaya çalıştı, fazla detaya girmesine gerek yoktu.

Jeongin birkaç saniye öylece Jisung'u izledi. Minho haklı olabilir miydi? Bunun sadece arkadaşlıktan ibaret olmasını istedi o an, her şeyin sadeec arkadaşlık hissinden dolayı olmasını istedi. Jisung'u seviyordu, ama daha önce hiç ona o şekilde bakmamıştı. Lisenin başından beri yakın arkadaşlardı, bütün o yaşadıkları güzel anıları bir kenara atıp her şeyi mahvetmeyi göz almazdı.

Zihnini meşgul eden düşüncelerden kurtulmak için kafasını iki yana salladı. Arkadaşlıklarını bozmak isteyeceği son şey bile değildi, ancak Minho ile bu denli yakın olması da canını sıkıyordu. Son zamanlarda kendisinden çok Minho'yla vakit geçiriyordu. Sanki yıllardır arkadaşı olan kişi kendisi değil de Minho'ymuş gibi davranıyordu. Rahatsız olduğu durum da buydu ya.

İkisinden de çıt çıkmıyorken Bay Kang sınıfa geri dönmüştü, ne tesadüftür ki onun gelişiyle tenefüs zili de koridorlarda yankılanmıştı. Jisung ve Jeongin de bu konuyu bir kenara bırakıp diğer herkes gibi tenefüse çıktılar, ancak Jisung'un aklını kurcalayan başka biri vardı, Minho.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.