sincap:
naber?
13:21
minho:
ders çalışıyordum
14:37
sincap:
mesgul ettim sanirim
devam et sen
minho:
önemli değil
bıraktım zaten
sen neden yazmıştın?
sincap:
sey bugun isin yoksa seni ailemle tanistirayim diye dusunmustum
sadece pazar gunleri izni var ikisinin de
hem vakit geciririz
minho:
duruma bağlı
sincap:
nasil yani
minho:
yurdun giriş çıkış saatleri var jisung
hafta sonları da aynı şekilde
istediğim zaman dışarı çıkamam
sincap:
giris cikis saatleri kacta?
minho:
çıkış 10:00 giriş ise en geç 19:00
sincap:
tamam iste henuz aksam olmadi
birkac saatligine
lutfeeeeen
minho:
çıkarım o hâlde birazdan
konum atarsan iyi olur
sincap:
tamam!! 💘💞💗
İçindeki heyecana engel olamayarak telefonu kapattı Jisung. Sonunda Minho ile istediği gibi vakit geçirebiliyordu. Ailesiyle de tanışacak olması ayrı mutlu ediyordu onu. Annesi sürekli arkadaşlarını sorup duruyordu zaten, tanışırlarsa Minho'ya güvenirdi.
Annesine haber vermek için odasından ayrıldı. O kadar mutluydu ki merdivenleri ikişer ikişer inerken düşme ihtimalini bile göze almamıştı, ama sorun şu ki... mutluluğu zemine 4 basamak kala kalçasının üzerine düştüğünde son bulmuştu. Acı ile inlerken bile kendine 'Minho gelecek, senin yaptığın şeye bak' diyerek hatırlatma yapıyordu.
Kalçasını tutarak salona girdiğinde anne ve babası karşılıklı olarak oturuyorlardı. Yürüyüşünü düzeltip annesinin yanına gittiğinde içindeki sevinç ışıkları gülümsemesinden belli oluyordu. Bayan Han ise oğlunun bu kadar heyecanlı oluşunu tatlı bulmuştu, belli ki bu çocuk Jisung için değerli biriydi.
"Anne, Minho kabul etti! Yakında burada olur sanırım." Genç oğlan ellerini birbirine kenetlemiş, yüzündeki aptal sırıtmasıyla annesine bakarken Bayan Han koca bir kahkaha atmıştı.
"Kabul etmesine sevindim ama neden bu kadar mutlu olduğunu anlamıyorum Jisung. Ne o, yoksa arkadaşım bahanesiyle erkek arkadaşını mı tanıştıracaksın bizimle?"
Kendine gelen soruyla Jisung'un yüzü düşerken yanaklarının yandığını hissetti. Ellerini havada sallayarak inkar ettiğine dair birkaç cümle mırıldanmış olsa da gözlerinin içi parlıyordu. Jisung hiç bu yönden bakmamıştı, en azından şimdiye kadar...
"Ha-hayır!"
"Çocuğun üstüne gitme, Jiwoo. Eğer aralarında bir şey var ise söylerdi zaten. Belli ki değer veriyor, yoksa ne diye bu kadar sevinsin?"
Jisung babasına kendisini bu garip durumdan kurtardığı için minnet dolu bakışlarla bakarken Jiwoo oğluyla uğraşmaktan vazgeçmişti. Yemeğe bakmak için mutfağa gittiğinde ise baba oğul, salonda tek kalmışlardı.
Daniel telefonuyla uğraşırken Jisung annesinin boşluğunu fırsat bilerek boş bıraktığı koltuğa kuruldu. Vaktin bir an önce geçmesini bekliyordu, ne vardı sanki zamanı kontrol etme güçleri olsaydı? İstediği zaman durdurur, bir güzel uyur ve okul için erken kalkmasını gerekmezdi. Aynı şekilde Minho'yla olduğu vakitler de zaman çok hızlı geçiyordu, onunlayken zaman dursun istiyordu çoğu zaman.
Jisung düşüncelere dalmış, bacaklarını kendine çekerek oturmuştu. Öyle ki, çalan kapının sesini bile çok sonradan fark etmişti. Sonunda Minho gelmişti! Oturduğu yerden bir hışımla kalktığında yere çakılması da bir olmuştu. "Bu iki oldu ama!" diye kendi kendine isyan ederken düştüğü yerden kalkarak kapıyı açmak için girişe adımladı.
Annesi mutfak kapısına yaslanmış ona 'geldi seninki' adı altındaki bakışlarını gönderirken Jisung gözlerini kaçırarak kapıya ilerledi. Babası da onlar gibi Minho'ydu karşılamak adına girişe geldiğinde derin bir nefes alıp kapıyı açtı Jisung. Beklediği beden görüş alanına girdiğinde yüzündeki tebessüm yerini kocaman bir gülümsemeye bırakmıştı.
