İçeriğe geç

living with death' minsung ✓

Bölüm 12 · 7 dk okuma

living with death' minsung ✓

Bölüm 12

12: sorun sensin.

"Ama çok garip değil mi?" dedi Jisung yanında yürüyen bedene. Sabahın ilk ışıklarıyla evden ayrılmıştı. Yeni bir gün, yeni bir haftanın başlangıcı olan pazartesi günleri her zaman berbattı, ancak güne Minho'yla başladığı için pazartesi favori günü bile olabilirdi artık Jisung'un.

"Nesi garip tam olarak?" Minho hâlâ alışamadığı 'arkadaşı' ile sohpet(?) etmeye çalışıyor olsa da sonuç pek iç açıcı değildi. Genelde Jisung konuşuyor, o ise dinliyor ve sırf cevap vermesi gerektiği için geçiştirme amaçlı birkaç soru soruyordu.

"Ya sana diyorum ki, hayvan yumurtluyor ama yavrularını emziriyor? Garip değil de ne?" Minho'nun içinden gülmek geliyordu, hatta o kadar komiğine gitmişti ki bu durum yolun ortasında kahkaha bile atabilirdi. Ama bilirsiniz, bu kişi Minho'ydu, davranışları en sıradan insan yani.

"Jisung, ornitorenkler ilgini çekmiş anlıyorum ama gece gece izlediğin bir belgeseli neden sabahın köründe bana anlatıyorsun?" Dün Jisung'un istediği gibi ailesiyle tanışmış ve beraber vakit geçirmişlerdi ardından ise yurdun giriş saatine göre oradan ayrılmak zorunda kalmıştı. Ayrılır ayrılmaz da Jisung nerede olduğuna dair milyon tane mesaj attığından Minho mesajları sessize almak zorunda kalmıştı. Ve sorun şuydu ki, bir insan neden ornitorenkleri merak ederdi?!

"Of!" Ellerini önünde birleştirip kendince triplendiğinde Minho onun bu hâline göz devirmeden edememişti. İlgi meraklısı bir kişiliği olduğu doğruydu fakat ilgi göstermeyi de en az almak kadar seviyordu, ki bu kişi de çoğu zaman kendisi oluyordu.

"Jeongin ile konuşmamı ister misin?" Jisung'un sessiz kalma planları suya düştüğünde aklındaki soruyu sormuştu bir çırpıda, alacağı cevabı tahmin ediyor olsa da duymak istemişti.

"Hayır." dedi net bir ses tonuyla. Bu konu hakkında bir başkası ile konuşmayı istemiyordu. O gün neden Jisung'a içini dökmüştü bilmiyordu ancak iyi gelmişti. Birilerinin kendisini dinlemesi ilk defa hoşuna gitmişti. Pişman değildi, Jisung da elinden geldiğince pişman etmemeye çalışıyordu ancak ortada bir yanlış anlaşılma vardı ve Jisung'un içinden bunu düzeltmek geliyordu.

"Nasıl istersen." Madem istemiyordu üstelemenin de bir anlamı yoktu. Minho onun sırrını olabilecek en iyi şekilde saklamıştı, kendisi de öyle yapacaktı.

Minho, Jisung'un ilk defa tek seferde ikna oluşuna şaşırmıştı, genelde en az elli kere ısrar eder, sonuç değişmeyince vazgeçerdi. Ama bu defa kendisinden önce Minho'ydu düşünüyordu. Çabalıyordu, gerçekten Minho için çabalıyordu ve her ne kadar dile getirmiyor olsa da bu durum Minho'nun "azıcık" hoşuna gidiyordu.

Konuşma bittiğinde onaylar biçimde başını salladı. Nihayet okul binası görüş alanlarına girmişti. Bahçeye geldiklerinde henüz zilin çalmadığını dışarıdaki kalabalıktan fark etmişlerdi. Cebine sıkıştırdığı telefonu çıkararak saate baktı Jisung, henüz 15 dakika vardı. Bugün normalden erken gelmişlerdi.

Yine beraber sınıfa çıktıklarında nefeslenmek için sınıf kapısının önünde durup kollarını serbest bıraktı Jisung. Ne vardı sanki şu sınıfı en üst kata koymasalardı? Her gün 5 kat çıkmak ne kadar zordu, haberi var mıydı bunların?!

Olduğu yerde soluklanan bedene dönüp baktı Minho. Gözleri adeta "Bir sorun mu var?" der gibi bakıyordu. Jisung üzerindeki bakışları hissettiğinde arkaya doğru eğdiği boynunu indirerek Minho'ya "Sorun yok." sercesine kafa salladı. Aldığı olumlama ile tekrar sınıfa yönelen Minho sırasına oturarak dinlenmek için arkasına yaslanarak birkaç dakika bekledi.

Jisung da Minho'nun birkaç sıra arkasındaki masasına oturduğunda Jeongin hâlâ gelmemişti. Bunu fırsat bilerek çantasını sandalyeye bırakıp Minho'nun yanına ilerledi, zaten tek oturduğu için gönül rahatlığıyla yanındaki boş sandalyeye oturdu.

