Sabahın erken saatlerinde, kapalı olmasına rağmen arasından ışık vuran pencere eşliğinde gözlerini araladı Jisung. Gözkapaklarını açık tutmakta zorlanıyorken etrafındakileri zar zor seçebilmişti. Koyu kahveleri ilk önce kendine bakan gözlerle buluştu, daha sonra karnında hissettiği kollar görüş alanına girdi.
"Günaydın," dedi boğuk çıkan sesiyle. Uyku sersemliğiyle sırt üstü uzanmaya çalıştığında yatağın tek kişilik olduğu aklına geldi, esneme çabası boşa çıkarken Minho hafifçe kıkırdadı. "Senin günün henüz aymış gibi görünmüyor." dedi Jisung'u kendine olabilirmiş gibi daha da bastırarak.
"Tch, aymış bence. Baksana, güneş karşımda duruyor." Minho'nun gülümsemesi büyürken Jisung uzanıp dudak çizgisinden öptü. Gerçi çekileceği sırada boynunda hissettiği el ikinci bir öpüşme başlatırken yeni uyanmış olmanın verdiği sersemlikle yarım yamalak karşılık vermeye çalıştı.
"Sen ne zaman üstünü değiştirdin?" Pikeyi hafifçe kaldırıp alt tarafa baktı. "Ben ne zaman üstümü değiştirdim?" Bir an sarhoş mu oldum diye düşünürken Minho sanki aklından geçenleri duymuş gibi konuşmaya başladı.
"Sen yorgun olduğun için üstünü ben değiştirdim, ama öncesinde küçük çaplı bir duş aldırdım. O sırada da dolapta bulduğum yedek çarşafları yatağa geçirdim."
Jisung geri çekilip yarı kıstığı gözlerle Minho'ya baktı. "Bütün bunları hangi ara yaptın?" Minho genizden gülerek kendini Jisung'un boynuna bırakmıştı. Kokusunu hapsetmek istercesine içine çektiğinde Jisung'un eli ensesindeki saçlara gitti.
"Bilmem farkında mısın ama hastanedeyiz ve sen hasta ben ise bakıcınım." Yüzünde yer edinen tebessüm varlığını sürdürürken ikisinin sarılmasını bozan Jisung'dan gelen gurultulardı. Minho gülerek geri çekildiğinde Jisung'un burnuna hafifçe dudaklarını bastırmış ve yataktan kalkmıştı.
Jisung ne yaptığını anlamak adına yatakta oturur bir pozisyona geldiğinde Minho'yu izlemeye başladı. "Sen ciddi misin?" Jisung bir önüne gelen tepsiye bir de Minho'ya baktı. Cidden bunları hangi ara yapmıştı? Bir an duraksayıp telefonunu aramaya başladı. Komodinin üzerinde duran telefon görüş alanına girdiğinde uzanıp elleri arasına aldı. Sadece saate bakmak istediğinden kilit ekranını açıp kapattı. Neredeyse öğlen olmak üzereydi.
"Sen ne zaman uyandın?" Kendince fikir yürütmek istediğinden Minho'dan gelecek cevabı bekledi. Bu kadar şeyi yapması için erken kalması gerekiyordu. Fakat bazı şeyleri gece yaptığını söylemişti.
"İki saat oluyor sanırım." Kafa sallamakla yetindi Jisung. Minho da karşısına oturduğunda ortalarında kalan tepsiye göz attı Jisung. Klasik hastane yemekleri vardı, üstelik tek kişilikti. Minho, Jisung'un garip bakışlarını fark ettiğinde küçük bir tebessüm etti.
"Sen uyanmadan birkaç dakika önce bir hemşire getirdi bunu. Ben erken kalktığımdan önceden yemiştim zaten." Jisung anlamış gibi dudağını büzerek kafa salladı. Tek başına yemek yemek de hoşuna gitmiyordu ki. Aklına gelen fikir büzdüğü dudaklarının yerini genişçe bir gülümsemeye bırakırken gözleri yatağın üzerindeki tepsiden Minho'nun gözlerine çıktı.
"Minho," dedi ağlamaklı bir ses tonuyla. "Kolum acıyor. Sen yedirir misin?" Minho tek kaşını kaldırıp Jisung'un koluna baktı. Oynadığı oyunun farkına vardığında ise birazcık eğlenmekten zarar gelmez diye düşündü.
