ZamaLiratha’nın Taş Kumları
Zamanın durduğu,
kaderin ağır ağır çöktüğü,
yaşayanların bile eksildiği lanetli diyar.
Başımdaki sızıyla yavaşça başımı kaldırmayı denedim ama başımdaki ağrı buna izin vermiyordu. Çenem sık sık titriyor gözlerimi açmakta zorlanıyordum. Odam neden bu kadar soğuktu? Yavaşça gözlerimi aralamaya çalıştım ama yine başarısız oldum. Uykuya tekrar dalmadan önce birinin sesini duydum yada rüyaydı emin değildim. Ama bir şeyler mırıldanıyordu tek seçtiğim, “Bu nasıl olabilir?buraya nasıl gelebilir Bars? Yüz yıllar geçti kimse gelemedi buraya?” Duyduğum tek ve son şey buydu uykuya geri çekildim.
Gözlerimi tekrar aralamaya çalışıyordum ama başımda yine bir sızı hissediyordum ama bu sefer sıcaklık vardı üşümüyordum. Yavaşça gözlerimi araladığımda etrafıma bakınmaya başladım. Odam ne zaman bu kadar nostaljik olmuştu? Gözlerimi ovalayama başladım, rüya mı görüyordum hala? Gözlerim netleştiğinde etrafıma odaklandım, burasıda neresiydi böyle? Tavanda kocaman hatta devasa bir mumlu avize vardı ama etraf o kadar da fazla aydınlanmıyordu. Yan tarafımda beni ısıtan bir şömine karşımda tekli koltuktuk vardı ve o koltukta biri oturuyordu! Hızla yattığım yerden doğruldum. Neler oluyordu? Ne yaşıyordum ben!?
Karşımda ki yabancıya odaklandığımda uyuduğu için incelemeye başladım göz hizasına gelen siyah saçları, keskin bir çenesi, hafif sakalları ve yüzüne yakışan bir burnu vardı. Yakışıklı diyebileceğim bir adamdı am üstünde ki kıyafetleri bile bu oda kadar nostaljiydi. Beyaz gömleği dirseklerine kadar katlamış gözlerin üstüne siyah yelek giyinmişti altında ise siyah pantolon vardı. Bekle ben ne yapıyordum? Bu adam kimdi? Ve neden benimle aynı odadaydı!?
Gerçekten neler oluyordu?
Beni kaçırmış olabilir miydi? Kaçırsa bile bura nereydi böyle? Düşünmeyi bırakıp hazır karşımda ki yabancı uyuyorken çıksam iyi olurdu. Sesizce kalkmaya hazırlanıyordum ki başımda ki sızı bir anda beni tekrar yerime sabitledi. Pekala bu adam başıma vurup beni kaçırmış olabilir miydi? Korkmam gerekiyordu ama bir korku hissetmiyordum. Tanrı aşkına ben hiç kaçırılmadım bile! Kormam gerekiyordu!
Yavaşça kalkıp kapıya doğru küçük adımlar atmaya başladım bastığım yerler gıcırdıyordu hafifçe bu kadar mı eskiydi bura? Tam kapıya yaklaşmış çıkmayı planlıyordum ki karşımda ki kapı gürültüyle hızla açıldı. Yerimde zıplamıştım resmen o kadar sesizdim ki bu kapıyı hangi densiz bu kadar hızlı açmıştı!?
Karşımda gördüğüm iri adamla yutkunup geri adımlamaya başladım. Pekala bu adamdan aşırı korktuğumu inkar edemiyecektim diğeri daha medeniyetli görünüyordu en azından!
“Nereye süpürge cadısı?”
Koltuğun olduğu yere kafamı çevirdiğimde orda uyuklayan yabancının uyanıp bana konuştuğunu fark ettim. Ama hiç uyanmış gibi durmuyordu. Uyumuyordu değil mi? Şimdi çığlık atsam ne olurdu? Beni öldürler miydi?
Yavaşça arkaya doğru yutkunarak adımlıyordum.
