Hava hafifti, rüzgar tatlı tatlı esiyordu ama Leyla’nın kalbi adeta bir devir daim pompası gibi gümbürdüyordu. Araz karşısındaydı. Leyla heyecanla ellerini birbirine kenetledi, gözlerinin içine bakarak sordu:
"Araz... Hani bize geleceksin ya yemeğe, sabah kahvaltısında ne yemek istersin? Yani özellikle... özellikle istediğin özel bir şey var mı?"
Araz omuz silkti, son derece sakin ve sıradan bir ses tonuyla cevap verdi:
"Menemen."
İşte o an zaman durdu. Leyla’nın beyninde şimşekler çaktı. Araz’ın dudaklarından dökülen o tek sözcük, Leyla’nın kulaklarında devasa bir amfiden çıkıyormuşçasına yankılanmaya başladı:
Menemen... Menemen... MENEMEN...
Sanki rüzgar bile "menemen" diye esiyor, caddedeki arabaların kornaları "me-ne-men" diye çalıyordu. Leyla’nın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.
"Tamam!" diye bağırdı Leyla aniden. "Hallediyorum!"
Araz daha ne olduğunu anlayamadan, Leyla arkasını dönüp bir maraton koşucusu gibi depar atmaya başladı. Sokakları, kaldırımları, merdivenleri üçer beşer atlayarak geçti. Hedef tekti: Mutfak!
Evden içeri adeta kapıyı kırarcasına girdi. Çantasını bir kenara fırlattı, önlüğünü bir süper kahraman pelerini gibi boynuna geçirdi.
Mutfak tezgahının başına geçtiğinde yüzünde intikam almaya hazırlanan bir komutan ifadesi vardı. Bıçağını çekip biberlere doğru döndü. Tak! Biberin sapını tek bir bıçak darbesiyle, santimetrik bir hassasiyetle kesti.
Sıra en kritik aşamaya gelmişti: Domatesler.
Leyla sıcak suyu domateslerin üzerine gezdirdi. Ardından o tarihi an geldi... Bıçak kullanmadı. Soyacak kullanmadı. Tırnaklarını domatesin kırmızı kabuğuna geçirdi ve kabukları kendi elleriyle, tek tek soymaya başladı. Her soyuşunda içinden "Araz için... Hepsi Araz için..." diye fısıldıyordu.
Domatesler doğrandı, biberler tereyağında cızırdayarak kavruldu. Yumurtalar tam kıvamında kırıldı. Tava ocakta hafif hafif tüterken Leyla zafer kazanmış bir edayla derin bir nefes aldı. Menemen hazırdı!
Birkaç dakika sonra kapı çaldı. Araz içeri girdi ve masaya oturdu. Leyla, dumanı üstünde tüten tavayı masanın tam ortasına gururla bıraktı.
"İşte..." dedi Leyla, nefes nefese. "Sana... kendi ellerimle soyduğum domateslerle yaptığım menemen."
Araz tavaya baktı. Sonra çatalla bir parça aldı, tam ağzına götürecekken durdu. Yüzünü hafifçe ekşitti.
"Leyla..." dedi Araz çatalla menemeni karıştırarak. "Benim domates alerjim vardı ya, hani geçen hafta söylemiştim? Yiyemem ki ben bunu..."
Leyla masanın başında dikey bir heykel gibi donup kaldı. Kulaklarında yine aynı ses yankılanmaya başladı:
Yiyemem... Yiyemem... YİYEMEM...



