Liam böyle biri değildi... Rüyası onu epeyce etkilemişti.
Yine sağanak yağmurlu bir günde akşam saatlerinde verandanın çatısı yağmuru daha fazla taşıyamamış sağından solundan taşırırken Liam merdivenlerine oturmuş caddeye boş boş bakıyordu.
Sen Julia'ya zarar vermekten başka bir şey yapamazsın...
Düşündükçe kafayı yiyecek gibi oluyordu. Verandanın çatısından damlayan sular saçlarını uzun zaman içinde sırılsıklam etmişti. Sırılsıklam olan saçları yüzüne gözüne yapışmıştı ama Liam görmezden geldi. Kollarını dizlerinin üstünde bağladı ve yüzünü kollarına gömdü.
Gece saatiydi. Bütün ev ahalisi uykuya dalmıştı.
Theo...Ağır ve korkutucu bir ses Theo'ya sesleniyordu. Theo, hissettiği rahatsızlıktan mütevellit yattığı yerde döndü.
Theo...
İkinci kez duyduğu şey bu sefer uyanmasına neden olmuştu. Theo karanlık, sessiz ve ürkütücü odaya giren ay ışığı altında duraksadı.
"Kim var orada?" Diye sordu endişeyle. Ses gelmeyince kontrol etmek için yattığı yerden kalktı ve odayı şöyle bir turladı.
Theo...Aynı ses yine kulağında çınladı. Ses, Theo'ya tanıdık geliyordu. Theo, kimseyi uyandırmamak için karanlıkta sessizce ilerliyordu. Merdivenlere yönelince bir anda merdivenleri çıkmakta olan Liam'a çarpınca ödü koptu. Hızlı nefesler alıp verirken Liam'a kısık sesle bağırarak "Ne yapıyorsun bu saatte. Ödüm koptu!" Dedi. Liam sakinleşmiş görünüyordu. Sessiz ve sakin bir tonda "Asıl senin ne işin var bu saatte burada?" Diye sordu. Theo iç çekti ve "Bir ses duydum. Ona uyanmıştım." Dedi. Liam şöyle bir etrafına bakındı ve "Bizden başka kimse yok." Dedi. Theo, sabır dilerken burun kemerini parmakları arasına aldı ve ovuşturdu.
"Senin sesin değildi zaten. Theo diyordu." Diye anlattı.
Liam tek kaşını kaldırdı ve "Sana sesleniyordu öyle mi?" Diye sordu. Theo başını evet anlamında salladı ve "Ayrıca sesi de tanıdıktı." Dedi. Liam, doğaüstü şeyler olduğuna inanmak istemeyerek "Belki Julia seslenmiştir." Dedi ama Theo Julia olmadığına emindi.
İkisi de emin olmak için Julia'nın odasının kapısını olabildiğince sessizce açıp yatağında mışıl mışıl uyuyan kıza baktılar. Theo, kapıyı kapatmadan fısıltıyla "Sana demiştim." Dedi. Liam ters bir bakışla "Ukalalık yapma Theo." Diye tersledi.
"Gidip uyuyalım." Dedi Liam yavaş ve sessizce kapıyı kapatırken.
Theo...Theo, yatağında uyuyan Liam'a baktı. "Liam?" Diye seslendi ama Liam'dan ses seda gelmedi.
Theo...
Theo bu sefer yatağından çıktı ve yine aynı şekilde evin üst katındaki koridorda yavaşça yürümeye başladı. Mavi tonlarında ve beyaz kareli pijama altı ayaklarının altına kadar uzanıyordu. Gece gördüğü bir rüyadan mıdır bilinmez üstündeki gri tişörtü sırılsıklam olup vücuduna yapışmıştı.
Theo...
Önünde bir karaltı Theo'ya doğru ilerliyordu. İlginç şeklinden ve karanlıktan dolayı Theo ne olduğunu anlayamadı. Birkaç adım önünde durunca karaltı büyüdü, boyu uzadı. Sanırım bir insandı ve galiba ayağa kalkmıştı. Theo kan kokusu alınca Daha da korkmuştu. Beta gözleriyle baktığında göğsünde kocaman bir delik olduğunu gördü. Kaburgaları çıkmıştı ve kalbi yoktu. Onun yerine kocaman korkunç bir delik vardı. Theo, bakışlarını kaldırdığında önünde duran şeyin kız kardeşi olduğunu anladı.
Theo korkuyla geri geri giderken kız da onu takiben üstüne yürüyordu.
"Lütfen...Yapma..." Diye yalvararak duvara yapışana kadar geri geri gitti.
Duvara yapıştığında hemen sağında kalan kapıdan içeri girince katledilmiş ev halkını gördü. Her yer kan gölüne dönmüştü. Theo, korkudan donakalmıştı.