"İlk ders kimeydi?" dedi hatırlayamadığı ders programını anımsamaya çalışırken.

"Bay Kang'a." diye cevap verdi Minho ders için uygun defteri çıkarırken. Jisung duyduğu isimle oturduğu yerden bir hışımla kalktı.

"Sikerim böyle işi! Ders yarın sabah diye ödevi yapmadım ben!" Minho onun bu üşengeç haline kafa sallayıp defterini yana uzattı.

"Ben yapmıştım, bazı yerleri değiştirerek geçirirsen sonradan yaptığın anlaşılmaz." Jisung anî bir hareketle Minho'nun üzerine atlayıp kollarını boynuma doladığında Minho olduğu yerde kalakalmıştı. Bu çocuk anîden kendisine temas etmeyi ne zaman bırakacaktı?

"Teşekkür ederim Minho!" İsmini uzata uzata söylediğinde Minho'nun boynundaki kollarını çekip defteri alarak kendi sırasına ilerlemişti. Minho da havada kalan ellerini sakince sıranın üzerine koyduğunda yine aynı şeyin olduğunu fark etti, kalbi deli gibi çarpmaya başlamıştı.

"Acele etsen iyi olur." diye uyardıktan sonra önüne dönerek dersin başlamasını beklemeye başladı Minho, bir yandan da kalp atışlarının düzene girmesi için içten içe dua ediyordu.

Birkaç dakikanın ardından Jisung kendi sırasına elinde defterle geldiğinde duvardaki saatten zilin çalmasına ne kadar kaldığını kontrol ediyordu, 5 dakikadan az kalmıştı.

"Tekrar teşekkür ederim." diyerek o da tıpkı Minho gibi fayansları incelemeye başlamıştı. Sanki yerde bir şey görmüş gibi bir noktaya odaklanmıştı gözleri. Öyle ki Jeongin'in geldiğini bile fark etmemişti.

Ders zili çaldığında sınıfa akın eden öğrenciler boş sıraları doldururken Jisung da istemeyerek de olsa kendi sırasına dönmüştü. Jeongin günaydın bile demeden yerine geçmiş çantasından eşyalarını çıkarmaya başlamıştı.

"Günaydın?" Soru sorarcasına Jeongin'e döndüğünde genç oğlan göz ucuyla kendisine bakmış ardından tekrar çantasına dönerek "Günaydın." şeklinde karşılık vermişti. Aradığını bulmuş olacak ki elindeki kalemliği normalden sert bir şekilde, adeta "Sonunda." der gibi sıraya bıraktığında Jisung onun bu hâline anlam veremedi.

"Bir sorun mu var? Normalde sabah olmasına rağmen benden çok konuşurdun." diye sitem ettiğinde Jeongin kendisine bakmaya tenezzül bile etmeden cevap vermişti.

"Ders başlıyor Jisung."

Jisung "Peki," demekle yetinmişti. Belli ki bir sorun vardı ve bunu Bay Kang'ın dersinde çözmek akıl karı iş değildi, bu yüzden dersin bitmesini beklemek zorundaydı.

Tenefüs zili çaldığında Jisung hiç beklemeden Jeongin'i kolundan yakalamış, peşi sıra sürüklemeye başlamıştı.

"Ne yapıyorsun Jisung?" Jeongin bileğini kendisini çekiştiren oğlandan kurtarmaya çalışıyordu, ancak Jisung beklediğinden daha sıkı tuttuğu için bu denemesi başarısız sonuç vermişti.

Bir hışım erkekler tuvaletine girdiklerinde Jisung bileğini bırakarak kendisine mahçup bakışlarla bakmıştı.

"Bir şey mi oldu, Jeongin?" Sesi hesap sormaktan uzaktı, yumuşak ve kırmaktan korkar gibiydi.

"Ne olabilir ki?" dedi kollarını önünde birleştirerek. Kendi ses tonu da sanki kavga etmek istemezmiş gibiydi. Göz göze gelseler hesap sormak bir yana, sarılıp dakikalarca ağlayacak bir hâl vardı üzerlerinde.

"Jeongin, bir şey olmuş ve olan şey benimle ilgili. Sorun ne?" Jisung'un şefkat dolu sesine nazaran Jeongin sakinliğini her geçen dakika yitiriyordu. Sorun ne miydi? Ciddi miydi bu çocuk?

"Sorun ne? Sorun ne, öyle mi? Sorun sensin Jisung. Farkında mısın bilmiyorum ama -ki buna olasılık bile vermiyorum- yaklaşık bir aydır yerime bir başkasını koydun. Ben yokmuşum gibi her dakika onun yanındasın." Titrek bir nefes verip ses tonunu alçaltarak devam etti. Jisung'a ithafen değil de kendince mırıldanır gibiydi son sözleri. "Beni görmezden gelmene katlanabilirim ama onu seveceksin diye deli gibi korkuyorum." Ardından Jisung'a açıklama şansı bile vermeden ayrılmıştı lavabodan.

