İçeriğe geç

Lilyum

Bölüm 13 · 5 dk okuma

Lilyum

Bölüm 13

Jin dalgınlıkla çayını karştırıyordu Jimin kendinden beklenmeyecek bir incelikle ona papatya çayı yapmıştı sinirlerine iyi gelir diyerek önüne koyduğunda Jin "benim sinirlerimi bir fincan çayla yatıştıramazsın komple o papatya tarlasını yemem lazım belki o zaman faydası olabilir"

Jimin yüzünü buruşturdu "aman ne komik ne bu laflar böyle yeni yetme ergenler gibi yakışıyormu sana senin bir huyun değişti birşeyler oldu sana anlatsana" Jin'in karıştırdığı fincana bakıp "bu arada onu daha ne kadar karıştırmayı planlıyorsun hayır şeker yada balda koymadım neyi karıştırıyorsun acaba"

Tam o anda çalan kapıya öfkeyle giden Jin'e merakla baktı Jimin. Her zamankinden daha agresif bir sabah geçirmesinin altında ne gibi bir sebebin olduğunu merak ediyordu.

Jin kapıyı açtı, tam kapısının önünde kim varsa bağırmak üzereyken görüş açısına koca bir demet pembe gül girdi. "Kim Seokjin adına." dedi güllerin arkasında kalan masum kız sesi. Jin, kucaklayarak ancak eve alabildiği gülün ardından kapıyı kapattı ve Hoseok'tan gelmiş olabileceğini düşündü.

"Kim gelmiş?" Jimin mutfaktan seslenirken yürüyen gül demeti görerek yerinden sıçradı. "Bu ne böyle!?"

"Bilmiyorum. Birisi bana yollamış." Masanın üzerine bıraktı ve bir not var mı diye karıştırırken pembe kağıda yazılmış, oldukça özenli ve süslü yazıyı fark etti. "Günümü aydınlatan güzel omegaya..."

"Birisi sana fena halde abayı yakmış, ne dersin?"

"Birileri bana hep abayı fena halde yakar, Jimin."

Çiçekleri notla beraber çöpe götürmek için evden çıktı Jin. Bu hayranların gerçekten hiç mi dengeleri yoktu? Neden abartıya kaçmak zorundalardı?ayrıca iki dal çiçekle tavlanacak kadar basit bir omega gibimi görünüyordu?Çiçeği çöpe tepiştirip eve dönerken başka bir gül demetinin koştuğunu hayal meyal görmüştü. Hemen karşısına gelmiş, yine aynı özenle uzatılmıştı. "Kim Seokjin adına." Kucağına bırakılır bırakılmaz geri kaçan kıza boş gözlerle bakmayı sürdür şaşkın omega. Aynı güldü ve üzerinde yine aynı not vardı. Hiç düşünmeden onu çöpe atarken yine o kız aynı demetle koşarak gelmeye başladı. "Kim Seokjin. Bunu beğenmediyseniz beğendiğiniz herhangi bir çiçeği söyler misiniz?"

"Bunları kim göneriyor bana?" Jin, dışarıya karşı büründüğü bu sakin kimlikten neredeyse kopmak üzereydi.

"Kim Namjoon." dedi titrek bir sesle "Kabul edene kadar size çiçek getirmemi emretti, canımdan olmak istemiyorum."

"Kaba herif." Çiçekleri tekrar çöpe atarken oldukça gergindi Jin. "Söyle ona, bu tür davranışlardan iğreniyorum!" Eve girip kapıyı çarparak kapattığında Jimin, çoktan kahvaltısından kalkmış duşa girmişti. Jin de çayını içmek için oturmak üzereyken yine kapının çalmasıyla öfkeyle ayağa kalktı, bu sefer ellerini, ada tezgahın sert yüzeyine geçirmeyi de ihmal etmemişti, sanki tek suçlu oymuş gibi. Kapının önünde yine koca bir demet çiçek görmek içimi fena halde sıkmıştı fakat Kim Namjoon , bu seferki şansını laleden yana kullanmayı tercih etmişti. "Kim Seokjin adına."

Jin, derin bir iç geçirdi. "Çöp kutusunun yanına koyarsanız ben alırım, orası postalarımı aldığım yer." diye bir yalan uyduruverip kapıyı üzerine kapattı ama hala içi sıkkındı. Kurdu huzursuz huzursuz içten içe onu öldürmek istiyor gibiydi.

Güller çok güzeldi!

Almazsam birisini öldüreceğini söyleyen birinden hediye falan kabul etmeyeceğim. Ama o bizim eşimiz neden inat ediyorsun kabul et seninde hoşuna gitti.

O çiçekleri neden çöpe attım bizim alfamız göndermişti.Öyle sert bir alfadan böyle ince bir davranış çok romantik değilmi üstelik bu halleri sadece bize özel o çok eşsiz birisi...

