İçeriğe geç

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 6 · 13 dk okuma

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 6

Theo...

Sabahın köründe alarmın kulakları sağır edercesine çalmasına Julia uyanmasa da Liam zıplayarak uyandı. Beyni daha uyanmamıştı. Kolunu zorlukla kaldırıp yatağın yanındaki ahşap, beyaz kapaklı -muhtemelen meşeden yapılma- ve sade komodinin üzerinde zır zır çalan alarmı sertçe vurarak kapattı. Yüzünü yastığa geri gömmek, okulu asıp uyumayı ne kadar istese de kendini zorlayarak yataktan kalktı. Gece üstünü bile değiştirmemiş, olduğu gibi kızın yanına kıvrılmıştı. Dün gece olanlar Liam'ın aklına geldikçe tüyleri diken diken oluyor, nabzı hızlanıyor, göğsü daha da hızlı ve büyük inip kalkıyor sanki panik atak geçiriyordu. nefesi daralmaya başlayınca derin derin nefes almaya çalıştı. Sırtından boşalan soğuk terlerle beraber eli ayağı titremeye başladı. Her ne kadar alışık olsa da dün olanlar onu çok korkutmuştu. Hayır, Liam kendisi için değil, Julia için korkmuştu.

Etraf bulanıklaşıp dönmeye başlayınca Liam da yalpaladı. Boğazına oturan yumrudan kurtulmak için derin derin nefes alıyor, terden sırılsıklam olmuş saçlarının diplerinden akan ter şakaklarından çenesine düşüyordu. Yalpalarken dengesini kaybetti ve kapının pervazına tutundu. Kıyafet dolabının olduğu odanın kapısının pervazından, çaprazında kalan camı açması gerekiyordu. Bütün dünyası dönüyor ve görüşü bulanıklaşıyordu. Tekrardan derin derin nefes almaya çalıştı. Göğsü yaklaşık bir karış kadar kalkıp iniyordu. Vücudu ağırlaşıyor, kendisini daha fazla taşıyamıyordu. Liam yere çöktü ve sırtını kapının pervazına yasladı. Nefes alışları yavaş yavaş düzeliyor, dünyası duruluyordu. Görüşünü bulanıklaştıran bulutlar dağılıyordu. Zihni bir anda boşalmıştı. Sadece gece olanları ve Dehşet Doktorlarını düşündü.

Theo...

Liam öfkeyle ayağa fırladı ve telefonunu alıp elinden geldiğince hızlı rastgele numaralar tuşladı. Telefon çalarken Liam zihnindeki acele hissiyle odanın ortasında volta atarken telefona biri çıktı.

Kira'yı aradınız. Lütfen mesaj bırakınız...

Liam aramayı kapattı ve tekrar çaldırdı.

Elini, terden ıslanmış saçlarına daldırdı ve karıştırdı.

Kira'yı aradınız. Lütfen mesaj bırakınız...

"Siktir!" Liam telefonu kapattı ve sinirle fırlattı.

Yere düşen telefon çalmaya başladı.

Liam telefonu aldı ve kırık ekranındaki isme baktı. Kira sonunda görmüştü ve arıyordu.

"Merhaba, ben Kira. Kiminle konuşuyorum?"

Liam, "Kira? Benim Liam Dunbar" diye soru tonuyla konuştu.

"Liam! Aman Tanrım görüşmeyeli çok oldu. Beni aratan nedir?"

"Seninle konuşmam lazım...Yüz yüze"

"Liam ülkenin diğer ucundayız nasıl görüşelim?"

Liam hissettiklerini sesine yansıtmamak için boğazını temizledi ve "Önemli değil. Scott'ı aramayı denedim ama telefonlara çıkmıyor. Ulusam oradan duyamaz diye düşündüm ayrıca bu doğrudan seni ilgilendiriyor." Diye anlattı.

"Ne oldu? Orada her şey yolunda mı?"

Liam biraz durdu ve kocaman yutkunarak "Kılıcın lazım" dedi.

"Liam en son kılıcı kırdınız. Hatırladın mı?"

"Biliyorum ama bir yolu olmalı. Kitsune değil misin sen? Yaparsın bir şeyler!" Diye çıkıştı Liam.

İki dakika boyunca telefondan hiç ses gelmedi. Liam beklerken aklına gelen düşünceleri susturmayı denedi.

"Yarın boşum. Yarın oraya gelmeye çalışırım"

Liam inat edercesine "Eee şey. Aslında hemen görüşmemiz lazım" dedi.