Fal taşı gibi açılan gözleriyle üzerine üzerine yürüyen kardeşine bakıyordu. Kızın yüzünde tarifi olmayan bir nefret ve intikam vardı. Theo'nun göğsü, hızlı ve derin nefesleriyle büyükçe inip kalkıyordu. Daha da geriye girmeyi denedi ama arkasındaki duvar müsade etmiyordu. Kız Theo'ya yaklaştıkça yaklaştı. Theo yalvarmaya devam ederken kız bir anda Theo'nun kalbini söktü. Theo, acı içinde nefes almaya çalışırken sadece kardeşinin gözlerinin içine bakıyordu.
"Theo!" Diye bağırdı Liam, transa geçmiş gibi görünen Theo'ya. Theo uyandığı gibi afallayarak "Hı? Efendim?" Dedi.
Liam Theo'nun omzuna dokunarak "İyi misin?" Diye sordu yumuşak bir sesle. Theo gördüğü şeyin etkisinden henüz çıkamamıştı.
"İyiyim. Bir anlığına başka bir yerdeyim sandım." Diyerek geçiştirdi. Liam, Theo'nun dakikalardır baktığı noktaya baktı. Sonra tekrar gözlerine baktı. Korku doluydu. Her ne görmüştü bilmiyordu Liam ama gördüğü şey kesinlikle korkunç olmalıydı.
"Korkunç bir şey gördün değil mi?" Diye sordu Liam. Theo korku dolu bakışlarını yerden çekti ve Liam'a baktı. "Nereden anladın?" Diye sordu merakla. "Kalp atışların ve kemo sinyaller. Korkunun kokusunu aldım Theo. Ne gördün?" Diye sordu. Theo derin bir iç çekti ve "Sen anlatırsan ben de anlatırım." Dedi.
"Önce morgda uyandım. Dışarı çıktım. Kimse yoktu ama nerede olduğumu da bilmiyordum. Hastane tanıdık gelmişti. Sonra üçüncü kata çıktım ve duvarda sefer tablosu, yanında gişe ve koridorun ortasında raylar gördüm." Theo sözünü kesti. "Vahşi Av mı?" Diye sordu. Liam başını evet anlamında salladı ve "Aynen." Dedi.
"Sefer tablosuna baktığımda nerede olduğumu anladım. Beacon Hillsteydim. Sonra çıkıp kütüphaneye gittim. Japonca bir şeyler vardı. Bazı bilmeceler. Bilmecelere doğru cevap verince önüme bir ekran geldi. Ekrandaki bütün yazılar Japoncaydı ama void kelimesi dışında. Sonra rafların arasında bir tilki gördüm. Sonra kütüphaneden çıktım ve sen geldin. Bana bir şeyler söyledin ama çok öfkeli duruyordun. Sanki nefret ediyordun. Sonra pençelerini karnıma sapladın. Sonra başka bir yerde uyandım. Bir okul dolabıydı. Dolaptan çıkıp etrafıma bakınca Devenford'da olduğumu anladım." Theo yine sözünü kesti. "Devenford'da ne var?" Diye sordu.
"Eski okulum. Beacon Hills Lisesine gelmeden önce orada okuyordum. Koçun arabasını mahvettiğim için okuldan atıldım. Öfke problemimin en kötü dönemiydi." Diye dip not geçti.
"Neyse. Sonra bir anda zil çaldı. Yanımdaki sınıftan ilk Bratt çıktı. Alaycı bir tonla bir şeyler söylemeye başladı. Kötü şeyler...Sonra kendimi bir anda bir kafeste buldum. Geniş bir kafesti. Üstümde Devenford lakros takımı forması vardı. Bratt yine en öndeydi. En zayıf noktamdan vurarak bana ne kadar değersiz ve kötü olduğumu, felaketten başka bir şey getirmediğimi hatırlattı. Bir anda bana toplar atmaya başladılar ama sonra Nolan'ı gördüm. O günkü gibiydi... Sonra sen Nolan'ı öldürdün ve pençelerini yine karnıma geçirdin.
Bu sefer boşluktaydım. Sonra spot ışıkları yandı ve lakros sahasında olduğumu öğrendim. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu..." Daha fazla anlatmak istemedi. Yere düşürdüğü bakışlarını kaldırınca Theo'nun, kendisini ağzı açık dinlediğini fark etti.
"Liam...Buna kabus bile denmez. Tetikleyen bir şeyler olmuş olmalı..." Dedi sessizce. Liam Theo'yu, başıyla işaret etti ve "Sıra sende." Dedi.