"LANET OLASI 'BİZİM ALFAMIZ' DİYİP DURMA ŞUNA"

Jimin saçlarını kuruladığı havluyla beraber şaşkınlıkla arkadaşının kıpkırmızı kesilmiş çehresine bakıyordu. "Alfanız mı? Senin sevgilin mi var?" Cevap beklemeden arkadaşına sırıtarak yaklaştı. "Ah, anlıyorum. Gizli kalsın istiyorsun ama o yani kurdun herkese bahsetmek istiyor, değil mi ? Hep böyle yaparlar neyse,Ne zaman tanıştınız? Adı ne? Neden hiç bahsetmedin?" Jimin'in kurduğu bu güzel senaryolarla içten içe mutlu olan kurdu, Jin'in nihayet peşini bırakabilmişti.

"Öyle bir şey yok, kızgınlığa gireceğim sanırım. Kurdumun palavraları." Elbette onun hakkında böyle konuşmak asla kurdunu mutlu etmezdi. Jin'in içini tırmalayıp acı çektirirken Jimin omuz silkti.

"Öyle diyorsan öyledir ama kurdun çoktan bir alfa bulduysa belki de ruh eşindir."

"Palavraları kendine sakla, Jimin-ah! Bu ruh eşi saçmalıkları yalnızca ilaçları kullanmayı bırakmaları için alfalar tarafından omegalara yönelik üretilmiş saçmalıklar!"

Saçmalık sensin asıl!

Sen, bir kelime daha etmeye cüret etme!

Jimin tekrar omuz silkti. "Kırıcısın. Ben de bir alfayım. Tek amacım omega feromonu peşinde koşmak mı? İstedikleri kadar ilaç kullanabilirler, beni ilgilendirmiyor." Havlusunu kenara atmış ellerini cebine sokmuştu. "Sonra görüşürüz."

Onu kırdın..

Kurdunu resmen 12 yerinden bıçaklamak isteyen Jin, tam bir özür mırıldanacakken kapıda dikilen başka bir gül demetiyle karşılaştılar. "Bay Kim pembeyi sevdiğinizi bildiğini söylüyor." dedi kız, korkak bir tavırla

Jin öfkeyle çıkışacakken Jimin demeti aldı ve onun kucağına verdi. "Kabul et de gönerip durmasın bari, anlamadık sanki." Tavırlı bir edayla çıkıp omega kızın yanağına makas attı ve uzaklaştı.

Jin, kendisindeki bu kusursuz aurayı bozan alfaya karşı hissettiği öfkeyi katlayarak hissetmeye devam ederken çiçekleri de yatak odasına götürmüştü.

Yatağına uzanmış yanındaki boşluğa koyduğu -mecburen oraya koymuştu çünkü kocaman bir demetti ve hiçbir yere sığmıyordu - çiçeklere baktı evet gülleri çok severdi özellikle pembe olanlara bayılırdı ama bunu o kaba adam nerden biliyordu ki neyse bir yerlerde okumuştur heralde işine yarayacak bir kaç taktiğinden biridir buda diye düşündü.

Jin üzerini giyinmiş aynanın karşısında saçlarını elleriyle geriye doğru iterek kendince şekil vermişti bu gün kendisine bakacak halde değildi ama bu haldede ailesinin karşısına çıkamazdı neyse yolda bir kuaföre uğrar yaptırırım dedi öylede yaptı yolunun üstünde ilk gördüğü kuaföre girmiş saçını makyajını yaptırmış ve ailesini görmek için yola koyulmuştu

Tanıdık evin önüne geldiğinde derin bir nefes aldı bu cesaret nefesiydi arabasından indi büyük beyaz eve baktı evin şoförü kapıda babasının arabasının camlarını siliyordu demekki babasıda evdeydi bu iyi işte tek seferde herkesle konuşup bu işi bitirmelşydi şöför bahçe kapısının önğnde Jin'i görür görmez koşarak gelip kapıyı açtı hoşgeldiniz efendim buyurun dedi

Jin bahçeyi geçip evin kapısına geldiğinde kaaipıyı çalmasına gerek kalmadan kapı evin uşağı tarafından açılmıştı Jin göz devirdi bu çalışanların arasındaki iketişim onu her zaman şaşırtmıştı oda doksan derece eğilerek hoş geldiniz efendim dedi bu uşaklar eğilme dersimi alıyorlardı acaba yoksa uşak olunca bu özellik otomatik mi yükleniyor diye düşündü bu sırada annesi koşarak geldi oğlum hoşgeldin hasretle oğluna sarıldı öptü kokladı Jin bu gün bu kucakta ilk defa kendini huzurlu hissetti sıkıca annesine sarıldı annesi birkaç adım geri çekilip dur bakayım sana sen zayıfladınmı renginde solmuş"

Jin size anlatacaklarım var derken babası geldi oğlum telefondaydım lüzumsuz bir türlü kapatmak bilmedi diyerek Jin'i annesinin kolları arasından çekip almış sıkıca sarılmıştı

Annesi hadi gelin salona geçelim dediğinde Jin annesive babasına sarılarak salona geçmişti annesi açmısın yemek hazırlasınlar hemen dediğinde

Jin hayır anne otur lütfen birşey yiyecek durumda değilim dedi annesi endişeli gözlerle ona baktığında babası söze girdi ne oldu neyin var bir sıkıntın mı var diye sordu

Jin evet küçük bir sorunum var diyerek bileğini açıp onlara gösterdi bu sorunu çözebilir miyiz

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.