"Liam nasıl geleyim şimdi? Sen güneydesin ben kuzeydeyim. Aramızda nereden baksan on saat falan var. Gelemem. Ama ne olduğunu anlatırsan buradan yardımcı olmaya çalışabilirim."

Liam yutkundu ve "Gerçekten bilmek ister misin?" Diye sordu.

Telefondaki sessizlik Liam'ı gerdiği gibi Kira'yı da geriyordu. Bu ölüm sessizliğine daha fazla katlanamadı ve "Theo'yu geri getirmeliyiz!" dedi içinden lanet okurken. Telefondan uzun bir süre ses gelmeyince Liam bu sinir bozucu sessizliği bozmaya karar verdi.

"Kira?"

"Theo'yu geri getirmekten mi söz ettin sen az önce?"

Liam derin bir iç çekti. Söylediğine pişman gibi bir hali vardı. Ama dün olanları düşündükçe ne kadar pişman olacak olsa da bir şeyler yapmaya hazırdı. Theo'ya ne kadar güvenmese de onun yardım edebileceğini biliyordu. Birini daha önce yakalamışlardı değil mi? Tekrardan yapabilirlerdi. Hatta daha da fazlası onları kalıcı olarak ortadan kaldırabilirlerdi. Zorundaydılar...

"Evet. Başka çarem yok Kira. Bir şeyler oluyor ve bunu fark edip anlayabilecek tek kişi benim. Kendi başıma yapamam." dedi. Sesindeki korku onu eleveriyordu.

"Neden Theo peki? Yoksa..." kira uzun bir süre duraksadı. Bu lanet sessizlik onun, neler döndüğünü anladığını söylüyordu.

"Anladın mı? Hemen gelmen lazım"

"Liam bunu kabul etsem bile kılıcı kırdınız. Tamir etmek mümkün olsa bile nasıl olacağını bilmiyorum"

Liam hala durumu kabullenmek istemiyordu. İçini yiyip bitiren, beynini kemiren bu şey onu öldürecekmiş gibiydi. Sanki tekrardan panik atak geçiriyordu. Boğazında tekrar yer bulmuş o yumru nefes almasını engelliyor, sanki onu öldürüyordu. Kıyafetinin yakasını çekiştirdi. Derin soluklarıyla beraber gözleri de kararıyor, başı dönüyordu. Titreyen eliyle tuttuğu telefon kulağına çarptı.

"Liam?"

Liam, doğrudan kulağına gelen sesle kendine geldi. Zihni bir an sustu. Başı dönmüyordu, elleri titremiyordu ve boğazındaki yumru geçmişti.

"E-evet?" Rahatlamayla endişe arasındaki bir çizgide soluk alıp verdi.

"Tamam, geleceğim. Tamir etmeyi de deneyeceğiz tamam mı? Scott'ı aradın mı?"

Liam Scott'ı tamamen unutmuştu. Aklına geldiğinde bir anlığına geçmişe gitmiş gibi hissetti ama o his ruhunu hemen terk edince "Hayır" diye cevap verdi.

(...)

"Eee?" dedi Kira uzun süre ortama hakim olan sessizliği tereddütle bozarak. "Ne olduğunu tam olarak anlatacak mısın Liam?" diye devam etti. Liam bakışlarını, yarım saattir dikip boş boş baktığı pervazdan çekti ve "Ha?" dedi şaşkınlıkla. Yüzündeki kaslar sonuna kadar gevşemişti. Çatık kaşları düzelmiş, dudaklarını ısırmayı bırakmıştı.

"Daha ne söyleyeyim? Dehşet doktorları burada. Theo ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. Seni aramadan önceki gece geldiler. Zor kurtulduk. Üvey kardeşimle eve yürüyordum. Bir anda mekanik bir ses duydum. Sonra olanlar oldu zaten." dedi kollarını göğsünde kavuşturup. Sırılsıklam olmuş ve hala tam olarak kurumamış beyaz gömleğinin bazı yerleri tenine yapışmıştı. Kollarını önünde kavuşturunca, iri vücudundan dolayı terli beyaz gömlek düğmelerinden gerildi. Sağ eliyle, alt dudağını kurcalarken "Daha önce onlarla savaştık hatta birini yakaladık da." yere bakan bakışlarını Kira'ya kaldırdı ve "Bu sefer kalıcı olarak ortadan kaldırmalıyız, kaldırabiliriz" diye devam etti.

