"Bu da nereden çıktı şimdi?" dedi Minho, her zamanki bıkkın ses tonuyla.
"Lütfen lütfen lütfen lütfen..." Jisung ise yalvarmaya devam ediyordu.
"Restoran tarzı yerler pek benlik değil. Ayrıca fazla kalabalık oluyorlar, yüksek sesli ortamları sevmem." diyerek yeni gelen kitaplara etiket yapıştırmaya devam etti.
Yine öğle molalarından birindeydiler. Jisung okul çıkışı Minho ile birlikte dışarı çıkmak istiyordu, ancak Minho hiç istekli gibi durmuyordu.
"Neden vaktini benimle harcıyorsun ki? Arkadaşlarınla eğlensene." Ses tonunda herhangi bir duygu yoktu, durgun ve rahattı. Jisung ise Minho ile vakit geçirmek için uğraşıyordu.
"Söylesene, benim yerimde sen olsaydın ne yapardın?" Jisung artık sinirlenmeye başlamıştı. Ne yaparsa yapsın Minho'ya asla yaranamıyordu. Bazen haklı olup olmadığını düşünüyordu, ancak kendine bir söz vermişti.
"Hmm... Sanırım yol kenarında bekler, biri beni alana kadar otostop çekerdim. Sonrasında ise başka bir ülkede ölmek için otel falan arardım." Dalga geçtiği açıktı, ancak Jisung aklına koyduğu şeyi ne olursa olsun yapardı. Ve şu an ise ondan beklenmeyecek kadar ciddiydi.
"Bak, ne demek istediğini anlıyorum. Ama senin de ölmeden önce yapmak istediğin şeyler yok mu?" Minho kendime yönelik olan soru ile bir süre düşündü. Yapmak istediği şeyler var mıydı cidden? Yaşamak ile sıkıcı ve sıradandı onun için.
"Sanırım var."
"Ama onları şu an yapmıyorsun. Çünkü ne zaman öleceğini bilmiyorsun, ama ben biliyorum. Sence kalan vaktimi mutlu geçirmek istemem kötü bir şey mi?"
Minho fazla ileri gittiğini düşündü, Jisung'un hastalığı ile dalga bile geçmişti, doğru olmamasına rağmen. Ancak haklıydı, ölüm tarihini bilseydi kendisi de bu süre zarfında yapmadığı şeyler yapmak isterdi. Bu yüzden Jisung'a hak verdi.
"Bu durum her ikimiz için de aynı. Belki yarın öleceksin, ama hiçbir şey yapmıyorsun. Her günün değeri aynı, bugün yapıp yapmadığın şeyler günün değerini değiştirmez. Bu yüzden sıradan şeyler yapmaktan keyif alıyorum."
Cümleye ciddiyetle başlamış olmasına rağmen sonlara doğru kendine engel olamayarak tebessüm etmişti. Belki Minho'ya yaşam enerjisini geri verebilirdi. Belki de enerjisini tamamen yok edebilirdi.
"Şimdi soruma bir cevap ver: geliyor musun, seni zorla yanımda mı götüreyim? Zaten arkadaşın yok, ne diye reddediyorsun ki?"
Minho'nun kabul etmek gibi bir planı yoktu, ancak yüzüne karşı hayır derse neler olacağını az çok kendisi de biliyordu. Bu yüzden sessiz kalmayı tercih etti. Önüne dönüp kitaplarla ilgilenmeye devam etti.
Kaçıncı olduğunu bilmediği bir diğer kitaba da etiketi yerleştirip diğerlerinin yanına koymak için kitabı havaya kaldırdı. Ancak kitap Jisung tarafından geri yerine yerleşmişti. Elini havada olan kitabın üstüne bastırıp, Minho'nun eli de dahil olmak üzere, kitabın masaya temas etmesine sebep oldu.
"Bana, nasıl istersem o şekilde yaşamamı söylememiş miydin sen?" Cümlesinin ardından yüzünü kendinden büyük olan bedenin yüzüne yaklaştırıp sorgulayıcı bakışlarını sundu.
"Ha? Bunu kastetmemişti-"
"Seni de yanımda götürmek istiyorum!" dedi Jisung, kütüphanede olmalarına rağmen yüksek çıkan ses tonunu umursamadan.
Minho, köşeye sıkıştığından ve başka şansının olmadığını bildiğinden kabul etmek zorunda kalmıştı. Mutlu olacağını tahmin etmişti ancak genç olanın sevinçten üstüne atlayacak kadar heyecanlanacağını aklının ucundan bile geçirmemişti.
"Oh Minho... teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim! Harika bir arkadaşın!"