İç çekerek Jisung'a daha da yaklaştı. Tepsiden aldığı kaşığı kaseye daldırıp üzerinde kalan çorbayı Jisung'a uzattı. Kaşık havada kaldığında Minho sahte bir düşünce içerisine girip gözlerini kısarak Jisung'a baktı. Boşta olan eliyle hafifçe Jisung'un çenesini kavradı. Dudak çizgisi kıvrılırken başını yana yatırıp koyu kahveleri inceledi.
"Tadı daha güzel olan bir şey biliyorum," Dudaklarını Jisung'un dudaklarının üstüne bastırıp geri çekildiğinde dökmemek için epey uğraştığı kaşığı ağzı açık kalan gencin aralık dudakları arasına bıraktı. "Ama bu daha karın doyurucu." Jisung yanakları arasındaki çorbayı yuttuktan sonra dilini damakları arasında gezdirerek tepsiyi bir kenara itti. Minho'nun elinden aldığı kaşığı da yan tarafa koyduğunda ensesinden tuttuğu genci kendine çekti.
Öptüğü dudakların saniyelik olarak kıvrıldığını hissettiğinde boşta olan elini de Minho'nun ensesind çıkardı. Saniyeler sonra nefeslenmek adına ayrıldıklarında Minho, Jisung'un kulağına eğilip "Hani senin kolun acıyordu?" dedi. Hâlbuki Jisung'un iki kolu da kendisinin boynunda sabitlenmişti.
Jisung düştüğü tuzağın farkına vardığında kolunun acımasını umursamadan Minho'yu omuzlarından ittirdi. "Seni hâyin..." Çatık kaşları Minho'nun gülümsemesinin büyümesine neden olurken Jisung kollarını birbirine kenetleyip gözlerini kaçırdı. Minho onun bu şirin hâllerine bayılıyordu.
Belinden tuttuğu bedeni kendine çekerken Jisung hareket dâhi etmemişti. "Sadece oyununa ortak oldum." Bu sözü ilk kez Jisung söylemişti. Minho ise bunu ima ederek kurmuştu cümlesini. Jisung göz devirerek "Sadece birazcık ilgi istedim, sen ise beni aptal yerine koydun." Minho kafasını iki yana sallayarak Jisung'u çenesinden tuttuğu gibi kendine çevirdi. Mimiksiz suratı alışık olduğundan daha korkutucuydu.
"Bu zamana kadar aptalca hareketler yaptığını düşünüyorum ancak aptalmışsın gibi davranmıyorum." Burnunu Jisung'un burnuna sürtüğünde ne kast ettiğini yeni anlamıştı Jisung. "Eskiden olan şeyleri hâlâ hatırlıyor musun?" Minho kıkırdadı. "Jisung, bunların üzerinden en fazla iki ay geçti. Unutmak için fazla kısa bir süreç değil mi sence de?" Jisung tekrar göz devirdi. Minho'ya olan siniri azaldığında önünde birleştirdiği kollarını çözerek tekrar Minho'nun boynuna sarıldı.
"Benim için yeterli bir süre." Uzanıp Minho'nun dudaklarına kısa bir öpücük kondurduğunda Minho yan bir şekilde gülümsedi. Jisung'a göre Minho'nun mükemmel bir yüzü vardı, yüz hatları fazlasıyla pürüzsüz, fazlasıyla güzeldi. Elini çene hattı boyunca gezdirip farklı bir konu attı ortaya.
"Birkaç saat sonra Jeongin gelecek," Minho kafasıyla onayladı. "Biraz kovmak gibi olacak ama seni burada görmese daha iyi olur sanırım." İçine çektiği nefesi ağır bir şekilde verirken kafasını 'sorun yok' dercesine salladı. Jeongin'in kenisini sevmediğini biliyordu, üstüne gitmek istemiyordu. Zaten kendisi yüzünden arkadaşlıkları bozulmuşken konuşacak cesareti bulamıyordu kendinde. Belki de Jisung'un konuşması daha iyi olurdu, kendisinin söyleyemediklerini o rahatlıkla konuşabilirdi.
"Sorun değil, daha sonra yine gelirim ben." Jisung, Minho'yu kendine çekip sıkıca sarıldı. Tanışmalarından bu yana çok fazla şey değişmişti. Değişen en büyük şey de Minho olmuştu. Sadece kendisine karşı olan davranışları ve düşünce yapısı Jisung'un kendini yetersiz hissetmesine bile neden oluyordu bazen. Minho'yu çok seviyordu, ona uygun biri olamamaktan ise fazlasıyla korkuyordu.