Kira omuz silkti ve "Bilmiyorum Liam, geçen sefer yakalamış olabiliriz ama yakalayana kadar çok kayıp verdik. Yani on hatta daha fazla denek ve bir sürü ceset. Bu sefer inan bana daha fazla insan ölecek-" Kapı bir anda açıldı. İçeri giren, hala kendine gelememiş Julia'ydı. Liam hemen kardeşinin yanına koştu ve destek verdi.

"Julia, bu eski bir arkadaşım Kira." eliyle Kira'yı gösterdi. "Kira, bu da bahsettiğim üvey kardeşim Julia" dedi. Tanışma faslından daha ilerisi olamazmış gibi derin ve mutlak bir sessizlik devraldı. Uzun bir sessizlikten sonra Kira tekrar sessizliği bozan oldu. "Liam, kılıcı nasıl tamir edeceğiz?" dedi endişeyle gülerken. Liam sessizliğini bir süre daha bozmadı. Sağ elini, alt dudağından çekti ve "Kitsune güçlerini kullansan? Yani ne bileyim elektrikle falan olmaz mı? Veya bir japon efsanesi temelinde bir şeyler yapılamıyor mu?" dedi.

Julia şaşkınlıkla bir Liam'a bir Kira'ya bakarken konuşan taraf oldu. "Kitsune nedir?"

Kira soru karşısında biraz afallamıştı. Liam'ın kulağına yaklaşıp dişlerini sıkarken "Ona anlatmadın değil mi?" dedi. Sesinde endişe ve sinir vardı. Liam gözlerini Julia'nın üzerinden çekmeden "Yeteri kadar şey gördü zaten. Dehşet doktorlarını gördü mesela, benim ne olduğumu da biliyor. Bence bunu bilse de bilmese de bir şey değişmeyecek. Ama bilmesi daha iyi bence. Bizim gibi olmayan yani normal insanlar bizim gibi şeylere anlam veremediklerinde korkarlar. Hatırlasana avcıları..." Kira derin bir iç çekti ve "Pekala." dedi.

"Kitsune, Japon kültüründe kutsal bir ruhtur. Kitsune, dokuz kuyruklu tilkilere denir. İyi kitsuneler de var kötü kitsuneler de var. Ama bütün kitsuneler kurnazdır ve oyunu severler. Kelimelerle arası iyi olmayan kitsuneler uzun kelime oyunlarını anlayamazlar. Kafaları karışır..." Kira sessizliğe gömüldü. Liam'a dönüp sessizce "Başka?" dedi. Liam kollarını tekrar kavuşturmuştu. Gömleği de tekrar gerilmiş, patlayacaktı sanki.

"Stiles bir keresinde şeytani bir ruh tarafından elegeçirildiğini söylemişti. O ruh kötü bir kitsuneydi değil mi?" dedi. Ağzından çıkan kelimeler gittikçe alçalıyor ve hecelere bölünüyordu. Aklına göl evi geldi. İlk dolunay gecesi. Kısık müziğin sesi nasıl da yüksek geliyordu.

"Evet. Kötü Kitsune. Diğer adıyla Void kitsune veya Nogitsune. Onlar da kitsunler gibi tilkidirler. Onlar da kurnazdır ve oyunu sever ama kitsunelerden farklı olarak korku ve kaostan beslenirler. Ayrıca Nogitsuneler binlerce yıl yaşayabilir, elegeçirdiği ruhun kılığına girebilir. Nogitsune'nin oyunları game of go ile tasvir ediliyor. Nogitsune'nin en sevdiği oyun gibi bir şey."

Liam da Julia gibi Kira'yı ağzı açık dinliyordu. Kira ikisinin de yüzüne baktı. Utanarak gülümsedi ve "Araştıran bir insanım" dedi. Liam kendine gelmek için başını hızla salladı ve "Pekala, artık kılıç kısmına gelebilir miyiz?" dedi. Hemen yanındaki masasının üstündeki bilgisayarı açtı ve "Buradan araştırabiliriz belki?" dedi ve google'yi açtı. Kira, bilgisayarı kapatırken "Sen ciddi misin?" dedi. Suratındaki ifade Liam, salaksın diyordu. Liam, bilgisayar eline kapanmasın diye elini hızlıca çekip tutarken "Eee, ne yapacağız o zaman?" dedi. Gözü hala bilgisayardaydı.

Kira gururla gülümsedi ve "Kütüphaneye gidiyoruz." dedi.

