İçeriğe geç

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 1

Yeni bir başlangıç

Sürü en son bir araya geleli ve dağılalı birkaç ay oluyordu. Herkes şimdi ülkenin dört bir yanına dağılmış, hayatlarını kurmakla ilgileniyorlardı. Lakin işler Liam için hiç de o yönde olmadı. Herkes, ülkenin hatta dünyanın dört bir yanındaki Nemeton -Doğaüstü varlıklar için bir fener- şehirlerine gitmişlerdi. Ama Liam'ın gittiği yer tamamen normaldi. Kurt Adamlara inanmayan, kanimaların, kimeraların, banhseelerin, görünmez olabilen insanların olmadığı bir yerdi. Yalnız kalmıştı Liam. Alfa'sını özlemişti.

"Liam!" tarih dersi anlatmaktan çok Liam'ı uyandırmaya çalışan öğretmen başına zebani gibi dikilmiş hala "Liam!" diye bas bas bağırıyordu. Rüyasında "Liam" sesi duymaktan yavaş yavaş kendine gelen Liam başını irkilerek kaldırdı ve başında dikilen tarih öğretmenine boş boş bakarken "Ö-özür dilerim" dedi ve başını iyice kaldırdı. Birbirine kavuşturduğu kollarını kaldırdı. Önüne düşen saçlarını sağ eliyle arkaya doğru yapıştırıp defterini açtı.

"Söyle bakalım Liam. En son ne anlattım?" dedi tarih öğretmeni kollarını önünde kavuşturmuş Liam'a imalı imalı bakarken.

"Ee ben şey. Ben dalmışım da" dedi Liam utanarak. Öğretmen derin bir iç çekerken kollarını vücudunun yanlarına düşürdü ve tahtaya döndü. Tahtayı silerken sakin ama rencide edici bir ses tonuyla "Pekala Liam, tahtaya gel ve bize bir konu anlat." dedi ve duraksadı. Elinde silgiyle Liam'a döndü ve "Amerika Tarihini anlatmaya ne dersin?" diye sordu. Liam ne kadar itiraz etmek istese de edemedi ama içinden zilin çalması için Tanrıya dua ediyordu. Liam biraz oyalandı ve kulakları sağır edici zil sesi altında işaret parmağını havaya kaldırdı ve "Belki yarın" dedi ve gülümsedi. Zil kulakları sağır etmeye devam ederken Liam sırt çantasını kapıp koşarak sınıftan çıktı. Tüm bu yenilik ve monotonluk hem canını sıkıyor hem de onu öfkelendiriyordu. Eski günlerin de özlemi bunun üstüne binince dönüşmemek için avuç içlerini kanatıyordu. Her gün ellerini sarmaktan evde sargı bezi kalmamıştı.

Eve geldiği gibi odasına kapandı ve yatağına girdi. Yaşadığı yeni yeri ve yeni ailesini hiç sevmemişti. Evet, yeni bir ailesi vardı çünkü birkaç ay önce avcılar sırf onu avlamak için ailesini öldürmüştü. Ayrıca hala reşit değildi. 17 yaşında genç bir çocuktu daha. Hiçbir şeyden haberi olmayan ailesi onunla sürekli konuşmaya çalışsa da sonu kavga dövüşle bitiyordu. Tam yorgunluktan gözleri kapanıyordu ki hemen karşısındaki kapı tıkladı.

"Liam?" dedi annesi ve kapıyı açtı. Oğlunun -üvey- o güzel yüzünü görmeyi bekliyordu ama Liam yorganı kafasına kadar çekti ve sıkıca tuttu. Annesi yanına yavaşça oturup önce onun konuşmasını umutsuzca beklese de ilk konuşan yine annesi olmuştu. Genç kadın yutkundu ve düşüncelerini toparlamak için etrafına bakındı.

"Bak Liam. Aylardır bu evdesin ama tek kelime etmedin. Ne zaman seninle konuşmaya çalışsak hep kavga çıkıyor. Lütfen bebeğim-"

"Bana bebeğim deme!" öfkeyle bağırdı Liam.