"Kız kardeşimi gördüm. Az önce...Buradaydı. İntikam istiyordu. Boş ve delik göğsüyle bana doğru yürüdü ve kalbimi söktü..." Dedi. Sesi fısıltıya dönüşmüştü. Liam, Theo'yu onaylarcasına başını evet anlamında salladı. "Bir şeyler etkiliyor olmalı." Dedi.
"Ama ne?" Diye ekledi Theo.
Sabah kahvaltı saati geldiğinde Liam yorgunluktan zorlanarak masaya oturdu.
Herkes sofradaki leziz kahvaltılıkları ve pankekleri yerken Liam sadece tabağındakilerle oynuyordu. Çatalıyla pankeki iteklerken Jennifer merakla "Liam, neyin var?" Diye sordu. Liam yorgun sesiyle pankekle oynamayı bırakmadan "Yorgunum." Diye cevap verdi.
Liam, kafasına göre oturduğu sırasına iyice yerleşmişti. Matematik kitabını çıkardı ve bekledi.
"Günaydın arkadaşlar." Dedi matematik öğretmeni sınıfa girerken. Hep bir ağızdan "Günaydın Bay Pike." Dediler.
"Evet. Bugünkü konumuz elbette Geometri. Biliyorum hepiniz geometriye bayılıyorsunuz." Dedi ve bir kahkaha attı.
"Evet, geçen haftadan size çalışmanız gerektiğini, gelecek hafta size sorular soracağımı söylemiştim değil mi?" Diye sordu sırasında uyuklayan Liam'a kötücül bir bakış atarken. "Liam Roberts!" Diye bağırdı ama Liam tepki vermedi. Julia öğretmene sessizce "Dunbar diye söylerseniz tepki verir." Dedi. Evet Liam, matematik dersini kardeşiyle ortak alıyordu. Bay Pike bıkkınlıkla "Tamam." Dedi.
"Liam Dunbar!" Diye bağırdı tekrardan. Liam irkilerek uyandı ve "Hı? Efendim." Diye kekeledi. Bay Pike Liam'a oldukça sert ve kötücül bakıyordu. Tahtaya yazdığı soruyu işaret ederken "Neden bizim için ilk soruyu çözmüyorsun? Böylece uykun da açılır değil mi?" Diye sordu ve tahtaya kaldırdı. Liam oflayarak tahtaya kalktı ve öğretmenin elinde tuttuğu tebeşiri aldı.
Liam kendince bir şeyler yapıyordu ama kafası soruda bile değildi. Bir haftadır çok yorgunum ve çok güçsüz hissediyorum. İyileşemiyorum. Ama neden? Diye düşündü. Bir süre sonra tebeşiri kenara bıraktı ve kenara çekildi.
Bay Pike, soruyu ve cevabı incelerken ters ters Liam'a baktı ve "Bay Dunbar. Bu cevapların soruyla uzaktan yakından alakası yok!" Diye çıkıştı. Liam oldukça şaşırmış görünüyordu ve "Nasıl yok?" Diye sordu. Bay Pike sakin kalmak için elinden geleni yapıyordu. Derin bir nefes aldı ve sakince "Liam, bir sorun mu var?" Diye sordu. Liam yüzünü düşürdü ve yere baktı. "Son bir haftadır çok yorgun ve güçsüz hissediyorum ayrıca kolay bir hafta da olmadı. Özür dilerim biliyorum. Daha dikkatli olmalıyım." Diye mırıldandı. Bay Pike derin bir nefes aldı ve "Tamam önemli değil. Ama bir dahakine senden daha iyi bir sonuç bekliyorum Liam. Sorun her neyse hemen çözmelisin." Dedi ve bir elini Liam'ın omzuna koydu. Liam gülümsedi ve "Umarım çözebilirim." Dedi.
Liam kendini, zil çaldığı gibi dışarıya attı.
Julia, Liam'a yetişmeye çalışırken arkasından "Liam, bekle!" Diye bağırdı. Adımlarını hızlandırdı ve Liam'a yetişti. Nefesini düzenlemeye çalışırken "Neydi o?" Diye sordu soluk soluğa. Liam öfke dolu bakışlarını yerden kaldırmadan "Bilmiyorum. Son bir haftadır çok yorgunum tamam mı?" Dedi sinirle. Julia tereddüt ve endişeyle "Liam, kimse yorgunluktan matematik sorusuna cevap olarak 'Evrim' yazmaz." Dedi. Liam Evrim kelimesini garipsemişti. Tahtaya öyle bir şey yazdığını hatırlamıyordu bile. "Emin misin?" Diye sordu merak ve kafa karışıklığıyla.
