İçeriğe geç

living with death' minsung ✓

Bölüm 18 · 4 dk okuma

living with death' minsung ✓

Bölüm 18

18: çok güzel gülüyorsun.

Çayırlık, piknik alanı olanak kullanılan düzlüğe geldiklerinde Jisung çantasını gelişigüzel çimenlerin üzerine bıraktı. Kendi de yeşil otların üzerine pantolonunun leke olmasını umursamadan oturduğunda yüzüne vuran rüzgarın tadını çıkardı.

Minho da Jisung'un sağ tarafına oturduğunda, Jisung'un aksine rahat bir şekilde değil de kirlenmekten korkar gibi oturmuştu zemine. Hava sahiden güzeldi, bulutlar farklı şekillerde gökyüzünde özgürce dolaşıyor, güneş hislerini dışarı vurmak istercesine ışık saçıyordu.

"Sanırım bunu özleyeceğim," dedi Jisung. "Rüzgarın vücuduma değdiğindeki hissiyatı her daim sevmişimdir." Buruk bir gülümsemeyle Minho'ya döndüğünde kendisine bakmadığını fark etti. Dalmış bir şekilde nehri ve nehrin üzerindeki ördekleri seyrediyordu.

Derin bir nefes alıp bir eliyle Minho'nun kendine çektiği bacaklarından birini yana kırdı. Bedenini açılan boşluğa yerleştirdiğinde Minho kocaman olan gözleriyle kendisine bakıyordu.

"Aniden temas etmeyi bırakmalısın..." dedi vücudunun hakimiyetini geri almaya çalışırken. Jisung ise onu duymazdan gelerek iki elini de kendi beline sardı. Bu şekilde sanki Minho kucağındaki bedeni kendine çekmiş, ona sarılıyor gibi duruyordu.

"Pek umrumda olduğu söylenemez." Omuz hizasından Minho'ya baktığında yanaklarının kızarmaya başladığını fark etti. Onun hakkında en sevdiği şey, kendisine hayır diyemiyor oluşu olabilirdi. Bu zaafını fırsata çevirmekte de üstüne yoktu.

Tekrar önüne döndüğünde sırtını iyice arkasındaki bedenin göğsüne yasladı. Başını da omuz hizasında geriye yatırdığında artık olabilecek en huzurlu kişi ilan etti kendini. Saniyeler sonra Minho, Jisung'un belindeki kollarını sıkılaştırdığında istemsizce kıkırdadı Jisung.

"Sana her temas ettiğimde irkiliyorsun ama sonrasında hoşuna gittiği için oyunuma ortak oluyorsun." Başını hafifçe yana yatırdığında Minho'yla burun buruna gelmişlerdi. "Bu huyunu seviyorum."

"Ben de seni seviyorum..." Sesli düşündüğünün farkında olmadan mırıldandığında Jisung'un yüzündeki gülümseme büyümüş olabilecek en güzel hâli almıştı. "Bunu sesli söylemedim değil mi?" Doğrulamak adına sorduğu soru Jisung'un kendisine yaklaşmasına ve dudak çizgisine kısa bir buse kondurmasına neden olmuştu. "Hayır sesli falan söylemedin. Ben zihin okuyabiliyorum, senin zihnine girdim ve düşüncelerini okudum."

Kendisiyle dalga geçtiğinin farkında olmasına rağmen Minho da kıkırdamıştı. "Benimle dalga geçmek hoşuna mı gidiyor?" dedi çattığı kaşlarıyla. Kıstığı gözleri sorgular gibi Jisung'un yüzünün her bir noktasında dolaştı.

"Ne haddime?" dedi Jisung. Büzdüğü dudaklarıyla beraber önüne döndüğünde trip moduna geçmişti bile. Pekâlâ, doğru söylemek gerekirse onunla dalga geçmek fazlasıyla hoşuna gidiyordu ama daha çok sevdiği bir şey var ise o da Minho'yu utandırmaktı.

"Şaka yaptığımı biliyorsun." Astığı suratı ile Jisung'a baktığında gülmemek için zor duruyordu Jisung. İlgi almayı seviyorsa ne vardı bunda?

"Beni alâkadar etmez. Bildiğin iftira attın bana." İçine çektiği nefesi sesli bir şekilde saldı dudakları arasından. Durumu nasıl çözeceğini iyi biliyordu o. Jisung'un karnında olan elini hafifçe hareket ettirdi. Bunu yapmasıyla Jisung'un kasılması bir olmuştu.