İçine çektiği havayı yavaş ve sesli bir şekilde dışa vurarak lavabonun duvarına yaslandı Jisung. Yorulmuştu, sürekli bir şeyleri idare etmekten ve açıklama yapmaktan yorulmuştu. Neden kendi gibi davranması bu kadar zoruna gidiyordu ki?

Onu görmezden geldiği falan yoktu, sadece son zamanlarda Minho'yla vakit geçiriyordu ve bunu seviyordu. Tamam, bu vakitlerde Jeongin'i ihmal etmiş olabilirdi ama neden her yeni biriyle tanıştığında aynı şeyi yapıyordu ki?

Yüzüne birkaç kere su vurup bulunduğu yerden ayrıldı. Tekrar sınıfa döndüğünde Jeongin orada değildi, Minho da sırasında oturmuş, öylesine karalama yapıyordu. Bunu fırsat bilerek yanına oturdu Jisung. Yanındaki boşluğu dolduran Jisung'a göz ucuyla baktığında göz altlarının kızarık olduğunu fark etti, belli ki ağlamıştı.

"Bu ders, hatta bütün gün, yanında otursam sorun olur mu?" Minho birkaç saniye Jisung'un yalvaran gözlerine baktı. Başını hafifçe aşağı yukarı sallayarak onu onayladığında Jisung çantasını ve masanın üzerindeki eşyalarını da alarak Minho'nun sırasına geri döndü.

Zilin çalmasıyla diğer öğrenciler gibi Jeongin de sınıfa girdiğinde Jisung'a bakmadan sırasına geçti. Zaten artık kendisiyle oturmak hatta belki de konuşmak istemeyeceğini biliyordu, bu yüzden çok da şaşırmamıştı onu Minho'nun yanında gördüğünde.

İkinci ders fizik olduğundan Jeongin'in içi rahattı. Bayan Shin, Bay Kang gibi disipline takıntılı biri değildi. Derste uyumak, yemek yemek, kitap okumak gibi uygunsuz davranışları görmezden gelirdi, ancak sınırı aştığınız zaman dersten atılma ihtimaliniz yüksekti. Bu yüzden dersle ilgilenmiyor iseniz diğerlerini de rahatsız etmemeliydiniz.

Derse odaklanabileceğini düşünmediği için kestirmek adına kafasını kolları üzerine koyarak sıraya uzanmıştı. Öğretmenler zili çaldığında Bayan Shin beraberinde bir öğrenciyle beraber sınıfa girmişti. Tahtanın önüne geçtiğinde önündeki oğlanın omzuna elini koyarak sınıfı inceliyordu. Herkesin odağı artık Bayan Shin olduğunda kadın gözlerin üzerinde olmasının rahatlığıyla kurdu cümlelerini.

"Günaydın çocuklar! Derse geçmeden önce sınıfa yeni gelen arkadaşınızı tanıtmak istiyorum. Kendisi Hwang Hyunjin, kendisi yakın bir okuldan burada nakil oldu. İyi anlaşmanız dileğiyle."

Gözü, sınıfta Hyunjin için boş sıra ararken, aradığını bulmuş olacak ki yüzünde memnun bir gülümseme vardı.

"Yang Jeongin, madem yanın boş, bundan sonra beraber oturabilirsiniz." Eli ile Jeongin'in olduğu sırayı işaret ettiğinde Hyunjin başını olumlu anlamda sallayarak kendisine doğru gelmeye başlamıştı. Bu durumdan rahatsız olan Jeongin ise itiraz edeceği sırada kendisinden önce davranan biri içindeki duyguları dile getirmişti.

"Şey hocam, Jeongin'in yanında normalde ben oturuyorum." Eğer araları bozuk olmasaydı tam şu an alnının çatındam öperdi onu Jeongin, ama hal böyle olunca duygularını bastırmak zorunda kalmıştı.

"Görüyorum ki farklı bir yerde oturuyorsun Jisung. Minho'nun yanı normalde de boştu yanılmıyorsam, bence kalıcı olarak orada olmanda bir sakınca yok."

Jisung yaşadığı durumun saçmalığına gülmek istiyordu ama buna karşın ağzı, içinde bulunduğu durum nedeniyle şoktan açık kalmıştı. Göz ucuyla Minho'ya baktığında, Minho omuz silkerek "Keyfin bilir." demişti. En azından Hyunjin'in burada oturmasındansa kendisinin oturması daha iyi olur diye düşünerek başıyla onaylamıştı öğretmenini.

Jeongin'in ise duyguları paramparça olmuştu. Eğer Minho haklıysa şunu rahatlıkla söyleyebilirdi ki, bu andan sonra Jisung'a olan hisleri tamamen bitmişti. O seçimini yapmıştı ve Jeongin, Jisung için bir seçenek bile olmamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.