"Hoşgeldin," dedi girmesi için eliyle içeriyi işaret ederken. Minho da ağzında geveler gibi "Hoşbuldum," dediğinde içeriye girmek için birkaç adım atmıştı. Kapı nedeniyle sonradan gördüğü iki beden de görüş alanına girdiğinde eğilerek selam verdi nezaketen.
"Merhaba efendim." İkili, genç oğlana sıcak bir karşılama yaptıktan sonra oturma odasına yönelmişlerdi. Minho normalde çok dert etmiyor olsa da karşısındaki insanlar Jisung'un ebeveynleri olduğundan ister istemez heyecan yapmıştı. Tedirgin hissediyordu, ancak bu tedirginlik öyle diğerleri gibi rahatsız edici değil, tatlı bir heyacanla karışıktı.
"Benim mutfakta biraz işim var, birazdan dönerim. Siz rahatınıza bakın." diyerek bulunduğu alandan ayrılmıştı Bayan Han. Geride bıraktığı üç erkek de zor da olsa sohpet etmeye başlamıştı.
"Nasılsın Minho?" dedi Daniel. Jisung, Minho hakkında üstü kapalı birkaç şey söylemişti kendilerine. Ailesiyle ilgili soru sormamalarını istemişti özellikle de. Madem Jisung böyle istiyordu, istediğini yapacaktı Daniel.
"İyiyim, teşekkür ederim efendim. Peki ya siz?" Minho nezaketen tebessüm etmeye çalışıyor olsa da gülmek gelmiyordu içinden. O kadar garip hissediyordu ki kendini, kalp atışlarını bile vücudunun farklı noktalarında hissediyordu.
"Ah, ben de iyiyim. Nasıl gidiyor okul? İleride hangi mesleği seçmeyi planlıyorsun bakalım?" Minho bir süre halının desenini incelemişti, kısa bir düşünmenin ardından ise sıralı cevaplarını birer birer sermişti masaya.
"Okul şu anlık olması gerektiği gibi, iyi ilerliyor. Gelecekte ise ne yapmak istediğimde henüz karar vermedim. Sanırım psikoloji üzerinden ilerleyeceğim." Daniel hâlinden memnun bir şekilde kafa salladığında Jiwoo, elinde tabaklarla salona giriş yapmıştı.
Üzerindeki mutfak önlüğünü çıkarmaya çalışırken "Otursanıza masaya," demişti. Önlüğünü iplerini açmakta zorlandığını gören Daniel ise eşine yardımcı olmak adına ipleri çözmesinde yardım etmişti.
Jisung, Minho'yu bileğinden kavrayarak kaldırdığında anlık bir afallama yaşamış olsa da toparlanarak yürümeye başlamıştı Minho. Yemek masasına oturduklarında az önce olduğu gibi sıradan konulardan konuşarak yemeklerini yemişlerdi. Uzun zaman sonra ev yemeği yediğini fark etti Minho, özlemişti bu hissi.
"Ellerinize sağlık efendim, gerçekten güzel olmuş." Jiwoo aldığı iltifat karşısında gülümsemesine engel olamazken Minho'nun masanın üzerinde duran elini tutmuş ve hafif okşayarak "İstediğin zaman gelebilirsin, burdan olman beni mutlu ediyor Minho. Ayrıca Jisung'un seninle beraber olduğunu bilmek içimi rahat ettiriyor."
Yutkunma ihtiyacı hissetmişti Minho. Yıllar sonra bu şekilde sözler duymak... Sanırım Jisung'a teşekkür etmeliydi, kendisi vazgeçirmek için uğraşmış olsa da pes etmeyerek onunla arkadaş olduğu için. Son zamanlarda mutlu olduğu birkaç dakikanın tamamında onun varlığını hissetmek güzeldi.
"Teşekkür ederim, efendim."
"Ve şu üsluba gelirsek," dedi Jiwoo. "Saygı çerçevesi içerisinde konuşmana gerek yok. Nasıl rahat edeceksen o şekilde ithaf et bize." Ne diyeceğini bilemeyerek kafasını aşağı yukarı salladı Minho. Hayatında geçirdiği en uzun konuşma falan olabilirdi bu onun için.
Minho'nun çekingenliğinin farkına varan Jisung, boşta olan elini tutarak bir kez daha çekiştirmeye başlamıştı yanındaki bedeni. Merdivenlerden çıkarken "Biz odamda oluruz!" diye de haber vermeyi unutmamıştı, haber vermek önemliydi.