Yavaşça kulağına eğilip fısıldar şekilde konuştu. "Öyle demek istemediğimi sen de biliyorsun." Jisung yutkunma ihtiyacı hissetmişti. Bu zamana kadar kendisi Minho ile eğlenirken şu an Minho onunla eğleniyordu. Zaten zayıf olan bedeni büyük olanın kolları arasında daha da küçülmüştü. Hoşuna gitmesine gidiyordu ancak kendisi yaptığı zaman utanmak zorunda kalmıyordu.

"Öyle mi?" diye sordu elleri belindeki ellerin üstüne yerleşirken. Minho ise cevap vermek yerine mırıldayarak onaylamıştı onu.

Jisung oturduğu yerde biraz kıpırdanarak yan tarafa döndü. Şimdi yüzleri eşit mesafedeydi. Bir eli büyük olanın çene hattını boylu boyunca gezdi. Çenesine geldiğinde ise baş parmağıyla alt dudağını okşadı. İpleri eline alma zamanı gelmişti.

"Seni şu an, burada, herkesin içinde öpsem ne yapabilirsin ki?" Gözleri dudaklarından gözlerine çıktığında bir galaksi görmüştü adeta. Gökyüzünü içinde barındıran kocaman bir evren vardı o gözlerde, ucu bucağı olmayan ve sayısız yıldıza ev sahipliği yapan bir galaksi.

"Deneyio görmek lazım," diyerek kendi dudaklarını küçük olanın pembeliklerine bastırdı. Çok değil, birkaç saniye sonra geri çekildiğinde kumral gencin yüzü düşmüştü. "Bu neydi şimdi? Sen buna öpmek mi diyorsun?" Minho kendini tutamadan gülmeye başladığında Jisung ikinci bir şok geçirmişti. Onun gülüşü çok güzeldi, her şeye bedeldi.

Kendini çimenlere boylu boyunca bıraktığında Jisung hâlâ şaşkınca yukarıdan kendisine bakıyordu. İlk defa güldüğünde şahit olmuştu. Kıkırdadığı, genizden güldüğü hatta tebessüm ettiği bile olmuştu ancak böylesine güldüğünü hiç görmemişti. Onun gülüşü dinlemeye doyamayacağını bir şarkı gibiydi.

"Neden beni yiyecekmiş gibi bakıyorsun?" Jisung kendine yöneltilen soru ile kendine geldiğinde derin bir iç çekmiş ve saklayamadığı gülümsemediyle Minho'nun yanına bırakmıştı kendini.

"Çok güzel gülüyorsun," Başını yana çevirerek daha dikkatli baktı büyük olanın kusursuz yüzüne. Yüzünde dolaşan bakışları gözlerine kenetlendiğinde onun da kendisine baktığını fark etti, öyle bir bakıyordu ki, sanki söyleyemediği sözleri bakışları ile anlatmak ister gibiydi.

"Sana söylemem gereken bir şey var," dedi yüzü düşerken. Zaten ona odaklanmış olan beden başıyla devam etmesi için onayladığında boğazını temizleyerek uygun kelimeleri sevmeye çalıştı.

"Yarın okula gelemeyeceğim." Kaşları çatılan genç "Neden?" diye sordu. "Hastane randevum var." Derin bir iç çekerek tekrar yanındaki bedene sırnaştı. Kolunun üzerinde yatıyor olmasından dolayı karıncalanma hissi ele geçirmişti bedenini Minho'nun.

"Ne kadar sürer?" Kendine bile itiraf etmekte zorlanıyor olsa da o günün gelmesinden deli gibi korkuyordu Minho. Başından beri Jisung'dan uzak durması gerektiğini biliyordu. Hayatta kalan kendisi olurken acı çeken de o olacaktı çünkü. Alıştığı bedenin yokluğu kalbinde kurşun yarası gibi kalacaktı.

"Bilemiyorum. Bu akşam ya da yarın sabah orada olmam gerek. Büyük ihtimal birkaç gün kalacağım." Başını yattığı göğüsten kaldırarak Minho'ya baktı. "Ziyaretime geleceksin değil mi?" diye sordu. En çok istediği şey zor zamanlarında Minho'nun yanında olduğunu bilmekti.

Boğazına oturan yumru yüzünden cevap vermekte zorlanmıştı. Küçük mırıltılarla onu onayladığında genişçe gülümsedi Jisung. Bir gün bu gülümsemenin özlemini çekecek olma düşüncesi içten içe bitiriyordu Minho'yu.

Uzandığı çimlerden kalkarak üzerini gelişigüzel temizledi. Elini Minho'ya uzattı. Büyük olan tuttuğu elden güç alarak ayağa kalktığında "Gidelim hadi," dedi Jisung. Çantalarını da alarak dönüş yoluna adımladılar. Son yürüyüşleri olduğundan birhaber olarak döndüler evlerine.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.