İçeriğe geç

living with death' minsung ✓

Bölüm 21 · 9 dk okuma

living with death' minsung ✓

Bölüm 21

21: kalbime iyi gel(m)iyorsun.

Aradan geçen dakikaların ardından Jisung ve Minho normal bir şekilde vakit geçirmiş, Bayan Han ise göz ucuyla onları takip ediyor olmasına rağmen sanki umurunda değilmiş gibi davranmaya çalışmıştı, pek başarılı olamasa da.

Minho'nun dikkati Jisung'un kendisine sorduğu soruda takılı kalırken Jisung kocaman olan gözleriyle bir annesine bakıyor bir de saniyelik olarak koyu irisleriyle Minho'yu işaret ediyordu. Bu, binevi 'tam zamanı' demek gibiydi. Bayan Han anladığını belirten mimiklerini ortaya koyduğunda boğazını temizleyerek ayaklanmıştı.

"Minho, biraz konuşabilir miyiz tatlım?" Çenesiyle kapıyı işaret etti. "Yalnız," Minho hafiften gerilmiş olsa da başıyla onaylayarak ayağa kalkmıştı. Adım atmadan önce Jisung'a baktığında Jisung güvence vermek ister gibi kocaman gülümsediğinde o da tebessüm etmişti.

İkisi odadan ayrıldığında Jisung kapalı olduğuna emin olduğu kapıyı ne olur ne olmaz diye kontrol ederek oturduğu yataktan yavaşça kalmıştı. Âni hareketinden dolayı kararan gözleri birkaç saniyelik zaman kaybına neden olsa da normale dönmesi fazla uzun sürmemişti. Başucunda olan ve serum torbasını tutan demir askılığı ses çıkarmayacak şekilde peşi sıra sürüklemeye başladı. Evet, gizlice dinleyecekti! Ne yani kendi planının gidişatını bilmekten de mi geri kalacaktı? Kapıya ağırlığını vermeden yaslanarak dışarıda konuşulanları dinlemeye başladı.

"Senden bir şey istemem gerekiyor Minho."

"Tabii efendim, size nasıl yardımcı olabilirim?"

"Resmiyeti bir kenara bırakarak başlayabilirsin." Jisung duyduğu şey üzerine gülmemek için elini ağzına bastırdı. Annesi olur olmadık yerlerde bile tuhaf espri yeteneğini kullanabiliyordu.

"Ah, üzgünüm."

"Konuşmak istememin nedenine gelecek olursak," Derin bir nefes aldı kadın. "İşten izin almıştım ancak âni bir gelişme sonucu işim çıktı. Yarın akşama kadar Jisung'un yanında kalabilir misin diye soracaktım."

"Fakat..."

"Lütfen Minho, bunu isteyebileceğim senden başka kimse yok. Hem Jisung'un da yanında olduğun için mutlu olacağına eminim."

"Pekâlâ, sanırım Jisung için bu kadarını yapabilirim." Bayan Han duyduğu cümle ile rahatlarken kollarını iki yana açarak Minho'ya satılmıştı. Minho karşılık vermek adına kollarını kadının sırtına çıkardığında garip bir şekilde rahatsız hissetmişti. Jisung hariç kime temas etme bu duygu bedenini sarıyordu. Kadın geri çekildiğinde göz ucuyla kapıyı işaret etti.

Jisung fazla sessiz olan konuşmadan dolayı işlerinin bittiğini anladığında sessiz olmaya çalışarak tuttuğu demiri çekiştirerek eski yerine geri döndü. Sanki bir şeyle oyalanıyormuş gibi yapmak adına telefonunu da eline alarak yatağa oturdu. Çok değil, saniyeler sonra kapı açıldığında tam zamanında dönmenin memnuniyetiyle yüzüne yan bir gülümseme yerleştirdi.

İçeri giren ikili ile gözleri annesine döndü. Minho'nun arkasından odaya giren beden yüzündeki kurnaz gülümseme ile oğluna göz kırparak hasta dolabının yanına giderek içerisinden çantasını ve dizlerine kadar uzanan hırkasını da alarak ikiliye döndü.

"Ben çıkıyorum, yarına kadar Minho yanında kalacak." Jisung bilmemezlikten gelerek sahte olduğu belli olan birkaç ifade ile annesine baktı. Minho hissettiği garipliği dile getirme gereği duymazken oturduğu koltukta biraz daha geri yaslandı.

Kadın odadan ayrıldığında Minho oturduğu koltuktan kalkarak Jisung'un yanına bıraktı kendini. Yarı kısılmış gözleri küçük olanın kahvelerinde gezindi bir süre.