"Özür dilerim. Lütfen...Liam, benimle konuş."

Liam oflayarak yorganı açtı ve hızlı ve öfkeyle annesine dönüp "Ne duymak istiyorsun?" diye sordu. Sakinliğini korumaya o kadar çok çalışıyordu ki yorganın altında kalan ellerini yine kanatıyordu.

"Herhangi bir şey. Liam, bak öfke problemin var anlıyorum ve belli ki geldiğin yerde de bir şeyler yaşamışsın ama artık yeni bir hayatın var. Yeni ailen yeni okulun ve yeni arkadaşların-"

"Hiçbir zaman olmadı!" sesi bu sefer daha gür çıkmıştı. O kadar gür çıkmıştı ki hırlaması duyuluyordu. Jennifer -Annesi- korkuyla geri çekildi ve "Pekala. Konuşmaya hazır olduğunda seni bekliyor olacağım." dedi ve yavaşça kalktı yanından. Liam'ı kendi çocuğu gibi seviyor, asla kızından ayrı tutmuyordu. Onun bu haline duyduğu üzüntü tarif edilemezdi çünkü Liam hem okulda hem de evde yürüyen ölü gibiydi. Arkadaşlarına olan özlemi onu içten içe kavuruyordu. İçinde kopan fırtınalar sürekli sinirli hissetmesine neden oluyordu.

"Hey Liam," dedi Julia, kardeşinin ne kadar sinirli ve korkutucu olduğu gerçeğine aldırış etmeden. Liam, "Git başımdan Julia" diye çıkışsa da Julia onu rahat bırakmamak konusunda ısrarcıydı. Sıcak ve içten bir gülümsemeyle Liam'a baktı ve "Benimle geliyorsun" dedi ona doğru yaklaşırken. Liam'ın hırlaması odanın her yerinden dıuyuluyordu. Sesi duyan Julia bir anlığına durdu ve sese dikkatini vererek "Bunu duydun mu? Buralarda pek fazla vahşi hayvan olmaz ama şu sıralar gelecekleri tuttu galiba." dedi. Liam yüzündeki ölümcül öfkeyi bozmadan "duydum, çünkü o sesi ben çıkardım." diye homurdandı. Julia biraz duraksadı ve katıla katıla gülerken "Güzel şaka" dedi. Hala gülmeye devam ediyordu. Liam bu sefer azı dişlerini de göstererek daha yüksek sesle hırladı. Julia bu sefer daha da ikna olmuş gibi duruyordu lakin bu onu, Liam'ı ikna edip akşamki partiye götürmekten alıkoymadı. "Hadi minik kurt. Hazırlan da gidelim." diye alay etti Liam'ı elinden tutup çekiştirirken. Liam elini hızlıca çekip kurtardı ve bağırarak "hiçbir yere gelmiyorum. Ayrıca bana bir daha minik kurt dersen sana gösteririm minik kurdu!" Diye bağırdı ama Julia'yı bu tehdidi de durdurmadı. Liam derin bir nefes aldı ve "Gelirsem beni ömür boyu rahat bırakacak mısın?" Diye sordu bıkkınlıkla.

Julia samimi ve sıcak gülümsemesiyle "Sonsuza dek" dedi. "Ama bazı şartlarım var" diye devam etti. "Kendine bir eş bulup dans edecek ve insanlarla kaynaşacaksın" dedi ama der demez Liam'ın "Rüyanda görürsün o zaman!" Diye bağırması onu bir an şaşırttı. Yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuş masmavi gözlerinden ateş püskürüyordu. "Tamam o zaman sadece şık giyin ve kenarda bir yerde takıl." dedi göz devirerek. Liam omuz silkti ve "Bunu yapabilirim." dedi.