"Evet eminim. Dönüşüm yazdın, Beta falan yazdın. Hatta Güneş, Ay ve Hakikat yazdın tahtaya. Herkes hiçbir şey anlamamış gibi sana bakıyordu." Diye anlattı. Liam'ın kafası iyice karışmıştı. Soruyu çözdüğüne adı gibi emindi.
"Bu çok ilginç." Dedi önünde durduğu dolabın kapağını açarken. "Ne yazdığımı hatırlamıyorum bile." Dedi dolabını karıştırırken. Elini hızla çekerken kağıda sürtünen parmağı büyük bir acıyla kesildi.
"Ah!" Liam acıyla bağırdı ve parmağını sıkıca tuttu.
"İyileşmiyor..." Diye mırıldandı Julia şaşkınlıkla. Liam kanayan parmağındaki kanı emdi ama tadı yüzünden hemen geri tükürdü. "Hala iyileşmiyor..." Diye mırıldandı. Parmağı, şiddetli bir şekilde kanamaya devam edince Julia dolabını karıştırdı ve bir yara bandı çıkardı. Liam'ın parmağına nazikçe ve sıkıca yapıştırdı.
"Anlamıyorum...İyileşmesi gerekirdi." Dedi neler döndüğünü anlamaya çalışırken. Oturduğu yerde Julia'ya döndü ve "gözlerim parlıyor mu?" Diye sordu gözlerini parlatırken. En azından Liam, parlattığını sanıyordu. Julia hayal kırıklığıyla yüzünü buruşturdu.
Sınavın stresi herkesi normal bir şekilde vurmuşken Liam'ın zihnini çok daha farklı bir şekilde sarmıştı. Sanki hastalanmış, karnı inanılmaz ağrıyor gibi kıvranıyordu. Gözlerini sıkı sıkı kapatıp yüzünü buruşturdu. Karnındaki ağrılar sanki daha da şiddetleniyormuş gibiydi. Elindeki kalemi yere düşürünce ofladı.
Hareketlenmeye dikkati çekilince Julia merakla "İyi misin?" Diye fısıldadı. Liam zorlana zorlana "Lavaboya gitmem lazım!" Dedi kısık sesle.
Aynanın karşısında kendisini incelerken yüzünden akan terleri izledi. Kıpkırmızı olmuş suratı terden parlarken gözlerini kıstı. Sanki başkalaşım geçiriyormuş gibi hissediyor, başı dönüyordu. Liam, aynada kendini incelemeye devam ederken bir anda arkasında bir Dehşet Doktoru gördü. Dalgalanan frekans gibi titreşerek ona yaklaşıyordu. Liam daha önce hiç bu kadar korkmamıştı. Kendisini, kurt adama dönüşmeden önceki çocuk gibi çaresiz hissetti.
Dehşet Doktoru, mekanik sesler çıkara çıkara titreşerek ona yaklaşıyordu. Liam, sırtını ağır ağır doktora döndü ve aynadan izlemeye devam etti.
Yaklaştı...
Daha da yaklaştı...
Liam'ın omzuna elini koydu...
"Ay!" Julia korkuyla kendini kenara atarken arkasından bir şeyleri devirdi. Çıkan patırtıdan daha da korkan kurt kapıyı, başıyla itekleyerek açmaya çalıştı. Kapı çok sıkı kapanmıştı. Julia, yavaş ve dikkatli bir şekilde kapıyı, elinin ucuyla açtı ve kurdun gidişini arkasından izledi.
"O neydi?" Diye sordu kendi kendine. Az önce başına gelenleri öylece sorgularken aklına sınıf geldi. Ya sınıfa gittiyse? Herkesin aklını oynatmıştır. Julia hızlıca telefonunu çıkardı ve Theo'yu çaldırdı.
Telefon hemen yanında, Theo yayılmış televizyona bakıyordu. Elindeki kumandayla kanal değiştirirken bıkkınlıkla ofladı ve kumandayı bıraktı.
"Açsana hadi ya!" Diye söylenirken bir yandan da Liam'ın peşinden koşuyordu.
Julia? Noldu niye aradın beni?
"Acil gelmen lazım..!" Dedi hala peşinden koşarken.
Niye? Diye sordu Theo bir yandan da televizyona söverken.
"Şöyle ki. Liam...İyi değil!" Dedi.
Ben ne yapabilirim lan? Diye sordu tersleyerek.
"İyi değil derken... Dönüştü..." Diyebildi.
Ne demek dönüştü?
"Şu demek. Şu an tamamen bir kurt. Bildiğin dört ayaklı, kuyruklu tüylü bir kurt!"
Ağzı açık kalmıştı. Şaşkınlıkla Ne? Diye sordu. Telaşla sağına soluna bakınırken hemen geliyorum. Dedi...