Ayrıca süpürge cadısı mı? Ne kaba bir tabirdi öyle? Hadi ama kendine gel nerede olduğunu bilmiyoruz ve karşında iki tane izbandut gibi adamlar var!
“Pekala, polise sizi ihbar etmeyeceğim ve niye beni kaçırdığınızı sormayacağım. Gidebilir miyim?”
Sesimi bulup konuştuğuma şükrediyordum.
,
“Ney, ney?” Dedi ayakta dikilen cüsseli adam.
Boyu neredeyse iki metre vardı, saçları uzundu ve aramaya doğru atmıştı, sakalları belli bir uzunluktaydı, kumral bir adamdı ve gözleri kahverengiydi üstüne neden zırh vardı bu adamın? Zırhlar kaldırılmıştı diye hatırlıyorum?
Boğazımı temizledim, “polise şikayet etmiyeceğim.” Dedim tekrardan.
Cüsseli adam,“po- ney? O ne? anlamı ne?” Anlayamadım? Polisi bilmiyor muydu bu adam?
“Dalga mı geçiyorsunuz? Polise demeyeceğim diyorum size! Nasıl polis ney?”
“Senin geldiğin yerdeki şeyleri biz bilemeyiz.” Dedi hiç konuşmayıp düz gözlerle oturan adam.
“Nasıl benim geldiğim yer?” Dalga geçiyorlardı değil mi? Oynuyorlardı benimle?
Gözüme yerdeki vazoyu kestirdim. Bunu kırarsam bana bir şey yapacakları zaman kurtulabilir miydim? Belki.
“Bak sakin ol öncelikle, sana açıklayacağız. Tabi sende bize buraya nasıl geldin?”
“Ben bir yere gelmedim.”
“Burda olduğuna göre geldin demek oluyor.”
Hızla ve öfkeyle nefesimi verdim kaçırdılarsa bile benimle neden oynuyorlardı tehdit etmek artık modamı olmuştu? Yeni trend miydi bu?
“Ben bir yere gelmedim be adam!”
Oda seslice nefesini verdi ve ayağa kalktı bana doğru adımladıkça ben arkaya doğru vazoya yaklaşıyordum. Arkada ki cüsseli adam ise duvara yaslanmış bakıyordu sadece.
“Yaklaşma!”
“Uzaklaşma!” Diye o da bana yükseldi.
“Neden? Ne yapacaksınız bana?”
“Sana bir şey yapmayacağım dur orda!” Diye elini kaldırdı. Ben dahada arkaya adımladım.
“Yaklaşma dedim!”
“Bende dur dedim!”
Hızla elime aldığım vazoyu o bana yaklaştığı gibi kafasına geçirdim. Vazo kafasında parçalanmıştı. Ama bu adam hala dikilmiş ban bakıyordu! Neden bayılmadı? Yutkundum seslice. Hala bayılmadı…
Başını aşağı eğdi ve kırılan vazo parçalarını aşağı eliyle süpürdü saçlarından. Neden düşmüyordu yere bu adam? Arkada ki adama baktığımda sırıtarak bakıyordu. Bitmiştim değil mi ben? Öldüreceklerdi beni! Planlarım arasında yoktu adamın bayılmaması! Bayılsaydı bir şekilde diğeriyle de baş edebilirdim. Onu düşünmemiştim ama olsun şuanıda düşünemiyordum!
“Sana sakin ol dedim.” Dedi sakince. Ölümden önce benimle sakin konuşuyordu değil mi? “Sana bir şey yapmayacağım. Önce bunu anla, dinle beni, sen farklı bir yerden gelmişsin neresi bilmiyorum sende burayı bilmiyorsun. Sakin ol titriyorsun.” Dedi. Ama benim gözlerim artık etrafı bulanık görüyordu. Ne istiyorlardı benden?
Yavaşça bilincimin gittiği yerde yabancının beni tuttuğunu, arkadaki adamın ise, “Nasıl geldi bilmiyorum ama onun bizim topraklarımızda yeri yok, ölür burda.” Dediğini duydum.
Ben nereye düşmüştüm böyle?