Kendi odasına geldiğinde Minho'nun tuttuğu elini bırakarak oturması için yatağı işaret etmişti.
"Bakma bana öyle!" diye tıslamıştı Minho. Rezil bir hâlde olduğunun farkındaydı.
"Nasıl bakıyorum, söylesene?" Ellerini arkasında birleştirip Minho'ya doğru bir adım attığında aralarında en fazla bir cetvel boyu mesafe vardı. Minho ise göz devirmekle yetinmişti, ardından da arkasında bulunan yatağa doğru ilerlemiş ve üç noktasına bırakmıştı kendini.
"Ee, çağırdın beni buraya, sadece ailenle tanıştırmak için olmadığını ikimiz de biliyoruz." Jisung yakalanmış gibi ellerini kavaya kaldırıp "Gözünden hiçbir şey kaçmıyor." demişti. Ardından da arkasını dönüp kapının yanında kalan çalışma masasının çekmecelerinden birinden iki kol ve bir oyun çıkarmıştı. Elindekileri havada sallayıp Minho'ya yalvaran gözlerle bakmaya başladı.
"Ne yani, beni sırf PlayStation oynamak için mi çağırdın?"
"Oynamayı bilmiyorum aptal şey. Öğret diye çıkardım, uzun zamandır elimde olan bir oyun ama ne kol kullanmayı ne de içindeki şeyi yerleştirmeyi biliyorum. Hâlbuki hepsi için uygun cihaz var."
"Hmm, yani benden sana oynamayı öğretmemi istiyorsun? Doğru mu anladım?" Jisung hâlinden memnun bir şekilde kafa salladığında Minho ayaklanarak gencin elindekileri almıştı. Konsolları yatağın üzerine bırakıp oyunu hemen baş ucunda duran televizyonun yanındaki kasaya yerleştirmişti. Jisung tam olarak ne yaptığını anlamamış olda da işi hallettiğini anlamıştı.
Jisung, televizyonun önüne ikisi için de birer tane minder koyarak bir tanesine yerleşmişti. Minho da konsolları alıp yanındaki mindere oturmuştu. Birini Jisung'a uzattığında aklındaki soruyu sormadan edememişti, "Her şey elinin altındayken neden kullanmayı öğreniyorsun?"
"Çünkü öğretecek kimse yok!" demişti Jisung. O da oynamak isterdi ama ne çevresinde oynamayı bilen biri vardı ne de internetteki videolar yardımcı olmuştu.
"İyi madem, öğrenmiş olursun." Siyah ekran yerini canlı renklere bıraktığında önlerine birkaç tuş çıkmıştı. Minho elindeki konsoldan diğer ayarları da hallettiğinde oynamak için hazırlardı.
Birkaç dakika boyunca Minho ne yapması gerektiğini ve konsolun nasıl kullanılacağını anlatmıştı Jisung'a. Anladığını düşünen Jisung oynamak için can atıyordu. Ancak oyunu oynarken geçirdiği her dakika cani daha da çok sıkılıyordu.
Konsolu hareket ettirmeyi bırakıp Minho'nun rahatça oynayışını seyretti bir süre. Seviyordu sanırım bu tarz şeyleri, kendisinin aksine yani. Derin bir nefes alıp, aralarında birkaç santim uzaklık olan bedenin kucağına koydu kafasını. Alttan Minho'nun şaşkın yüzünü izlemeye başladığında, artık Minho da oyundan bağımsızdı.
"Futbol oyunları düşündüğüm kadar eğlenceli değilmiş." dedi elindeki kolu yanıbaşına bırakırken. Minho ise donmuş gibi bacakları üzerinde uzanan bedeni izliyordu. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi, neden bu kadar hızlı attığını da anlayamamıştı hoş.
"Belki de henüz acemi olduğundandır." dedi zar zor konuşmaya çalışarak. Bunun üzerine Jisung hemen yanındaki bedenin karnına dirseğini geçirmişti. "Öğret diye şey ettim zaten..."
Jisung bakışlarını Minho'dan uzaklaştırmak için başını hafif yatırıp hâlen açık olan televizyonu mahsustan izlemeye başlamıştı. Çenesinde hissettiği el ile bakışları tekrar Minho'ya dönerken bu defa kalbi yerinden çıkacak gibi olan kişi Jisung olmuştu. Eli olduğu yeri terk etmeden konuşmaya başladığında yüzünde Jisung'un ilk defa gördüğü bir tebessüm vardı.
"Birkaç denemeye öğrenirsin." demişti yamuk gülümsemesiyle. Küçülen gözleri o kadar güzel görünüyordu ki... Jisung bu ânın bitmesini hiç istemedi. Keşke tam şu an zamanı durdurabilsem diye düşünmeden edemedi.