Boynundaki kollarla beraber cümleler zihninde dönmeye başladı. Harika bir arkadaşsın... Gerçekten iyi bir arkadaş mıydı? Ondan önce ise, arkadaşlar mıydı? Hayır, hayır değillerdi. Minho'nun hiç arkadaşı olmamıştı ve olmayacaktı. O her zaman tekti, hep öyle kalacaktı.
Saniyeler sonra boynundaki kollar geri çekildiğinde Minho, Jisung'un beline ne zaman çıkardığını bilmediği ellerini geri çekti. İlk defa birine bu derece temas ediyordu. Kendi ailesine bile bu denli yakın değildi. Mecbur kalmadığı sürece bir insanın elini dahi tutmazdı, bu bir istisnaydı.
"Bu sefer beni beklemeden gidersen olacaklardan sorumlu değilim, haberin olsun." diyerek kütüphaneden ayrıldı Jisung, ardında sarhoşa dönmüş bir beden bıraktığının bilincinde olmadan.
Minho yaptığı saçmalığın farkına nihayet vardığında kafasını iki yana sallayıp boşluktan kurtuldu. Bu duygular onun için fazlaydı, çok fazla.
"Hızlı olsana!" Jisung, Minho'yu bileğimden tutmuş yürütmeye çalışıyordu, evet sadece çalışıyordu. Minho ise fazlasıyla isteksizdi. Ne diye kabul etmişti ki sanki? Eve gidip yatağına uzanmak ve bilinci kapanana kadar kitap okumak istiyordu. Oysa içinde bulunduğu durum sakinlikten çok uzaktı.
"Çekiştirip durmasan mı? Kendim de yürüyebilirim." Minho kolunu kurtarmaya çalışıyordu, ancak uğraşları boşunaydı. Kendinden sıska olan beden epey güçlü kollara sahipti anlaşılan.
"Eğer kolunu bırakırsam yürümek yerine olduğun yerde öylece kalırsın. Belki de ters yöne doğru gidersin. Bırakacağımı mı düşünüyorsun cidden?" Arkasına bile bakmadan yakınmaya başladığında Minho atışmanın daha fazla büyümemesi adına sessiz kalmayı seçti.
Yol boyu Jisung'un rehberliğinde yürümüşlerdi. Nihayet aradıkları kafeye vardıklarında Minho'nun bileğindeki kol yavaşça olduğu yeri terk etmişti.
İçeriye girip boş bir masaya oturduktan sonra, yine Jisung'un zoruyla pizza sipariş etmişlerdi. İkisinin damak zevki birbirine benzemediğinden Jisung, Minho'ya sevdiği yemekleri sormuş, en sonunda kendisinin de sevdiği bir şey çıktığında sipariş vermişti.
Aradan geçen birkaç dakikanın ardından garson elinde iki orta boy pizza ile ikilinin masasına gelmişti. Jisung mantarsız söylerken Minho zeytinsiz söylemişti, zeytinden nefret ederdi. Jisung bunu öğrendiğinde akşam günlüğüne not etmek adına aklına kazıdı. Minho zeytin sevmiyor.
"Harika görünüyor!" dedi Jisung, önündeki pizzadan bir dilim alırken. Açıktığı için Minho da yemeğine uzandığında başıyla onu onayladı.
"Fazla sessizsin." diye çıkıştı Jisung. Minho'yu az çok çözmeyi başarmıştı ancak o adım atmadığı sürece kendisi pek bir şey yapamazdı. En azından konuşmayı denemeliydi.
"Yemek yerken konuşmayı sevmem." dedi tek nefeste. Yüz hatları fazla ciddiydi Jisung için. En azından kendisiyle olduğu zamanlar gülümseyebilirdi. Ama bunu yapmak yerine kendisini gördüğü her dakika somurtuyordu. Acaba yanlış bir şey mi yapıyordu? O sadece arkadaş olmak ve Minho'yu mutlu etmek istemişti.
Kafasındaki düşünceleri rafa kaldırıp elindeki dilimden bir ısırık aldı. Madem konuşmayı sevmiyordu, sevmesini sağlardı. Ağzı dolu olmasına rağmen konuşmaya başladı.
"Biliyor musun, yabancı bir inanışa göre, bir başkası seni yerse ruhun o kişinin bedeninde yaşarmış. Bunu internette okumuştum."
Konu her ne kadar ilgisini çekmemiş olsa da içi pizzayla dolu yanaklar konuşurken tam bir sincabı andırıyordu. Tatlı görünüyordu.
"Ben almayayım, senin ruhun sadece rahatsızlık verirdi." Jisung sesli bir şekilde gülmeye başladığında Minho göz ucuyla ona bakıyordu. Gülerken bile sevimli duruyordu, garip bir özellik.