"İçimden bir ses bu durumun senin başının altından çıktığını söylüyor." Jisung yerinde kıpırdanarak Minho'ya yaklaştı. Kollarını Minho'nun boynuna dolarken ağırlığını vermeden dizlerinin üzerine yerleşti. "Hmm... Olabilir," Dudak çizgisine küçük bir buse kondurarak geri çekildi. "Ya da olmayabilir."

Bu seferki hamlesi Minho'nun dudakları olduğunda belinde hissettiği eller anlık gelen cesaretin destekçisi olurken ensesinde birleştirdiği ellerinden biriyle Minho'yu omzundan iterek yatağa uzanmasını sağladı. Altındaki bedenin yüzünü görebilmek adına geri çekildiğinde yarı kapalı gözlerle kendisine bakan bedene güldü.

Ayrıldığı dudaklara tekrar bir hamle yaptığında bileğinde hissettiği acı ile yerinden kalktığında Minho ne olduğunu idrak edememişti bile. Eliyle serum iğnesinin olduğu noktaya baskı uyguladığında avuç içinde hissettiği ıslaklık ile elini geri çekti. Parmakları arasından akan kan damlaları bir bir yere dökülürken Minho'nun gözleri şaşkınlıkla açıldı. İğne, olması gerektiği yerden çıkmış, iğnenin delik oluşturduğu boşluktan kan akmaya başlamıştı.

Minho ne yapacağını bilemeyerek ayağa kalktığında "Hemşire çağırmalı mıyım?!" diye sordu. Jisung onun telaşlı hâline gülmeyecek kadar kötü bir durumda olduğundan eliyle kan akışını durdurmaya çalışırken başıyla onayladı.

Koşar adımlarla odadan çıkan Minho koridorda gördüğü önlüklü bir bayanı kibarca durdurdu. "Kusura bakmayın, biraz yardıma ihtiyacımız var da, rica etsem yardımcı olur musunuz?" Hemşire sıcak bir tebessümle Minho'yu onayladığında ikisi beraber Jisung'un kaldığı odaya, Minho'nun rehberliğinde ilerlemeye başlamışlardı.

Nihayet odaya vardıklarında Jisung bıraktığı gibiydi. Hemşire daha birkaç saat önce serum taktığı genci gördüğünde istemsizce gülümsedi ancak kolundan akan kanı fark ettiğinde adımlarını hızlandırarak Jisung'un yanına gitti.

"Bakabilir miyim?" Soru edasıyla sormuş olsa da binevi emir cümlesiydi. Genç oğlan elini bastırdığı yaradan çektiğinde hemşire neler olduğunu anlayarak odada bulunan dolaba ilerledi ve çekmecelerden birinden aldığı ilk yardım malzemeleriyle geri döndü. Önlüğünü cebine koyduğu yedek eldivenleri eline geçirerek çantayı kurcalamaya başladı.

Küçük bir parça pamuğun üzerine sürdüğü tentürdiyotu kanayan noktaya bastırdı. Yaranın sızmasıyla Jisung yüzünü buruştururken Minho içinde hissettiği pişmanlık duygusuyla kendisine bakıyordu.

Dakikalar sonra hemşirenin işi bittiğinde yaranın üzerine bant yapıştırmış ve zaten bitmiş olan serum torbasını yerinden çıkararak çöpe atmıştı. Hemşire odadan ayrıldığında Minho Jisung'un yanına ilerleyip yanına oturdu. "Özür dilerim," Jisung kafasını olumsuz anlamda sallayıp Minho'nun elini tuttu. Yüzündeki tebessüm sorun yok dercesine yerini korumuştu. "Senin suçun yoktu, boşuna özür dileyip benim sinirlerimi bozma." Hafifçe omzuna vurduğunda Minho her ne kadar huzursuz hissetse de gülümseyerek karşılık vermişti.

"Yalnız, bundan annemin haberi olmasın. İkna etmek için epey uğraştım, işin sonu hiç hoş olmaz." Minho kıkırdadığında Jisung bir eliyle Minho'nun eline uzanarak parmaklarını kenetledi. Suçluluk duymasını istemiyordu, üstelik hiçbir suçu yokken özür dilemesini de istemiyordu.

Aradan geçen birkaç saatin sonunda odada sessizlik hakimdi. Saat neredeyse dokuz olmaz üzereydi ve bu süre zarfında Jisung'un canı epey sıkılmıştı. Vakit öldürmek adına kullandığı ancak daha da sıkılmasına neden olan telefonunu yan taraftaki komodinin üzerine bırakıp karşısındaki koltukta oturmuş kitap okuyan Minho'ya baktı.