Muhtemelen 2020 yılı, sınıfının en üstü gri, parlak arabada çalan şarkı sessizliğin sağlanmasında büyük bir rol oynuyordu. Liam daha fazla dayanamadı ve müziğin sesini kısarak "Kütüphanede tam olarak ne yapmayı planlıyoruz?" dedi elini radyodan çekerken. "Öylece girip 'hey kitsunelerle ilgili kitabınız var mı arkadaş kitsune de' diyemeyeceğimize göre" diye bitirdi lafını. Aynı zamanda başını imalı imalı sallıyordu.

Kira gözlerini yoldan ayırmamak için epeyce bir çabaladı ama sonunda gözleri Liam'a kaydı. "Hayır tabii ki de. Genelde mitoloji bölümünde oluyorlar. Senin benim gibi takıntılı insanlar oradan araştırma yapıyor." dedi bakışlarını yola çevirdi ve "Yani, sen onu bana bırak" diye devam etti. Liam hiçbir şey demeden yanındaki camdan dışarı baktı ama bakışları aynadaki kendisine döndü. Bir süre soluk bakışlarla aynada kendisine baktı ve zihnindeki düşüncelerin su gibi akmasına izin verdi. Derin bir nefes aldı ve yola baktı. Merakla tek kaşını kaldırdı ve "Hey Kira" dedi koltukta kıpırdanırken "Bunun bir takıntı olmadığını biliyorsun değil mi? Yani tamamen gerçek. Mitolojiden ibaret değil. Yani mesela sen bir kitsunesin ben de bir kurt adamım. Tamamen gerçek." gözü önündeki aynaya takıldı. Kardeşine bakıyordu. Julia kendini zorlayarak gülümsedi. O geceden sonra gülümsemesi çarpıklaşmıştı. Julia gülümsemeye çalıştıkça kalbi daha da hızlı atıyor, o mekanik sesler kafasında yankılanıyor, gülümsemesini siliyordu. Sırtından boşanan soğuk terler terlerken üşümesine sebep oluyordu. Camı açmak için uzandığında o gece duyduğu mekanik sesleri duymaya başlamasıyla elini çekti. Her taraf kararmıştı, yolun dışında kalan ağaçların arkasından dehşet doktorları teker teker çıkıyor, titreşerek yaklaşıyorlardı. Julia, arabanın camına odaklanmış bakarken bir anda camın hemen önünde belirmesiyle çığlık atarak geriye kaçtı. Yüzü bembeyaz olmuş, alnındaki boncuk boncuk terler şakaklarından yanaklarına doğru akıyordu. Kocaman yutkundu ve derin derin nefes alıp veriyordu. Gözleri doldu. Kalbini sanki ateşe vermişler, cayır cayır yakıyorlardı. Sesiyle beraber elleri de titriyordu. Bu korkunç şeyleri kafasından atmaya çalıştıkça bu çılgınlık ve korku zihnini ele geçiriyor, arabadan çıkmak için çırpınıyordu ama ne yaptığı hakkında hiçbir fikri yoktu.

Araba, Julia'nın kapı kolunu çekiştirmesiyle sarsılıyordu. Liam dikiz aynasından arkaya bakınca kardeşinin kapı kolunu çekiştirdiğini fark etti ve Kira'ya durmasını işaret etti.

Koltukta dizlerinin üstünde oturmuş ve kapıyı çekiştiren Julia, Kira'nın ani freniyle koltuk arasına düştü. Aldığı darbeyle kendisine gelince gözlerine güneş ışığı ulaştı.

"Julia, iyi misin?"

Kira el frenini çekti ve direksiyonu bırakıp arkasına döndü. Julia az önce ne yaşadığını anlamak için çabalarken mırıldanarak "i-iyiyim" dedi. Liam kardeşine bakmaya devam etti ama Julia gözlerini kaçırıp hiçbir şey söylemeyince önüne döndü ve Kira'ya işaret yaptı.

Kira el frenini çekti ve kemerini çıkardı. Karşılarında yükselen muazzam halk kütüphanesi orta çağ katedralini andırıyordu.

"Hadi gidelim" dedi Liam merdivenler çıkarken. Önlerindeki görkemli halk kütüphanesinin taş merdivenlerini çıkarken hepsi sessiz kaldı.

"Merhaba?" Dedi resepsiyondaki kadın gülümseyerek. Gözlüklerinin çerçevesi kemikti. Yaşlı kadından profesör havası aldı Liam. "Biz bir kitap arıyoruz" kitaplıkları gösterdi.

"Herkes kitap arıyor burası bir kütüphane canım" kadın gülümsedi.