"Evet, sanırım haklısın." Şaka yapmak için söylenmişti bunu ancak Jisung'un hoşuna gitmişti, sanırım şaka olarak kalması daha iyiydi. Gülmesini durdurduğunda ağzındaki lokmayı yutup, bu defa ciddi bir yüz ifadesiyle Minho'ya döndü.
"Sınıfta yakın olduğunu kimse yok mu? Seninle ilgili hiçbir şey bilmediğimi fark ettim."
"Herkes benim sıkıcı biri olduğumu düşünüyor. Zaten insanlarla konuşmakta fazla iyi sayılmam. En son ilkokulda bir arkadaşım olmuştu, o da bir hafta sürmüştü."
"Peki hiç sevgilin oldu mu?" Minho bu soruyu beklemiyordu. Anlık olarak duraksadığında Jisung kafasını yana yatırmış sorusunun cevabını almayı bekliyordu.
"Hayır. İnsanların beni sevdiğini düşünmüyorum."
"Bunu nereden biliyorsun?"
"Sadece bir tahmin. Yüzüme karşı söylemelerine gerek yok, bakışlarından belli oluyor zaten."
Jisung bir kez daha Minho için üzülmüştü. Biraz önce aklından geçirdiği fikri silip attı. Doğru bir karar vermişti, onu mutlu etmek istiyordu ve yapacaktı.
"Peki ben senin hakkında ne düşünüyorum? Bana baktığında ne görüyorsun?"
Minho birkaç saniye öylece Jisung'un yüzüne baktı. Yüz hatlarını inceleyen gözler bedeninin her bir yanında dolaştı. En sonunda Minho konuşmaya başladığında Jisung pür dikkat kendisini dinliyordu.
"Muhtemelen aynısını. Belki 'sıkıcı sınıf arkadaşı' ya da 'sırrımı bilen biri' başka ne olabilir ki?" Jisung arkasına yaslanıp Minho'nun yüzüne bakmaya başladı. O hicbri zaman böyle düşünmemişti. Kendisinin sırf sırrını bildiği için onunla yakın olamaya çalıştığını düşünmesini istemiyordu. O böyle biri değildi.
"Ben öyle düşünmüyorum." dedi net bir şekilde. Minho ise fikrinde kararlıydı.
"Başkalarına ilgi duymuyorum, onların da bana ilgi duyduklarını sanmıyorum."
"Ben duyuyorum." diyerek pizzanın yemeğe döndü. Bugün Minho'ya fazlasıyla sinir olmuştu. Bir süre sessiz kalmak en iyisiydi.
Minho ise beklemediği itiraf karşısında öylece kalmıştı. Jisung'un kendisi hakkında ne düşündüğünü bilmiyordu ancak o Jisung için hiçbir şey düşünmüyordu, Jisung da düşünmemeliydi.
Yemeğine odaklanan bedeni taklit ederek kendi de önündeki pizzayı yemeğe devam etti. Ancak Jisung'un sessiz kalma planları fazla uzun sürmemişti.
"İlgi duymadığım birini buraya davet etmezdim. Aptalmışım gibi davranmayı bırak Minho." Kendisine ilk kez ismiyle hitap etmişti. Minho yanlış anlamayı düzeltmek adına kendini açıklamaya başladı.
"Bu zamana kadar aptalca hareketler yaptığını düşünüyorum, ancak sana aptalmışsın gibi davranmıyorum."
"Çok sağ ol ya!" Jisung eskisinden daha da sinirlendiğinde elindeki son parçayı da ağzına atarak yedikleri yemeğin ücretini ödemek için masadan ayrıldı.
Minho sinirle hareket eden bedene göz devirip elindeki son dilimi yemeğe başladı. Birkaç dakika sonra Jisung geri döndüğünde hiçbir şey söylemedi. Kendisini yanlış anlayan oydu, elinden bir şey gelmezdi.
"Gidelim mi?" Jisung hem kırgın hem de sinirli çıkan ses tonuyla konuştuğunda Minho onu başıyla onaylayıp oturduğu yerden kalktı. İkili çıkışa doğru yürürken Minho içindeki vicdan azabına engel olamayıp konuştu.
"Öyle demek istemediğimi biliyorsun." Jisung kafasını 'sorun yok' dercesine sağa sola salladı.
Sessiz sokaklarda ayrılana dek beraber yürüdüler. Yol boyunca ikisi de konuşmayı reddetmişti. Minho'nun evi daha uzak kaldığından ilk ayrılan Jisung'tu. Yine sadece yüzüne bakıp geniş kaldırımda yürümeye başladığında Minho arkasından konuştu.
"Yarın görüşünüz." Jisung beklemediği bu hareket ile heyecanına engel olamayarak arkasına dönüp el sallayarak "Görüşürüz!" dedi. Artık eve asık bir suratla değil tatlı bir heyecanla dönüyordu. Minho sonunda kendisiyle konuşmak için çabalıyordu.