Aklına gelen fikirle uzandığı yerden yavaşça kalkarak kapıya ilerledi. Minho kitaba fazlasıyla daldığı için ayakta olduğunu fark etmezken Jisung kapıyla birleşik olan kilidi çevirerek kapının dışarıdan açılamaz bir hâle gelmesini sağlamıştı. Ağır ağır Minho'ya ilerleyip önümde durduğunda hâlâ kendisini fark etmemiş olmasına göz devirerek elindeki kitabı aldı.

Minho'nun anlamsız bakışları kendi kahveleriyle buluştuğunda elindeki ağırlığı belli olan kitabı komodinin üzerine koyarak Minho'nun kucağına yerleşti. Yüzündeki gülümseme Minho'yu korkutmaya yetmişken Jisung uslu durmayarak ellerini yavaşça ve sürüyerek Minho'nun omzuna çıkardı. Hafifçe eğilip dudaklarını büyük olanın pembeliklerine bastırdı. Kuru bir öpücükle geri çekildiğinde elleri Minho'nun saten gömleğin düğmelerine gitti.

Minho fark ettiği şey ile büyüyen gözlerini Jisung'un koyu irislerine çıkardı. Ancak onun odak noktası kendi yüzü değil, yavaş yavaş açılan düğmelerin açıkta bıraktığı göğsüydü. Minho Jisung'u bileklerinden tutarak durduğunda Jisung 'ne var?' dercesine Minho'ya bakmıştı.

"Jisung..." Kalın sesi Jisung'un bir o kadar hoşuna giderken oturduğu yerde biraz daha kayarak Minho'nun kasıklarına bastırdı kendini. Minho kayan gözkapaklarına aldırış etmeden konuştu. "Bunu yapamayız, burada olmaz." İçine çektiği nefesle Minho'nun kulağına eğilip fısıldar biçimde konuştu Jisung. "Neden olmasın?"

Minho yutkunduğunda Jisung gevşeyen parmaklarla bileklerini Minho'nun ellerinden kurtardı. Yarım bıraktığı işe devam ederken Minho onu tekrar durdurdu. "Emin misin?" Jisung'un yüzündeki gülümseme genişlerken dudaklarını Minho'nun dudaklarına bastırdı. Bu, binevi evet anlamına geliyordu.

Minho cevabını almış gibi tuttuğu bilekleri serbest bıraktı. Ellerinin yeni hedefi Jisung'un beli olurken gömleğinin düğmeleri sonuna kadar açılmış, hatta yeri boylamıştı. Bunu fırsat bilerek Jisung'un belindeki ellerini kalçalarına indirdi.

Sıktığı dolgun kalçalar avuç içinde ezilirken Jisung'un dudakları arasından minik bir inilti firar etti. Bu Minho için son nokta olurken kavradığı bacakları kendine dolayarak kucağındaki Jisung ile beraber ayaklandı. Yatağa yatırdığı bedenin iki yanına sabitlediği ellerinden destek alarak üstüne yerleştiğinde bir anlığına nefessizce öptüğü dudaklardan ayrılıp üstten baktı Jisung'un dağılmış görüntüsüne.

Jisung, Minho'nun ensesindeki saç telleriyle onarken,.cesaret vermek istercesine uzanıp küçük bir kelebek öpücüğü kondurdu tadını sevdiği dudaklara. Bununla beraber Minho'nun bakışları açıkta kalan boyna takıldığında vakit kaybetmeden bastırdı dudaklarını beyaz tene.

"Bu hastane kıyafetleri içinde hiç de arzulayıcı görünmüyorum, değil mi?" dediğinde Minho, Jisung'un çenesine bir öpücük bırakıp geri çekildi. "Seni arzulamam için herhangi bir şey giymene gerek yok." Jisung, Minho'nun ne kastettiğini anladığında kıkırdamıştı. Madem eğlenmek istiyordu, istediğini verecekti o halde.

Tekrar Minho'nun dudaklarına kapandığında bu sefer işin içine diller de karışmıştı. Ağzında hissettiği yumuşak et parçasını dişleri arasına hapsettiğinde Minho acının verdiği hissiyatla boğuk bir sesle mırıldanmıştı. Jisung'un boşta olan eli Minho'nun pantolonuna gittiğinde elinin altında hissettiği sertlik dudak çizgisinin kıvrılmasına neden olmuştu.

Fermuarı açıp pantolonun yerle bir olmasını sağlarken üstündeki beden karşısında sadece iç çamaşırlarıyla kalmıştı. Minho, Jisung'un belindeki elini kendine çekmiş, eliyle beraber Jisung'un da havalanmasına neden olmuştu. Nefes almak için ayrıldığında boşta olan eli Jisung'un sırtına gitmiş, göremiyor olmasına rağmen birkaç tane olan düğmeleri yavaşça yerinden çıkarmıştı.

