"Sırf bana inat yapıyor!" diye sitem etti genç oğlan. Bugün beklediğinin aksine berbat bir gün olmuştu, nedeni ise en yakın arkadaşının artık en yakın arkadaşı olmayışıydı. Bütün gün yeni gelen çocukla beraberdi, okulu gezdirme, öğretmenleri tanıtma... Jisung'un yüzüne bile bakmamıştı resmen, bütün gün onunla ilgilenmişti. Kendisini görmezden geliyordu.
"Abartma, sana kızgın olduğunu biliyorsun." Minho her ne kadar Jisung'un yakınmalarını dinlemekten sıkılmış olsa da Jisung'a tavsiye vermekten de geri kalmıyordu, şaşırtıcı.
"Konuşmaya çalıştım, kaç kere yanına gittim ama yüzüme bile bakmadı! Yokmuşum gibi davranıyor..." Kollarını sıranın üstünde birleştirerek hâline iç çekti.
"Son ders bu, çıkışta git konuş işte. Eve de sıra arkadaşıyla beraber gidecek değil ya?" Soru sorarcasına kurduğu cümle Jisung'un kafasını kaldırmadan kendisine dönmesini sağlamıştı.
"Biz de sıra arkadaşıydık? Ve evet seninle tanışmadan önce Jeongin ile beraber giderdik eve. Neden aynısını o çocuk için de yapmasın ki?" Kafasını tekrar kolları arasına gömdüğünde Minho bıkkınlıkla göz devirdi. Aralarına girmemek en iyisiydi. Hoş, araları onun yüzünden bozulmuştu ya.
Ders zili çaldığında koridordaki adım sesleri artmış, öğrenciler birer birer sınıfa akın etmişti, Jeongin ve Hyunjin de. Kafası hâlâ sırada olan oğlan, omzuna dokukan el ile vücudunu dikleştirirken hocanın sınıftan içeri girişini seyretti. Anlık olarak Minho'ya baktığında onun da kendisine baktığını fark etti. Anlaşılan atlaması gereken son bir 40 dakika kalmıştı.
Nihayetinde bir gün daha sonra etmişti, ki bu Jisung için işkenceden farksızdı. Gözleri arayış içinde sınıfta dolanırken aklında tek bir kişi vardı, ve o kişi de çıkışa doğru yürüyordu.
Jisung bu ânı kaçırmamak için çantasını bile almadan koşmaya başladı, geride bıraktığı Minho ise telaşlı gence göz devirmekle yetindi. Haklıyken haksız durumuna düşmek konusunda Jisung'tan iyisi yoktu.
"Jeongin! Beni bekle!" Koridorda yankılanan adı yüzünden afallamış olda da sesin sahibi nedeniyle adımlarına ara verme gereği duymamıştı Jeongin, onu durduran şey ise kolundan tutulup geri çekilmesi olmuştu.
"Konuşabilir miyiz?" Jeongin konuşmak yerine gözleriyle duygularını aktarıyordu, konuşursa pek de iyi şeyler olmayacaktı. Kolunu çekerek yürümek için arkasını döndüğünde Jisung bu sefer önüne geçerek durdurmuştu onu.
"Konuşmayacaksan en azından dinle?" Jisung'un yumuşak ses tonu Jeongin'in kulaklarına iliştiğinde ellerini önünde birleştirerek, devam et der gibi omuz silkti.
Jisung aldığı onay ile yüzüne istemsiz yerleşen tebessümü anında yok etti. Havada kalan ellerini de yere indirdiğinde açıklamaya başladı.
"Biliyorum, bana kızgınsın. Öncelikle son zamanlardaki davranışlarım için özür dilerim, ayrıca haklısın, en yakın arkadaşım olan sensin ve ben seni yok sayıp neredeyse her günümü bir başkası ile geçirdim. Sıra konusunda da üzgünüm, hem derste olduğumuz için hem de orada bulunmak istediğim için reddetmedim. Jeongin, ne olursa olsun sen benim arkadaşımsın, seni kaybetmek istemiyorum."
Jeongin aldığı özür karşısında herhangi bir cevap vermemişti. Son cümleye kadar her şey iyiydi, onu affetmeyi bile düşünmüştü oysa ki ancak arkadaşı olmak istemiyordu Jeongin, Jisung istiyorsa bile kendisi istemiyordu. İşte bu yüzden uzak durmalıydı ya Jisung'dan.
"Arkadaş? Arkadaş öyle mi?" Derin bir nefes aldı Jeongin. Ellerini saçlarından geçirerek sakinleşmeye çalıştı. "Arkadaşın olmak istemiyorum Jisung. Olmayan gözlüklerini bir kenara bırak ve durumun ne kadar saçma olduğunun farkına var. Arkadaş..."
Dalga geçer gibi gülerek ayrılmıştı Jisung'un yanından. Jisung'un ise söyleyecek bir şeyi kalmamıştı. Neydi bu şimdi? Neden bu şekilde tepki vermişti ki? Bunca zaman arkadaş değiller miydi, şimdi neden bir anda her şeyi bitirmek istiyordu ki?
"Al," Jisung aklındaki soru işaretlerini bir kenara bırakarak çantasını kendisine uzatan Minho'ya baktı. Onun için koridora kadar getirmişti ve Jeongin gidene kadar beklemişti, konuşmalarını bölmek istememişti.