"Yani mitolojik yaratıklarla ilgili bir kitap arıyoruz" gözleri hala kitaplıklardaydı.

"Hemen sağ tarafta sondaki raf" kadın işaret parmağıyla sağ tarafı işaret etti.

"Teşekkür ederiz" dediler ve sondaki rafa doğru gittiler.

Kütüphanenin dışı bir ortaçağ katedralini andırırken içi Liam'a okul kütüphanesini hatırlattı.

"Kitsune, kitsune" diye mırıldanırken gözleri üstünkörü kitapları tarıyor, parmakları da onu takiben kitapların başlıkları üzerinde narince geziniyordu.

"Buldum!" Diye bağırınca bütün gözler bir anda Liam'a döndü. "Pardon" dedi utanarak ve fısıltıyla. Kira, Liam'ın elindeki kitabı çekerek alırken "Sessiz olsana! Kütüphane burası" dedi homurdanarak. Liam omuzlarını kaldırdı ve "üzgünüm" dedi fısıltıyla.

Kira göz devirdi ve "Her neyse. Hadi bakalım şuna" dedi.

Birkaç saat süren araştırma üçünün de bıkıp bırakmasıyla son buldu. Kira, önündeki açık kitaba boş gözlerle bakınırken gözüne çarpan bir paragrafla bütün dikkati geri toplandı.

"Hey hey hey Liam. Buraya bak." Diye bağırdı. Masaya koyduğu kollarına gömdüğü kafasını zorla kaldırdı ve "Ne oldu?" Diye mırıldandı. Kira kitabı işaret ederek "Bak, sanırım buldum." Dedi. "Ley hatlarından bahsettiğimiz zamanı hatırlıyor musun?" Diye devam etti. Liam başını evet anlamında salladı. "İşte biz Beacon Hills'teyken baktığımızda sadece bir kısmını görmüştük. Baksana şuna" kitabın üstündeki birkaç çizginin birleştiği noktayı gösterdi. "Burada da varmış. O ley hattını bulmalıyız. Sonra kılıcı tamir edeceğim." Diye anlattı. Liam bakışlarını çizgilerin birleştiği noktadan bakışlarını çekti ve "E ama nasıl?" Diye karşılık verdi. Kira omuz silkti ve "Çok kolay. Bir insanın dayanamayacağı yükseklikte voltajı kılıca aktaracağım. Zamanında kılıcı öyle tamir etmiştim." Diye anlattı. Liam anlamaya çalışarak "E iyi de o basit bir kılıçtı. Bununla birini geri getirmekten bahsediyoruz" diye konuştu. Julia, Kira'nın lafını ağzına tıkarak araya girdi. "Bence işe yarar." Dedi. "Birkaç sene önce, japon kültürüne çok ilgi duyduğum zamanlar kitsunelerle ilgili bir kitap okumuştum. Kitapta herhangi bir nesne inanılmaz yükseklikte voltajla yüklendiğinde kaybeden özelliğini yerine getirebiliyor ama ucu toprağa saplı olmalı" diye anlattı. Liam araya girdi ve "Bu durumda bu toprak da Ley hatlarının birleştiği nokta" dedi. Kira sertçe kitabı kapattı ve koltuk altına sıkıştırdı.

"Ah çocuklar kitapları kafanıza göre çıkaramazsınız" diye uyarıda bulundu kütüphaneci. "Kiralamalısınız. Onun da belli bir ücreti var." Diye devam etti. Kira, "Bakın, kulağa çılgınca gelecek ama bu ölüm kalım meselesi. Ayrıca işimiz çok uzun sürmeyecek. Söz hemen geri getireceğiz" diye yalvardı. Kütüphaneci kadın, boş bakışlarla "Olmaz!" Dedi. Kira diretmek istedi ama kadının ürkütücü bakışları onu vazgeçirdi. Liam Kira'nın önüne atladı ve "Ee, birgün boyunca kütüphanede yardım ederiz" diye teklifte bulundu. Kadın itiraz etmek istedi ama yardıma ihtiyacı olduğu aşikardı. Kütüphaneci kadın derin bir iç çekti ve "Pekala. Ama bir çizik bile görmek istemiyorum. O kitaplar çok değerli." Dedi.

Julia, Liam'ın omzunun üstünden kadına baktı ve "Teşekkürler" dedi.

Julia bir elindeki navigasyona bir yola bakarak "sağdan, soldan veya dümdüz" diyordu talimatlarda bulunuyordu.

Halihazırda batan güneş son ışıklarını da yayıyordu. Kira, daha fazla geç kalmamak için hızını artırdı.

