Lidya
Olmam gereken yerden cok uzaktayım belkide yoruldum bilmiyorum..öyle karışık,öyle yabancıyım ki bu aralar kendime bile gelemiyorum, demişti Dostoyevski.
Haftalardır zihnimde olan asla çıkmayan o yazı.. Bir banka oturmuş zihnimi dağıtmaya çalışıyordum. Gözümün önünde yaşadıklarım geçerken birden karşımda duran ve oraya bakmama rağmen farkında olmadığım yeni açılmış bir kitapçıyı fark ettim. Oldukça gizemli gözüküyordu. Yavaş adımlarla kapısına gittim ve kapıyı açmamla sıçramam bir oldu. İncecik yaylara dolanmış küçük tatlı büyücüler üzerime düşmüştü. Kurtulmaya çalışırken içerden bir ses geldi
-Tebrikler sürprizi yakalayan ilk müşterimsin.
Rönesans dönemi kadınları gibi giyinmiş tatlı bir kadın vardı karşımda.
-Teşekkürler nedir bu sürpriz?
Kadın eteklerini toplayarak yanıma geldi ve eliyle kapının üstünü işaret ederek;
-Burada görmüş olduğun mekanizma her kapı açıldığında bir sayaç çalıştırır ve asla bilmediğim bir sayıda bu küçük büyücüler içinden fırlar. Bu olay kimin başına gelirse ona içeriden istediği bir kitabı hediye ederim ve ayrıca haksızlık olmasın diye ben bu kapıdan geçmem. Benim giriş çıkışlarım farklı kapıdan olur.
-Gerçekten de çok farklı ve güzel bir düşünce sevdim.
-kitabını seçince yanıma gel
Gülümseyip raflara doğru yöneldim
Kitaplar raflara renklerine göre ayrılmıştı. En sevdiğim renk bordo olduğu için o rafa bakmaya başladım. Birden Lidya isminde bir kitaba gözüm takıldı. Yanlış hatırlamıyorsam yunanca cennetten bir bahçe anlamına geliyordu.
Kitabın ilk sayfasını açtığımda tesadüf yüzümü gülümsetti. Haftalardır zihnimde dolanan Dostoyevski’nin o sözleri yazıyordu ilk sayfada.
Diğer sayfalara bakmadan almaya karar verdim
-Bunu alıyorum
-Umarım bu kitap seni mutlu eder.
Anlamsız bir şekilde tablolardan fırlamış gibi gözüken satıcı kadının yüzüne baktım ve teşekkür edip oradan ayrıldım.
Eve geldiğimde direk kendime bir okuma alanı oluşturdum.
Tekrardan o sözleri okumak üzere ilk sayfayı açtığımda gözlerime inanamadım. Sözler yoktu onun yerine Lidya’ya hoş geldin yazıyordu. Kitabı karıştırma olasılığını düşündüm ve dış kapağını tekrardan inceledim. Aynı kitaptı. Diğer sayfaya geçtiğimde şöyle yazıyordu:
Bu kitap tamamıyla hayal ürünüdür. Kendini iyi hissettirecek ufak sorular ve karalamalar içerir. Kitap seni adeta kendi dünyasında hissettirecektir. Küçük bir hatırlatma: Eğer o dünyadan kedini alıkoyamazsan gökyüzüne bakman yeterli olacaktır.
İyi okumalar.
İlk sayfasındaki yazının değişmiş olması dışında kafa dağıtmalı güzel bir kitaba benziyordu.
‘’Sayfa 3’’
Huzursuz hissettiğinde ne yapardın? Alttaki boşluğu doldurun.
Düşündüm. Genelde kendimi iyi hissedene kadar gökyüzünü izlerdim. Bu bazen aydınlıktan karanlığa kadar süren bir izleyiş bile olabiliyordu.
‘’Sayfa 4’’
Gökyüzünü nasıl bir yerde izlerdiniz aşağıya çiziniz.
Sayfa dörtteki cümleyi iki kez okudum. Gökyüzünü izlediğimi yazacağımı nasıl tahmin etti.
Diğer sayfayı çevirdiğimde boşlukla karşılaştım ve ayrıca kalan sayfalarda boşluktu.
Kitabın yazarının kim olduğuna baktığımda ise adımı gördüm. Kitabı aniden masaya attım ve korkudan titremeye başladım. Nasıl bir durum yaşıyordum bilmiyorum ama gerçekten çok korkutucuydu.
Birkaç gün kitabı bıraktığım yerden oynatmadım. Hatta bazı geceler acaba konum değiştirirmi korkusundan üzerine bir saksı koyum.
Cesaretimi toplayıp kitabı elime aldığımda ilk sayfadaki yazı tekrar değişmişti
‘’seni özledik’’
Umarım delirmiyorumdur
Kaldığım yere geldiğimde hayal ettiğim mekanın ufak bir karalamasını yaptım ve diğer sayfaya geçtim.