Omuzlarından tuttuğu hastane kıyafetini Jisung'un koluna zarar vermeden çıkardığında elindeki kumaş parçasını hiç düşünmeden bir kenara fırlattı. Yeni hedefi Jisung'un dudakları olurken küçük olan boş durmayın hem kendisininkini hem de Minho'nun iç çamaşırını bir hışımla çıkarmıştı.

Saniyeler sonra birbirleri karşısında çırılçıplak kalmıştı iki genç de. Jisung'un sırtı tekrar yatakla buluştuğunda Minho'yu da peşi sıra sürükledi. Odada duyulan tek ses ikiliden gelen ıslak öpücük sesleriyken koridorlar bir o kadar sessizdi. Jisung kapının kilitli olmasın rahatlığıyla hareket ediyordu.

Artık zamanının geldiğini düşünerek Minho Jisung'un sağ bacağının alt tarafını okşayarak kendine çekti. Jisung da diğer bacağını Minho'nun beline doladığında Minho kontrol amaçlı Jisung'un yüzüne baktı. Jisung onay verircesine Minho'nun dudağına küçük bir öpücük kondurduğunda Minho içine çektiği nefesi verirken kendini Jisung'un içine itti.

"Mmmh..." Jisung'dan çıkan birkaç mırıltı ile Minho canını acıttığını düşünerek yavaşladı. Jisung ise aksi gibi kendini daha da iterek "Hızlan," demekle yetindi. Minho tamamen Jisung'un içine girdiğinde bir süre durup Jisung'un alışmasını bekledi.

Jisung dayanamayarak kendini hareket ettirmeye başladığında Minho ona ayak uydurarak ileri geri hareketlerine başladı. Minho'nun Jisung'u sinir eden yavaşlığı artık katlanılamaz bir hale geldiğinde Jisung, omzundan tuttuğu bedeni yatağa yaslarken kendi de kucağına yerleşmişti.

Dudakları arasına aldığı dudakları emerken hareket etmeye başladı. Minho gibi yumuşak ve can acıtmaktan korkmuyordu, aksine zevk bedenini o kadar ele geçirmişti ki devamı için can acıtmaya bile hazırdı. Minho, Jisung'un belini kavradığında ona eşlik ederek eş zamanlı hareket etmeye başlamışlardı. İniltiler odayı doldururken Minho birinin duyma ihtimaline karşı Jisung'un dudaklarını kendi dudaklarına hapsetmişti. Jisung'un boğuk inlemeleri ağzını doldururken bir elini kucağındaki bedenin penisine götürüp çekiştirmeye başladı.

"Ahh... Mmmh..." Jisung çift taraflı aldığı zevk yüzünden hareketlerini yavaşlatırken Minho onun görevini devralarak Jisung'u kucağında hareket ettirmeye başladı. Küçük olanın eli erkekliğindeki elin üstüne yerleştiğinde yutkunma ihtiyacı hissetmişti. Hoşuna gittiği açıkça belli olurken birbirine sürtünen dudaklarını birleştirmeden hemen önce Minho'nun da tebessüm etmesine neden olan o cümleyi kurdu.

"Seni seviyorum."

Şişmiş dudakları, dağınık saçları ve zevkten kayan gözleriyle o kadar güzel görünüyordu ki Jisung Minho'nun gözünde. Sadece bir kez bile olsa kendi gözlerinden kendisine bakmasını istedi o an. Ne kadar kusursuz olduğunu görmesini istedi. Öyle ki, bu dünyada görüp görebileceği en güzel şeydi Jisung. Hayatına bir anda girmesi ve her şeyi baştan sona değiştirmesi umurunda değildi, onunlayken mutluydu.

"Kalbime iyi gelmiyorsun Han Jisung."

Jisung duyduğu şeyle kıkırdarken Minho derin bir inlemeyle Jisung'un içine gelmişti. Jisung da Minho'nun karnına menilerini bıraktığında içinde hissettiğin sıcaklıkla öpmekten kanattığı dudaklara son bir öpücük kondurarak kendini yatağın diğer yanına bıraktı.

Beline dolanan kollar huzurlu hissetmesine neden olurken Minho yan taraftaki ince pikeyi üstlerine örttü. Ensesine konan öpücük ile yaslandığı bedene daha da sokularak uykunun kollarına teslim etmişti kendini. Olabilecek en güzel şekilde, en güzel kişiyle ikinci kez derin bir uyku çekti o gece, ilki gibi değildi ama ilkinden çok daha güzeldi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.