"Teşekkür ederim." Jisung yüzüne memnun bir gülümseme yerleştirdiğinde aslında bu şekilde hissetmediğini biliyordu Minho. Aralarında her ne yaşandıysa pek de iyi sonuçlanmamıştı belli ki.
"Gidelim mi?" Jisung çantasının tek askısını omzuna geçirirken onaylamıştı büyük olanı. Bugünün hemen şimdi bitmesini istiyordu, buna ihtiyacı vardı.
Binadan çıkana kadar ikisi de bir şey dememişti. Konuşma başlatan biri olmadığı için -ki bu genellikle Jisung olurdu- ortamda sessizlik hakimdi. Minho garip bir şekilde ne konuştuklarını merak etmişti, işin saçma tarafı ise merak etmiş olmasıydı. Ancak sormaya çekiniyordu. Ya anlatmak istemezse? Sanırım sormamak daha iyiydi.
"Arkadaşım olmak istemediğini söyledi." Jisung sanki Minho'nun aklından geçenleri duymuş gibi konuşmaya girdiğinde Minho'nun bakışları kendisini bulmuştu. Kafasını yerden kaldırarak önüne bakmaya başladı.
"Eskisi gibi olalım istemiştim, tekrar yakın arkadaş olalım istemiştim ama o benimle arkadaş olmak istemediğini, olamayacağını söyledi. Bir anda ne değişti Minho? Sadece birkaç hafta oldu..."
"Birkaç haftada birçok şey olabilir Jisung." Şaşırmıştı Minho, ancak şaşırdığı şey Jeongin'in düşünceleri değil Jisung'un saflığıydı. Bir insan nasıl olur da kendisine gelen bir itirafı yanlış anlayabilirdi?
"Yokluğumda benden hoşlanabilir mi yani?" Kendi kendine mırıldandığında bunu soru sorarcasına değil de kendini ikna etmeye çalışıyor gibi söylemişti. "Üzgünüm, ama üzgün olduğum şey Jeongin'in beni sevmesi değil, benim onu sevmemem. Hislerine karşılık veremiyorum ve bu yüzden kendimi kötü hissediyorum." Histerik bir şekilde gülmüştü. "Aptalca değil mi?"
Minho ne kadar önyargılı olduğunu düşündü. Jisung'un, Jeongin'in ondan hoşlandığını anlamadığını sanmıştı ve artık arkadaşı olmak istemediği için üzüldüğünü düşünmüştü. Fakat Jisung kendisinden hoşlandığı için değil, hislerine karşılık veremediği ve onu üzdüğü için kırılmıştı.
"Değil. Bazen istediğin kişiye karşı istediğin duygular besleyemezsin. Bu senin suçun değil ama Jeongin'in de suçu değil. Eğer arkadaş olmaya devam eder ve bu yaşananları görmezden gelirseniz bu senin değil onun zararına olur. Ona acıdığını, bu yüzden onunla kalmaya devam ettiğini düşünür ve kendini daha da kötü hisseder. Ama eğer hislerini kabul eder ve sırf pişmanlık hissettiğin için ona karşılık verirsen bu sefer de kendine eziyet etmiş olursun. Vereceğin karara karışamam ancak, bence aklından geçenleri Jeongin'e de anlatmalısın."
Jisung biraz olsun rahatlamış hissediyordu kendini. "Bu kadar iyi tavsiye verdiğini bilmiyordum." Hâlinden memnun bir gülümseme yüzünde yer edindiğinde Minho da burnundan gülmüştü. "İnan ben de bilmiyordum."
Birkaç dakika boyunca sadece yürüdüler. Jisung düşündü, Minho bekledi. Nedenini bilmese de ondan hoşlanmasını istemiyordu. Kendi de demişti gerçi hislerine karşılık veremeyeceğini, ancak içten içe bunun olmasından korkuyordu.
"Birkaç gün sonra tekrar kontrolüm var." dedi Jisung. Bu sefer Minho'nun haberi olsun istiyordu.
"Yine okulu ekiyorsun yani?" Göz ucuyla Jisung'a baktığında yüzünde pek de hoş olmayan bir tebessüm vardı. Sanki bu durumu kabullenmiş gibiydi.
"Hmm, bir veya iki gün kalırım sanırım. Bu sefer ziyaretime gel!" Acıtmayacak şekilde Minho'nun koluna vurduğunda başıyla onaylamıştı onu genç oğlan. "Gelirim." Sessizlik tekrardan ikisini de ele geçirmişti. Bugün Jisung için berbet denilebilecek bir gün iken Minho için sıradan -ki bu genellikle sıkıcı oluyor- bir gün olmuştu, yani kayda değer bir şey yaşanmamıştı.
"Yarın görüşünüz o hâlde?" Jisung adımlarını durdurup Minho'ya döndüğünde Minho beklenmedik bir şey yapmıştı. Kollarını kendinden kısa olan bedene sardığında çenesini omzuna yaslayarak "Görüşürüz." demişti. Jisung heykel gibi hareketsiz bir şekilde kalırken Minho'nun ayrılmaya tenezzül etmesiyle kendine gelerek genci kendine bastırmıştı. Bu sefer başlatan kişi o değildi, nedenini bilmese de hoşuna bile gitmişti.