‘’ Sayfa 6’’
Neden uyursun? Uyuduğun veya dinlendiğin mekan nasıl gözükür?
Karşı duvara bakıp bu nasıl saçma bir soru diye düşündüm ve tekrar sayfaya baktığımda yeni cümleyi okudum
‘’Beynini dinlendirmen için gereken uykunun dışında tabiki’’
Genel bir düşünce yaptıktan sonra üzgün olduğumda da uyuduğumu hatta bazen sadece cok sevdiğim içinde uyuduğumu yazdım.
Basit karalamaları yaptıktan sonra kitabı bıraktım ve dar salonumun orta sehpasını kenara çekerek kendime küçük bir dans alanı oluşturdum.
Bu aralar işlerim çok fazla yoğunlaşmıştı ve kendimi çokfazla sıkışmış hissediyordum. Böyle zamanlarda genelde dans ederek kendimi özgürleştirirdim.
Fazla kendimi kaptırdığımı yorulduğumda anladım. Biraz dinlenmek için oturdum ve film izlemeye karar verdim. Köpeğim veterinerde olduğu için bir kaç gündür kendimi yalnız hissediyordum ve bu tür şeylerden kaçışım her zaman en sevdiğim o filmi izlemek olurdu.
Ertesi gün olduğunda tekrardan kitabı elime aldım.
‘’Sayfa 7’’
Bir köpeğin olduğuna göre hayvanları seviyorsun. Peki başka hayvanları ya da bitkileri sever misin ? seviyorsan nedenini açıklar mısın?
Evet yazarken acaba hayır yazsam ne olurdu diye düşünmeden edemedim.
Evet bitkileri ve hayvanları severim. Neden diye düşünmemiştim. Açıkçası hayvanlar bana çok masum ve tatlı geliyorlar. Onları izlemek neler yaptığını gözlemlemek bazı hareketlerini insanlara benzetmek neler hissettiğini düşünmek hoşuma gidiyor. Bitkilere gelince en cok cicekleri severim her bahar aylarına yaklaştığında yeşil alanları ormanları gezmek ve gözlemlemek çiçeklerin açışlarını takip etmek inanılmaz hoşuma gider.
Yazmayı bırakınca durdum ve düşündüm. Bu kitap her ne kadar korkunç olsa da kendimi bu dünyadan soyutluyor. Ayrıca bilinçsiz yaptığım şeyleri neden yaptığımı bana düşündürtüp kendimi tanımama da yardım ediyordu.
Tekrardan bir yazı belirdi.
Sadece canlılarla ilgilenebileceğin bir yerin olsaydı nasıl gözükürdü.
Tekrardan ufak karalamalar ile hayalimi canlandırdım. Ormanın içinde tatlı bir mekandı.
Sayfayı cevirdim
‘’sayfa 8’’
Karalama diye düşündüğün çizimlerin sanki karalamadan daha fazlası gibi. Sanırım çizimle ilgileniyorsun. Peki neden çizim yapıyorsun ? çizim mekanın var mı ? Yoksa nasıl bir yer olmasını isterdin
Çok önemli bir şeyi düşündüğümde ya da gözüme uyku girmeyecek derecede üzgünsem genelde çizerek düşünürüm. Bazı zamanlarda da inanılmaz yaratıcı fikirler aklıma gelir ve bunları resmederim.
Yazdıktan sonra tekrardan bir mekan çizdim ve sayfayı çevirmemle etrafım gözümü açamayacak derecede aydınlandı. Işık yok olduğunda evimden cok uzakta başka bir yerdeydim.
Kocaman bir çatlağın içerisinde yaptığım çizimlere benzer yapılar vardı.
Bulunduğum yerin karşısında maldivleri andıran bir deniz manzarası ve karşımda ise inanılmaz bir vadi.
Yavaş adımlarla bu yapıları gezmeye başladım
Kitap her yaptığım çizimleri belli gruplara ayırmıştı. Seyir alanı yazan ve doğanın tam içinde olan gökyüzünü ve canlıları izlediğim yerdeki çizimlerin birleşimi bir mekan.
Dinlenme alanı adında uyuyabileceğim ve film izleyebileceğim ayrı bir mekan ve son olarak da sanat birimi yazan dans edebileceğim ve resim çizebileceğim bambaşka bir mekan.
Her şey harikaydı. Burası inanılmaz bir yerdi.
Olmam gereken yerden cok uzaktaydım.. belkideyorulmuştum bilmiyordum ..öyle karışık,öyle yabancıyıdımki.. bu aralar kendime bile gelemiyorken b bulduğum dünyadan kaçabileceğim o çatlak mekandaydım işte. Lidyadaydım.