Omuzlarından tutarak kendinden ayırdı Minho'yu. Fazla vakitleri olduğu söylenemezdi, iyi değerlendirmek istiyordu. Bir anda ayaklandığında Minho ne yaptığını sorgular gibi bakmıştı. Jisung ise kıkırdayarak pencerenin yanına gitti. Zemine kadar uzanan beyaz tül perdeleri kavrayarak kenara çekti. Ortaya çıkan kapı ile Minho epey şaşırmış olsa da Jisung bu kapının varlığından bir süredir haberdardı.
"Odada böyle bir şey olduğunu bilmiyordum." Jisung yüzünden eksik etmediği gülümsemesiyle Minho'nun yanına gidip elini tutması için uzattı. Uzatılan eli tutarak oturduğu yerden kalktı Minho. Jisung perdelerin arasına gizlenmiş balkon kapısına ilerleyip ikisinin de geçebileceği şekilde aralamıştı.
Balkonda ufak bir orta masası ve iki sandalye bulunuyordu. Ilık esen rüzgar hoş bir ortam yaratıyordu. Minho sandalyelerden birine oturduğunda Jisung karşısına, korkuluklara sırtını yasladı. Ellerini de önünde birleştirdiğinde derin bir iç çekti. Yandan esen rüzgar yüzüne vururken saçları havalanıyor, ince saç telleri arasından geçerek Jisung'u rahatlatıyordu.
"Papatya sever misin?" diye sordu Jisung alakasız bir şekilde. Ortada bir konu yoktu gerçi, pek de alakasız sayılmazdı ona göre. Minho birbirine kenetlendiği ellerinde olan bakışlarını Jisung'un yüzüne çıkarıp bir süre düşündü.
"Pek sayılmaz, ya sen?" Jisung gülümsedi. Ona göre papatyalar çok şey ifade ediyordu. Sevmemek mümkün müydü?
"Severim, hatta en sevdiğim çiçektir. Saf ve kırılgan bir hissiyatı var bana göre. Ayrıca papatyalar aşkın en yoğun halini simgeler. Beyaz rengi severim, tıpkı beyaz olan her şeyi sevdiğim gibi."
"Bunu bilmiyordum. Hem ayrıca, aşkı simgeleyen çiçek gül değil miydi?" Minho birkaç saniyeliğine kendini sorgulasa da Jisung gülerek cevap vermişti ona.
"Öyle zaten. Kırmızı gül aşk demektir ama papatya aşkın saf ve yoğunluğunu simgeler. Aralarındaki fark bu." Minho kafa sallayarak onayladı onu. Genelde bilgili olan kişi Minho iken yeni şeyleri öğrenmesini sağlayan Jisung oluyordu. Eğer Jisung papatya seviyorsa kendisi de sevecekti, onun sevdiği her şeyi seviyordu çünkü.
"Minho..." diye mırıldandı Jisung. Yüzünün bir anda düşmüş olması Minho'nun garibine gitmişti.
"Hm?" Yerde olan bakışlarını Minho'nun yüzüne çıkardı. Gözlerindeki pırıltılar o kadar güzeldi ki, bir gün o ışıkların sönme ihtimalinden endişe duydu.
"Mezarıma papatya koy, olur mu?" Korktuğu şey oldu Jisung'un, Minho'nun gözlerindeki pırıltılar söylediği sözler üzerine birer birer ışığını kaybederken kalbindeki ışık da gücünü yitirmişti.
"Sürekli hatırlatmak zorunda mısın?" Başını yere eğip, dirseklerini bacaklarının üzerine sabitledi. Parmaklarıyla oynamaya başladı. "Kesin konuşmak neden bu kadar hoşuna gidiyor ki..." Mırıldanmış olmasına rağmen Jisung duyduğu şey üzerine iç çekerek kollarını birbirinden ayırdı. Minho'nun yanındaki sandalyeye kendini bıraktığında büyük olanın bakışları kendisine döndü.
"Bilirsin, kötümser biri değilim. Ama bu konu hakkında iyimser gibi de davranamıyorum. Sanırım en kötüsünü düşünerek kendimi avutuyorum." Uzanıp Minho'nun birbirine doladığı parmaklarını ayırarak kendisininkilere kenetlendi.
"Jisung," dedi titreyen bakışlarını kontrol etmeye çalışırken. "Bana bir söz ver. Beni bırakmayacağına dair söz ver..." Minho'nun yanağından aşağı akan gözyaşını boştaki eliyle sildi Jisung. Buruk bir gülümseme yüzünde yer edindiğinde başını hafifçe sallayarak onayladı. "Söz veriyorum."