Julia alaycı bir gülümsemeyle "Seni ben hazırlayacağım" dedi heyecandan yerinde zıplarken. Liam'ın elinden tuttu ve onu yatağın dışına sürükledi. Liam, uzun süre sonra ilk defa birinin elini eline değdirince hissettiği şey öfkesini alıp götürmüş, yerine rahatlatmıştı. Nabzı hızlanmaya başlayınca gözleri parladı ama bunu fark edince Julia'nın görmesinden korkup gözlerini kapattı.

Liam gözleri kapalı bir şekilde Julia'nın onu hazırlamasına müsade ederken bir anda gözlerini açtı ama kardeşinin yemyeşil gözlerini kendi gözlerine yakın görünce beyninden vurulmuşa döndü. Liam o yemyeşil gözlerden ayırmıyordu gözlerini. Yüzünü inceliyordu, fındık burnunu, hafif kızarmış yanaklarını, saçlarını, pespembe dudaklarını. Arada bir gözlerine geri dönüyor, onları epeyce izliyordu. Kalp atışlarını dinlerken aynı zamanda o narin ellerinin yakasını düzeltişini hissediyordu. O hisse odaklandı. Kızın elinin, Liam'ın saçlarına gitmesi. Uzun saçlarını arkaya doğru taraması ve eliyle yapıştırması. O yemyeşil gözler arada bir masmavi gözlere değiyordu. Kurdukları göz temasındaki sıcaklık ortalığı o kadar ısıtıyordu ki Julia terlemişti.

Julia hemen arkasındaki aynaya döndü ve saçlarını gelişigüzel toplarken kendi üzerinde toplanan o masmavi bakışları fark etti. Aynadan Liam'ın gözlerine kilitlendi ve ellerini iki yana düşürdü. Liam gülümsemiyordu, aksine ona hayranlıkla bakıyordu. Julia'nın dolgun yanakları iyice kızarmıştı. Utancından gülümsedi ve "Özür dilerim. Normalde böyle bakışlara alışığım ama sen bir garip hissettirdin" dedi, iyice kızarıyordu.

Liam kendine geldiğinde "Özür dilerim rahatsız ettiysem." diye af diledi. Julia gülümsedi ve kendi eseriyle gurur duyarcasına Liam'ı şöyle baştan aşağı süzdü ve "Hazırsın. Bekle de ben de hazırlanayım." dedi.

Liam kapalı kapının önünde beklerken etrafı inceliyor, son birkaç ayı düşünüyordu.

10 dakika ya geçti ya geçmedi Liam'ın "Hadi artık ağaç oldum burada!" diyen şikayetleri havayı dolduruyordu. Julia kapıyı hemen açtı ve üzerini düzeltirken utanarak "ee nasıl olmuşum?" Diye sordu. Utandığı yüzünden okunuyordu. Sesi de elleri gibi heyecandan titriyordu. Liam, gözlerini dikmiş Julia'yı inceliyordu. Siyah saçlarını tepeden sıkıca topuz yapmıştı, saçlarının rengiyle aynı tonda siyah bir elbisesi vardı. Göğüslerinin altından karnına üçgen bir açıklık vardı. Gözlerini ortaya çıkaran parlak, zümrüt bir kolyesi vardı. Kulağındaki küpeler altındandı ve yıldız şeklindeydi. Ayağındaki siyah, kadife ayakkabıların topukları oldukça yüksekti. Diz kapağının bir karış üstünde kalan elbise üstüne cuk oturmuştu. Liam başını salladı ve dikkatini toplayarak "Güzel olmuşsun." dedi. Elinden geldiğince soğuk görünmek istiyor, yelkenleri suya indirmemeye çalışıyordu.

"Sadece güzel olmuşsun mu?" Diye sordu Julia hayal kırıklığıyla. Daha güzel bir iltifat bekliyordu. Gülümsedi ve "Bakışların daha fazlasını söylüyordu." dedi muzip bakışlarla. Liam ne kadar inkar etse de Julia'nın inanma isteği Liam'ı tamamen reddediyordu.

Julia utanarak kolunu okşadı ve "Hadi gidelim" dedi önden çıkarak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.