İlerideki trafik o kadar korkunçtu ki tek bir araba bile on dakika ilerleyemiyordu. Trafiğin ta en arkasında kalınca Julia suratını haritadan çekti ve ileriyi görmeyi denedi ama nafileydi. "Bu ne biçim trafik be!" Dedi homurdanarak. Kira içinden zaten trafiğin ilerleyeceği yok diye geçirdikten sonra el frenini çekti.

"Nereye?" Diye sordu Liam Kira'ya şaşkın şaşkın bakarken. Kira, bir ayağı dışarda, eli de kapının üstünde Liam'a döndü ve "Ön taraflara bakmaya gidiyorum" dedi ve kapıyı kapattı. Kira'nın kapatmasıyla başlayan sağanak kızı sırılsıklam ıslatmıştı. Kira yağmurdan ıslanan kıyafetlerinin tüm vücuduna yapışmasını görmezden gelerek araçların arasından yürümeye başladı.

"Ne yapıyor bu?" Diye söylendi Liam Kira'yı görebildiği yere kadar izlerken.

Yarım saattir sadece on metre gidebilmiş olmaları ortamdaki gerginliği epey bir artırmıştı. Kira başını eline yaslamış "off" diyordu. Liam ise gözlerini açık tutmaya çalışarak etrafı inceliyordu.

Julia arka koltuktan uzanıp "Bu yağmurda hayatta ilerleyemeyiz" diyerek sinir bozucu bir hatırlatmada bulundu. Kira önündeki aynadan ona bir bakış atarken "Sağ ol" diye ironide bulundu.

Liam kapanan gözlerini açmadan "Sinir bozucusun Julia" diye karşılık verdi. Julia da yüzünü buruşturup "hıığğğ" diye karşılık verdi.

Tamamen kaybolan güneş yerini pasparlak, dolunaya bırakmıştı. Liam başını eğerek camdan baktı ve "Siktir..." Diye mırıldandı.

İyice çöken geceyle etraf kapkaranlık olmuştu. Etrafı az da olsa aydınlatan tek şey ayın zayıf ışığı ve Kira'nın arabasının farları.

Geride bıraktıkları trafiğin ardından kuş uçmaz kervan geçmez yollardan gitmeleriyle Liam korkuyu iliklerine kadar hissetti. Yersiz bir ürpertiyle sarsıldı. Açık camını kapatırken "Julia ne kadar kaldı?" Diye sordu. Julia başını navigasyondan kaldırdı ve "Geldik" dedi.

Kira bomboş ve karanlık yoldan saparak yanlardaki koruluğa girdi. Sağda uzanan yolun hemen yanında alabildiğince çimenlik ve ağaçlık bir alan vardı. Yer yer sıklaşan, yer yer seyrekleşen ağaçlar ormanı veya millet parklarını anımsatıyordu.

Kira elini toprağa koydu. Gözlerini kapatarak Ley hatlarının birleştiği noktadaki enerji birikmesini hissetti. "Oldukça geniş bir alan" dedi gözlerini açarken.

Kira, kırılan kılıç parçalarını toprağın üstüne, bir bütün olacak şekilde yerleştirdi ve elini üstüne koydu. Gücünü kullandıkça bütün elektrik direklerinden kıvılcımlar çıkmaya başladı.

Kira, voltajı artırdıkça elektrik direklerinden çıkan kıvılcımlar artıyor, daha uzak mesafeye ulaşıyorlardı.

Kılıcın üzerindeki damar damar elektrikler mavi renkleri alıyordu. Kira hala gücünü artırdıkça o damar damar elektrik bütün kılıcı kapladı. Kılıç masmavi parladıkça birleşiyordu.

Kira kılıcı eline aldı ve şöyle bir baktı. Sevinçle gülerken "İşe yaradı!" Diye bağırdı. Daha önce de konuştukları gibi kılıcı Liam'a verdi.

Liam kılıcı kabzasından sıkıca tuttu ve ucu yere bakacak şekilde çevirdi. Derin bir nefes aldı ve kılıcı hızlıca yere sapladı.

Kılıcın saplandığı yerden birkaç metre ötesine kadar toprak parçası çatladı ve yaklaşık iki metre uzaklıkta bir açıklık oluşmaya başladı. Liam kılıcı bırakmadan yerdeki açıklığa, diğerleri gibi pür dikkat bakıyordu.

Açıklık oluştuktan bir dakika sonra bir el, toprağa tutundu.

Theo...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.